Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1986

Rüzgârın peşinde, ölüme nanik...

Cumhuriyet · 16 Kasım 1986

Daha gençken, hatta on yıl öncesine kadar dünyayı bir avuçta yutmak isterdim. Sabırsızdım, beklemek nedir bilmezdim. Artık günlerim sayılı, ama hiç acelem kalmadı.''

Bu sözlerin sahibi yaşlı sinema kurdu Joris Iven, tam 88'inci sonbaharında. Geçen ay, almış yanına astımıl yarım akcigerini, katarakt başlangıcını, alyuvar yetmezliğini ve düşmüş koca Çir yollarına. Yanında hastalıklarının dışında, üç kamera, bir solunum yollaru uzmanı, bir sürü Fransız, bir sürü Çinli, bir dizi savaş uçağı, bir dizi rüzgâr pervanesi var. Ve arkasında, tam on milyarlık bir prodüksiyon sermayesi. Çünkü İpek Yolu'nda ilerleyen Ortaçağ kervanlarına taş çıkartan bu ''sinemaskop kılıklı'' garip film kafilesine, Çin, Fransa, Hollanda ve Almanya yatırım yapmış durumda.

İlk filminden bu yana geçen yetmiş beş yıl süresince, dünyanın neresinde bir bağımsızlık savaşı verildiyse, nerede bir devrim olduysa, Çin destanından İspanya İç Savaşı'na, Vietnam'dan Küba'ya, her yerde Joris Ivens ve kamerası, kamerası ve Joris Ivens vardı. Paris'te Eisenstein'a hayrandı. Çu En Lay ve John Ford ile dostluk kurdu. Hemingway'i İspanya İç Savaşı'na o sürükledi. Roosevelt'in ve Ho Chi Minh'in sofralarında yer aldı. Greta Garbo'ya senaryo yazdı.

Uzun beyaz saçları, başını her oynatışta samanyolu gibi uçuşan ve gözleri yıldız yıldız bu yaşlı adam, Joris Ivens, yaşamına yakından bakanlara tarih öncesi çağların dinazorlarını düşündürüyor. On dokuzuncu yüzyıl sonlarından yirminci yüzyıl sonlarına dayanan ömrü, karşılaştığı tüm insanların, görüntülediği tüm savaşların, sevdiği tüm kadınların ömürlerini aşmış. Biri dışında: Otuz yıllık son karısı Marceline. Fransız olan Marceline, Joris'ten bile dişli çıkmış: Auschwitz Toplama Kampı'ndan arta kalanlardan.

Çağının tanığı Joris, zamanını bu tanıklığa kanıt olacak olayları görüntülemekle geçirmiş. Görüntüye aktaramadığı, ama unutamadıkları daha çok.

— Örneğin, Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Hollandalı arkadaşlarının Naziler tarafından tuzağa düşürülüp -niçin öldüklerini bilerek- kurşuna dizilmesi... Daha çok sayıda Sovyet arkadaşının, -ne için ve hangi amaçla can verdiklerini bilemeden- Stalinci mahkemeler tarafından öldürülmesi.

Ama bugün, umutsuz bir meslektaşı kendisine ''Her şey bitti!'' diye dert yandığı zaman, ''Hayır'', diyebiliyor. ''Yaşam orman gibi yeniden yeşerecektir.''

Tarihin dişleri keskin. Tarihe ''yem olmadan'' mal olmuş bu değerli sinemacının yaşamına biraz daha yakından bakalım isterseniz:

Yıl 1911, Hollanda. Joris Ivens sinema tarihinin ilk westernler'nden birini çekiyor. ''Wigwam'' ya da Ateşli Ok. İntikam peşindeki Kızılderili rolünde Joris; annesi ve babası da minnacık Hollanda bahçesinin dibinde yollarını kaybeden öncü beyazlar... Joris o sırada 13, yani aşağı yukarı sinema makinesinin tarihiyle yaşıt. Bu tutku onu ömür boyu peşinden sürükleyecek.

