Sorun çözmek baş örtmek
Vatan
«Yürüttüğü fikrin yerinde saymasına şaşırıyordu.
Oysa fikri sabitti ve tabii ki ilerlemiyordu. »
Jacques PREVERT
Güneydoğu’da bombalar patlıyor. Cenazelerin sayısı, yüreklere yüklediği kinle doğru orantılı artıyor. Türkler, PKK’lılara hain, kurşunlarına kahpe ve aldıkları asker canlarına « şehit » diyorlar. PKK ise Türklere « hain » ve kendi safında düşenlere « şehit ». Yalnız çarpışanlar arasında değil, asker oğlunu yitiren ana babalarla terörist aileleri arasında yükseliyor düşmanlık. Her cenaze bir gövde gösterisine dönüşüyor taraflar için.
Galeyana gelen halklar, linç girişimleri birbirini izliyor. Bölgeye dair hiç bir haber hayra alamet değil. Tehlike ibresi kırmızıda. Göz göre göre, gözümüzün önünde bir iç çatışmaya doğru kayıyor Türkiye.
Şemdinli’de olanlar, böyle bir çatışmayı körükleyen karanlık güçlerin harekete geçtiğini gösteriyor. Bu provokatörler, demek ki ülkemizde bir Türk-Kürt çatışmasından yarar uman birilerinin hizmetinde. O birilerin kim olduklarını aramak, ülkeyi kana bulayacak ve belki de bölecek böyle bir çatışmanın « kime ve neye » yarayacağını ivedilikle saptamak gerekiyor.
Acaba köpek beslenen eve meleklerin girmeyeceğini BİLE bilen ilahiyat Profesörü Dr. Orhan Çeker’e sorsak, ülkenin kanına kimlerin niye girdiğini bilir mi ?
Avrupa Birliği ile müzakereler başlayacak ve Türkiye’ye, birliğin kendi içinde iflas etmiş, mali kaynaklarını heba etmiş yanlış, ucube ve işsizlik yaratan « tarım politikası » dayatılacak. Fiatları aşağı çekmek için uygulanan düşük kırsal nüfuslu yoğun (kimyasal) tarım modeli, AB ülkelerinde toprakaltını kirletti, suları zehirledi, inekleri delirtti, sebzeleri çıldırttı… Eskiden on köylüye istihdam sağlayan bir tarım etkinliğinde, bugün aynı etkinlik tek köylüye indirgeneliberi, işsiz kalan 9 köylü kentlere göç etti, başka bir alanda istihdam edilemedi ve bugün sosyal yardımlarla sürünüyor, toplumun tortusunu oluşturuyor, zaten « işsiz » kalifiye işçilerle birlikte patlamaya hazır varoşları dolduruyor. AB sübvansiyonlarının %40’ı, işlenmeyen toprak ve çalıştırılmayan tarımcılara gidiyor. Küreselleşmenin belki de en acı sonucu, toplumların tabanını eriten ve işsizler ordusu yaratan bu tarım politikası, er geç değişecek ve İngiltere’nin bastırmasıyla sübvansiyonlar da önemli ölçüde azaltılacak.
AB’nin Türkiye’ye dayatacağı, bence toplumsal barış açısından en tehlikeli politika, tarım nüfusunun süratle azaltılmasını talep eden bu politika. Her yerde, ABD’de bile işsiz orduları yarattı. Yalnızca Çin uygulamıyor. Türkiye, « he » derse köylü nüfusunun büyük bölümü kentlere akacak, istihdam edilemeyecek ve zaten kentleşme politikası anarşik büyük şehirler yeni « işsiz » göçüyle çökecek. Buna karşılık Türkiye’ye vaadedilen sübvansiyonlar, AB’nin mutlaka değişecek yeni tarım politikası nedeniyle kesilecek ve ülke, topraklarından koparıp kentlerde lumpenleştirdiği işsiz köylü nüfusuyla baş başa kalacak.
Acaba AİHM türban yasağını çözse, bizim hükümet AB’nin tarım politikasına karşı durur mu ?
Ülkede tüm kızlar kadınlar tesettüre girse, taciz, tecavüz, cinayet işlenmez mi ? Topyekün alkol yasağı ilan edilse, her parkın ortasına ve kent meydanına Atatürk heykeli yerine camii dikilse hırsızlık, gasp, magandalık biter mi ? Herkes namaz kılsa, oruç tutsa, kurban kesse… İşsizlere iş bulunur mu Türkiye’de ?
Her doktor imam olsa, hasta yakınları hastane basıp başhekim öldürmez mi ? Herkes Hacca gidip hacı dönse, töre cinayeti işlenmez mi ? Tüm kadrolar imam hatipli olsa, millete ümmet, ümmete de Sünni Müslüman denilse, PKK biter mi Türkiye’de ?
Bu soruların yanıtı « evet »se, doğru değildir. « Hayır »sa, hükümetin fikri sabit, Türkiye yerinde saymakla mükelleftir.
---------------------------------