Tarihin tekerleği
Cumhuriyet · 13 Ocak 1979
Filmlerin ve romanların değişmeyen bir şirinliği de, bayılanların, ayılırken kürdili hicazkâr makamında hep aynı soruyu sormalarıdır:
— Iıınnh! Nerdeyim ben?
Havadaki nane ruhu oranı biraz yüksek olan şu son günlerde, çok kimse bir baygınlıktan aygınlığa geçiyor olmalı ki bir cayırtıdır kopuyor:
— Nerdeyiiiz? Nereye gidiyoruuuz?
Rahmetli hoca, eşeğiyle gezintiye çıktığı bir gün yolunu şaşırıp, rastladığı ilk köylüden yardım istemiş:
— De hele, nerdeyim ben?
Köylü şöyle bir bakıp, yapıştırmış cevabı:
— Eşeğinin üstündesin!
Tabii ne rahmetli hoca muhalefet, ne de hazırcevap köylü hükümet olmadığı için, bu minik şaka bir anlam taşımıyor. Fakat gerek iktidar, gerekse muhalefet konuya bundan farklı bir açıklık getirmediğinden, nereye gittiğimizi anlamak için az daha ayılıp, soruyu başka türlü sormak gerekiyor galiba:
— Nereden geliyoruz? diye örneğin.
Borç bulmak için dünyayı dört döndüğümüze, çapulcuları talandan, yağmacıları devamdan, Ergenekon yolcularını da davadan döndüremediğimize göre...
Göç edip geldik, göçüp gidiyoruz işte.