Yıl 1922. Fotoğraf mağazası sahibi babasının izni ve cepleri şıkır şıkır guldenlerle dolu olarak, Berlin'e fotoğrafçılık öğrenimi yapmaya gidiyor. Dönem Bauhaus, Brecht, Marnau, Fritz Lang, siyasal cinayetler ve inanılmaz ölçülere varan enflasyon dönemleri. Joris, babasının verdiği guldenlerle kendini hiçbir zaman olmadığı ve olamayacağı kadar zengin hissediyor. Ve birden, kapitalist paranın artık hiçbir anlamı kalmadığı duygusuna kapılıyor.

— Yıl 1930-32, Moskova. Joris, Eisenstein'ın evinde votkalı geceler yaşamakta. Günün birinde Lenin'in kabri önünde bir törene çağrılıyor. Kabir o sıralar henüz tahtadan bir peyke. Anıtsal biçimini daha almamış. Stalin törene başkanlık ediyor. Önünden, sırasıyla parti üyeleri, işçiler, kolhoz temsilcileri ve halk geçiyor. Birkaç köylü, ucuna karnıbahar taktıkları bir kazığı, Stalin'in burnunun dibine yaklaştırıp sallıyorlar. Stalin, katılıyor gülmekten ve bağırıyor:

''Yamansınız yoldaşlar, devam edin!''

Fazla değil, iki yıl içerisinde halk ile Stalin'in arasında bir uçurumun açılmasına tanık oluyor Joris. Halk, Lenin'in kabrinin önce elli metre uzağından, sonra da yüz metre açığından geçmeye başlıyor. Önceleri polis, sonraları ise ordu tarafından kordona alınarak... Ve Kızıl Meydan'da artık karnıbaharlara rastlanmıyor.

1937. Azıcık solculuk taslamanın ''henüz'' moda olduğu New York'ta kısa bir süre kalan Joris Ivens, Hemingway'le birlikte İspanya İç Savaşı'nı görüntülemeye gidiyor. Ivens'in ne yapmak istediği ve kimden yana olduğu belli. Ama Hemingway için böyle bir seçim henüz kesin değil. Başlangıçta, Hemingway'de köklü bir antifaşist koşullanma yok. Onun gözünde İspanya'da iki cephe var ve her iki tarafta da insanlar vuruşuyor. Savaşı lanetliyor Hemingway. Ondan öteye, yücelttiği cesaret duygusunu görüyor, o kadar.

Birkaç ay sonra Amerika'ya dönen iki sanatçı, Başkan'ın karısıyla pek ahbap olan Hemingway'in sevgilisinin gayretleriyle Beyaz Saray'a yemeğe davet ettiriyorlar kendilerini. Amaçları, yaptıkları filmi Roosevelt'e göstererek Amerika'nın Cumhuriyetçilere koyduğu silah ambargosunu kaldırmasını sağlamaya çalışmak. Roosevelt, filmi seyrettikten sonra çok duygulanıp, ''Açık ve ilk kez olarak orada, İspanya halkının bir savaş verdiğini gösterdiniz bana'' diyor.

Joris'in aklı ise çoktan başka bir yörüngeye oturmuş: Takvimler 7 Temmuz 1937'yi gösteriyor. Japonya, Çin'i kuzeyinden istilaya başlamış. 1938 ocağında Joris Ivens, uzun sefer uçaklarıyla Pasifik Okyanusu'nu aşan ilk yolculardan biri olarak Hong Kong'a doğru uçuyor. Ondan önceki uçak okyanusa saplanıp kalmışken hem de...

Joris, Çin'e ayak basar basmaz Çan Kay Şek'in bölükleriyle cephede alıyor soluğu. O dönem, milliyetçi ve komünistlerin ortak düşman istilacı Japon'a karşı birlikte savaşmak kararını verdikleri dönem. Ama Joris'in aklı fikri kuzeye gitmek, Yenan'daki Mao Tse Tung'un hareket ordusuna ulaşmakta. İki kurmay karargâhı arasındaki irtibatı sağlamakla görevli olan Çu En Lay, dostu Joris Ivens'e:

''Milliyetçilerle yaptığın anlaşmayı bozmamalısın'' öğüdünü verir. ''Yapacağın film, Çin'in Japonlara karşı tek bir cephede birleştiğini göstermeli. Şimdi Yenan'a gelir ve komünistleri övücü bir film yaparsan, Batı kamuoyu Çin'in bağımsızlığı için ulusal bir birlik çerçevesinde savaştığını asla anlayamaz. Üstelik, Amerika'da komünist yandaşı bir filmi kime gösterebilirsin ki?''

