LİBERAL SAĞLIK, AFİYET KAZIK

LİBERAL SAĞLIK, AFİYET KAZIK

Hastaneler çoğu kez yaşamın başlangıç ve bitim noktalarıdır. Tıp, öğrenimi en uzun ve çileli bilimdir. Çünkü hekim, insan yaşamını belli bir kalitede tutmak, hatta uzatmak ya da kısaltmak sorumluluğunu taşır. Dolayısıyla hastane ve doktoru buluşturan sağlık sektörü hepimizi ilgilendirdiği gibi, iyi doktor tarafından doğru tedavi edilmek istiyorsak, doktorların da iyi koşullarda yaşamasını ve çalışmasını sağlamak gerekir.

Oysa Türkiye’de son yıllarda pıtrak gibi biten özel hastaneler, AKP’nin halkın sağlık hizmetlerine daha kolay, daha ucuz, hatta bedava ulaşmasını hedefleyen yaptırımlarıyla birleşince, prensipte “oh” çektiren tablo, pratikte “vah” dedirtiyor.

Örneğin, Türkiye’yi donatıp dünyada hastane açmaya başlayan bir girişimcinin holding hastanelerinde, kürekle para ödeyen hastaların (tam kan tahlili 1000 TL’den aşağı değil) iyi ve doğru tedavi beklediği doktorlar, iki ayda, dört ayda bir ve bazıları, beş ay gecikmeli maaş alabiliyorlar. Bu müthiş girişimcinin İstanbul hastanelerinden birinde çalışan karı koca doktor, halen banka kredi borçlarını, banka kredisiyle ödeyerek yaşamaya çalışıyorlar.

Elbette ki tüm özel hastaneler, böyle bir sömürü düzeni üzerine kurulu değil. Zaten doktor sömürüsü üzerine kurulu olanları saptamak da zor değil. Nerede çokluk orada berbatlık hesabı, hangi hastane zinciri aşırı hızla genişliyorsa, orada kofluk var, anlamına geliyor...

Bir çok hastane zinciri, yeni hastanelerle genişlemek için devlet teşviği aldı. Devlet teşviği ne demek? Sizin, benim vergilerimiz demek. İyi, güzel. Ama devlet teşvikiyle hastane kuran bu girişimcilerin çoğu, bunları sonradan yabancılara satıp bir güzel para kazandılar, oysa hastalara verilen sağlık hizmeti daha da pahalılaştı. Çünkü her alan, cebinden çıkanı hastaya yüklemek peşinde. Üstelik özel hastanelerin pıtrak gibi artışı, sağlık sektörünü amansız bir rekabetin içine çekti ve insan yaşamını, maliyet/kazanç hesaplarına rehin bıraktı.

Salt özel sektörde değil, kamu sektöründe de kazanç mantığıyla yönlendirilen sağlık hizmeti, kurumların sayısal artışına karşın kalite olarak her geçen gün biraz daha düşüyor. Ama özel hastanelerde skandal boyutlara ulaştı. Genel kanı özel sektörde çok, kamuda az ücret verildiğidir değil mi? Sağlık sektöründe tam tersi: Maliyetleri aşağı çekmek derdindeki özel hastanelerde çalışanların aylıkları, özellikle de doktor ücretleri kırpıla kırpıla kuşa döndü. Örneğin bir doktor, SGK ile anlaşmalı özel hastanede baktığı her hastadan en iyi koşullarda sadece 7,5 TL hakediş alabilmekte. İnsanca yaşayabilmek için aşırı sayıda hastaya bakıyor, ancak her hastaya ayırdığı zaman, ilgi ve dikkat, elbette sayı arttıkça azalıyor. Hastayı “rantabl” hale getirmek için hastanenin dayattığı, çoğu kez gereksiz olan, bazen gözle görüneni parayla doğrulamaktan öteye geçmeyen tahlildi, röntgendi, skanerdi, dopler’di ve sürü sepet gereksiz ilaç reçetesi yazdırmak da cabası.

Türkiye’deki özel hastanelerde normal doğum kalmadığının farkında mısınız? Bu hastanelerde sorunsuz doğum yapabilecek tüm hamile kadınlara sezaryen öğütleniyor, dayatılıyor. Ve hiç birine, ilerki yaşlarda sezaryenden kaynaklanacak vajina daralması başta, türlü sağlık sorunları anlatılmıyor. Normal mi sizce?

Bir yandan hastanın masrafını arttırmaya koşullanan doktorlar, öte yandan maliyeti aşağı çekmek uğrunda, sözleşmesiz çalışmaya zorlanıyorlar. Halen İstanbul’daki özel hastanelerde, yüz doktordan otuzu sözleşmesiz çalışıyor. Sözleşmesi olanlara da kıyak geçilmiyor zaten: % 68’inin ücreti, sözleşmede eksik beyan ediliyor ve bu eksiklik, emeklilik maaşlarına da yansıyor. SGK’nın hakedişleri geç ödediği gerekçe gösterilerek aylarca aylık verilmiyor, böylece doktorların sırtından “özel hastaneci” patronlara faizsiz finansman sağlanıyor.

Muayenehane açmaya getirilen kısıtlamalar da bu zorlamanın bir parçası. Hastalar iyi tedavi ediliyormuş, kötü tedavi görüyormuş, kamuda yığılmış, özelde sağılıyormuş, kimin umurunda? Zaten Allah’ın dediği olmaz mı, hastalar ona emanet...

Son süreçte devlet artık yeni hastane açılmasına izin vermiyor. Daha fazla, daha hızlı –ve yetersiz- doktor yetiştirip ucuza çalıştırmak peşinde. Kurbanlık Angus ithal eden bu sistem, olmazsa doktor bile ithal eder de, artık Endonezya’dan mı doktorlar koşar gelir bu parlak koşullara, yoksa Pakistan’dan mı, bilinmez.

Oysa insan canı, liberal ekonomi kurallarına göre işletilen bir sermaye değildir. Sağlık sistemi, bezirganlığa bırakılmayacak kadar önemlidir. Çünkü hayatidir.

Hipokrat yeminine sadık kalan, gerçek doktorların soyu tükenmeden, onlara sahip çıkalım.

MGK