Mao'nun ordusuna katılmaktan böylece caydırılan Joris, onlara bir kamera göndermeye karar verir. Han Ku'da bir gece yarısı, Çu En Lay'ın adamına, bir taksinin içinde bir paket verir. Paketin içinde Joris'in kamerası ve boş film kutuları vardır. Tam beş yıl süreyle Mao ile Sekizinci Hareket Ordusu'nun tarihsel görüntülerini belgeleyecek tek kamera bu olacaktır.

Bell And Howell marka, 35 mm'lik bu yaylı kamera, bugün Pekin'deki Devrim Müzesi'nde yerini almış bulunmaktadır.

Joris ve kamerası, birer Çin efsanesidir artık.

— İkinci Dünya Savaşı patlayınca Joris, Holywood'a düşer. Bir dostuy'a oturup, ''Deniz ve Kadın'' adıyla Greta Garbo için bir senaryo yazarlar. Norveçli direnişçileri teknesiyle İngiltere'ye geçiren bir kadın kaptanın öyküsüdür bu. Garbo, tereddüt eder. Joris ve arkadaşı, Şarlo'nun ''Diktatör''ünü, Fritz Lang'ın ''Cellatlar da Ölür'' ve Wyler'in ''Mrs. Minniver'' adlı yapıtlarını örnek vererek artık bir tavır almaya çağırdıkları esrarlı güzel yıldız Garbo, İsveç büyükelçisinin akıl vermesiyle filmi yapmaktan vazgeçer. Tarihler 1943 yılının sonunu göstermektedir.

1946 yılında Endonezya halkı, Hollanda boyunduruğuna baş kaldırır. Joris hemen Endonezyalıların yanını tutan bir film yapar ve... Hollanda vatandaşlığından çıkarılır.

Pasaportsuz ve Hollandalı aydın solcu çevreler tarafından bile lanetle anılarak gidebileceği tek yer, Doğu Bloku ülkeleridir. O da oralara gider ve mesleğinin en akademik, en cafcaflı filmini yapar: ''Irmakların Şarkısı''. On sekiz ülkenin katkıda bulunduğu, Bertolt Brecht'in şiirleriyle donatılmış, dünya işçilerinin varoluşlarını irdeleyen dev bir yapımdır bu.

1956 Paris. Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin yapım finansmanına katılmasıyla savaştan sonraki ilk Doğu-Batı ortaklığıyla gerçekleştirilen ve Gérard Philip'in başrolü oynadığı ''Şakacı Till'' filmine imzasını atar. Aynı yıl Budapeşte'de baş kaldıran işçilerin tepesine inen Sovyet tankları,. Avrupalı binlerce aydını bir soru işaretinin kıvrımlarına iterken Joris Ivens inandığı davadan asla kuşkuya düşmez.

1960 yılında, Küba devriminin birinci yılında Fidel Castro, Joris Ivens'ı Kübalı militanlara savaş sinemacılığını öğretmekle görevlendirir. Yoksunluk içersindeki adada sinema eğitmenliğini tahta kameralarla yapmak zorunludur, ama ne gam. . Joris'in şevki öyle tahtayla falan kırılmaz.

1968, Vietnam destanı. Joris Ivens bu kez aklına, kısaca ''17. Enlem'' diye anılan ve Amerikan bombardımanının en yoğun olduğu bölgeye gitmeyi ve burada olanları görüntülemeyi koymuştur. Yetmiş yaşındadır artık. Peşinde de karısı Marceline. Önce, tehlikenin büyüklüğü nedeniyle kendisine izin verilmez. Sonunda, kamp kurdukları Hanoi'de bir sabah, ünlü çifti sabah kahvaltısına davet eden Ho Chi Minh, Joris'e yeşil ışık yakar. Ama karısı Marceline'ı göstererek:

''O gidemez'' der. ''Sandığından çok daha belalı bir yer orası.''

— Bu sözleri sırasında, Ho'nun gözleri birden Marceline'in bileğindeki dövme numaraya takılır.

''Konsantrasyon kampında mıydın?'' ''Evet'' diye cevaplar Marceline. ''Hangisinde?'' ''Auschwitz.'' ''O bacadan sağ mı çıktın sen?'' ''Evet.''

Ho Chi Minh, bir an sustuktan sonra sözlerini tamamlar:

''Öyleyse, sanırım sen de 17. Enlem'e gidebilirsin.''

1972'de yeniden Çin'e dönen Joris, on iki saatlik bir film gerçekleştirir burada: ''Yu Kong, Dağları Nasıl Yerinden Oynattı.''

Avrupa'da, siyasal militancılık can çekişmektedir. 1975'ten başlayarak Paris'in solcu aydınları, Ivens'ı ''Stalinci sinemacılık'' yapmakla suçlayarak, ''Böyleleri tarafından yıllarca beynimiz yıkandı'' gerekçesiyle yalnızlığa mahkûm edilir.

Joris Ivens seksen sekiz yaşında. İster Japonya'da çekilmiş olsun, ister Ural dağlarında ya da Moğolistan'da, tüm filmlerinde kaçınılmaz bir Hollandalılık var Ivens'ın. Rembrandt'da, Van Gogh'da olduğu gibi bir tür ışık, göğün bir devinimi var. Dünyanın en kıtasal ülkelerinde bile çektiği filmlerde denizden gelen tuzlu bir esintiyi yakalamak olanaklı.

''Çinliler anladılar'' diyor Joris Ivens. ''Düşman kuzeyden geliyor, ama insan şeklinde değil. Rüzgâr olarak. O zaman, ağaçlar diktiler rüzgârın yolu üstüne. Binlerce ağaç. Ve dünyaya açıldı Çin. Yeşil Çin Seddi. 2000 yılında bu yeşil kuşak büyüyecek, taa Ay'dan bile görünür olacak.''

Joris Ivens, zamanı delip geçen kataraktlı gözleriyle Taklamakan çöllerini tarıyor şimdilerde. İki Çinlinin saygıyla taşıdığı hasır iskemlesinde, Çin Seddi'nin üstünde. Önünde, yüzyıllardır bitmeyen bir nöbetin pişmiş topraktan neferleri, yedi bin kişilik bir Çin ordusu. Yerin altı karış altında bu dev ülkenin birliğini tarihte ilk sağlayan büyük ve kanlı imparator Qi Sichuan'ın mezarı.

Qi Sichuan, işlediği cinayetleri savunmak üzere ölüm uykusundan uyanmış, mezarından dışarı çıkmaya çalışmakta. Ama 2000 yıl önce yaptırdığı labirentin çıkışını bulamıyor bir türlü. Her adım atışta ayakları, tabut odasının nerede olduğunu açıklamasınlar diye canlı canlı gömdürdüğü karılarının, işçilerinin cesetlerine takılıyor. Yerin üstünde, ölümsüzleştirmek istediği yedi bin neferlik ordusu zamanın durdurulamaz akışı içinde büyük bir yenilgiye uğramak üzere.

Joris Ivens, ''Rüzgâr''ın Sibirya ovalarından kopup gelerek bu topraktan askerlere ve tarihe karşı verdiği amansız savaşın filmini çekiyor işte. Neler geçmiyor ki kafasından... Savaş uçaklarının burnuna kamera takıp şimşekli bulutların arasına göndermeyi bile planlamış. Kendisine eşlik eden savaş uçaklarının anlamı bu.

Joris Ivens; seksen sekizinci son baharının keyfini Taklamakan çöllerinde çıkaran bu genç adam, Çin Seddi'nin ötesinden rüzgârın filmini çekmeye, ölüme dil çıkarmaya gitti.

Yanında karısı Marceline de var. Bir ikinci ve üçüncü kameranın ardından ''olanaksızın'' gerçekleştiğini görüntülemek için çalışıyor Marceline.

Buna da dünya dilinde kısaca, ''mucize'' diyorlar. □

[Kutu: JORIS IVENS — Belgesel sinemanın büyük ustası Ivens'i anlatabilmek oldukça zor. Fransız film eleştirmeni Marcel Martin şöyle diyor onun için: ''Ivens filmlerinde sokaktaki insanı, fabrikalar ve tarlaları tüm yanları ile yansıtarak, yüksek ya da alçak bürokrasi kademelerinin, egemen ideolojilerin zikzaklarının oyuncağı olmaktan kurtulmuştur her zaman. Filmlerini ''toprak düzeyinden'' bakarak çekmiştir, ama uzaktaki ufuk çizgisini gözden kaçırmaksızın.'' 1984 İstanbul Sinema Günleri ''Bir Ustaya Saygı'' bölümünde üç belgeselini izlediğimiz Ivens 75 yıllık sinema yaşamına tam 59 film sığdırmıştır. Önemli filmlerini şöyle sıralayabiliriz: 1911 De Wigwam (Yakıcı Şimşek) 1927 Zeedjik Film Etüdü 1928 Etudes de Mouvement (Devinim Araştırmaları) 1929 Schaatsenrijden (Patinajcılar) 1929 - 1930 Tribune: Breken en Bouven (Tribun: Yıkmak ve Yapmak) 1929-1930 Wij Bouwen (İnşa Ediyoruz) 1930 Jeugaddag (Gençlik Günü) 1932 Komsomol 1933 Misère au Borinage (Taşkömürü Ocağında Sefalet) 1934 Nieuwe Gronden (Yeni Toprak) 1935 Borjest (Savaşçılar) 1937 Spanish Earth (İspanya Toprağı) 1938 The 400 Million (400 Milyon) 1940 New Frontiers (Yeni Sınırlar) 1941 Our Russian Front (Rusya Cephemiz) 1942 Oil for Aladdins Lamp (Aladdin'in Lambası İçin Petrol) 1943-1944 Know Your Enemy: Japan (Düşmanını Tanı: Japonya) 1946 Indonesia Calling (Endonezya Sesleniyor) 1950-1951 Pokoj Zwyciezy Swiat (Barış Üstün Gelecek) 1952 Freundschaft Siegt (Dostluk Üstün Gelecek) 1952 Wyscig Pokuju Warszawa - Berlin - Praha (Varşova, Berlin, Prag Barış Gezisi) 1954 Das Lied Der Strome (Irmakların Türküsü) 1956 Die Windrose (Rüzgâr Gülü) 1956 Les Aventures de Till L'Espiègle (Afacan Till'in Maceraları) 1957 La Seine a Rencontré Paris (Sen Irmağı Paris'e Rastladı) 1958 600 Million With You (600 Milyon Bizimle) 1960 L'Italia Non è Un Paese Povero (İtalya Yoksul Bir Ülke Değildir) 1960 - 1961 Carnet de Viage (Yolculuk Defteri) 1960 - 1961 Peublo Armado (Silahlı Halk) 1958-1962 Marc Chagall 1963 ...á Valparaiso (Valparaiso'da) 1964 Le Train de la Victore (Zafer Treni) 1965 Pour de Mistral (Mistral İçin) 1965 Le Ciel, La Terre (Gökyüzü, Yeryüzü) 1966 Rotterdam - Europoort (Rotterdam Havalimanı) 1967 Loin du Vietnam (Vietnam'dan Uzakta) 1967 Le dix-septieme Parallèle (17. Paralel) 1968-1969 Le Peuple et ses Fusils (Halk ve Silahları) 1969 Rencontre avec Le Président Ho Chi Minh (Ho Chi Minh'le Karşılaşma) 1971 Yukong, Dağları Nasıl Yerinden Oynattı 1977 Kazaklar]

[Fotoğraf altyazısı: Yıl 1986: Joris Ivens, Taklamakan çöllerinde, ''Çinliler beni anladılar'' diyor ve ekliyor: ''Düşman tam kuzeyden, hatta Sibirya'dan geliyor. Ama bu bir insan değil, rüzgâr...'']

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2