Unutulmuş renk cümbüşü
Cumhuriyet · 22 Mart 1987
Ölüm meleğine bir çalım atıp, insanlık belleğinin sonsuzluğuna ışıltısını kazımak isteyen ne çok insan var! ''Yıldızları'', kiminin çok pırıltılı kiminin az, binlerce sanatçı... Bir ansiklopedinin minnacık bir köşeciğinde ölümsüzleştiklerini gelecek kuşaklar görsün diye, içi titreyen bilim adamları... Kendilerinden sonra nasılsa silinecek adlarını, dünya gözüyle, ''Ne olur, ne olmaz'', cadde plakalarına çaktıran politikacılar... Yetenekleriyle geçemeyecekleri tarihe, insan kasabı olarak yazılmayı beceren çapsızlar, Neronlar, Hitlerler, Pinochetler...
Bir de üstün insanlar var. O yarı tanrılar. Ansiklopedilere yalnız adlarını değil, yapıtlarını da bir bir yazdıranlar. Dünyanın dört köşesinden yüzlerce uzmanın üzerlerinde kafa yorduğu ''tek'' adamlar.
Larousse, M harfinde; Michelangelo Buonarroti: İtalyan ressam, heykeltıraş, mimar ve şair. 1475-1564. Sanatının zenginliğine, özgünlüğüne ve kavrayış gücüne kimse erişemedi, vb... S harfi; Sixtine: Roma'daki ünlü Vatikan Kilisesi. Papa IV. Sixte'in emri ile inşa edildi. Özellikle Michelangelo'nun freskleriyle tanınır, vb... Hem de ne tanınma! Sixtine Kilisesi'ni yalnız 1986 yılında görmeye gelen turist sayısı, 1 milyon 800 bin; büyükçe bir kent nüfusu. Estetik kaygıları, kadınları türbanlarla, çarşaflarla hamam böceği kılığına sokmaktan başka bir aşamada bulunan insanlar için önem taşıyan bu sanat anıtı, dört yıldan beri hummalı bir onarım içinde. Rastgele bir restorasyon çalışması değil bu. 1982'den beri Japonların parası, İtalyanların göz nuru ile temizlenip onarılan fresklerin yeni durumu, Michelangelo'nun resim sanatı konusunda ileri sürülen tüm kuramları ve spekülasyonları da silip süpürüyor.
Sanat tarihçileri tarafından yüzyıllardır, ''Alacakaranlığın dehası'', ''Gecenin ustası'', ''Loş resmin yaratıcısı'' gibi bir takım karanlık kalıplara sokulan Michelangelo, beş yüz yıl sonra, Sixtine Kilisesi'nde alev alev renkleriyle sanki alay eder gibi kışkırtıcı, yeniden doğuyor.
1 Kasım 1512'de, Michelangelo Kilisesi kapıları ilk kez seyircilere açtığında, çağdaşlarının şaşkınlığını kavramak olası. Dev usta, o gün sanat tarihinde yeni bir çığır başlattı. Resim, bundan böyle, başka bir yörüngeye giriyordu. Ama aradan geçen beş yüz yıl çok değişiklik yaptı Michelangelo'nun freskleri üzerinde. Bunca zamandır kiliseyi ısıtmak için yakılan dev maltızların, adak mumlarının isi, buhurdanlık dumanları ve toz ile birleşince kilisenin tonozlarını, duvarlarını ve kubbesini yağlı kara bir tabaka ile kaplayarak fresklere koyu bir gün batımı tonu vermişti. Michelangelo'nun sanatını inceleyen uzmanlar, belli bir kir koyuluğunu hesaba kattıklarını sanıyorlar; ama koyuluğun gerçek renkleri bu denli kapatmış olabileceğini düşünemiyorlardı...
Vatikan'da da Japon parmağı
Her şey 1980 yılında, Japon fotoğrafçı Takashi Okumara'nın Sixtine Kilisesi'nde gerçekleştirdiği olağanüstü bir dizi fotoğrafın incelenmesiyle başladı. Okumara'nın güçlü objektifi, yoğun bir ışıklandırmanın altında, zamanın oluşturduğu kir tabakasının gerisinden arı duru bir renk cümbüşünün gölgesini yakalamayı başarmıştı. Bu sırada Gianluigi Colalucci adlı İtalyan restoratör ile iki yardımcısı da freskler konusunda yeni, etkili ve zararsız bir temizlik tekniği geliştirmiş bulunuyorlardı. Ön denemeyi, Sixtine'in girişindeki duvarlardan birini süsleyen Matteo da Lece'nin ikincil değerdeki bir eseri üzerine yaptılar. Sonuç olumluydu. Uzmanların en büyük korkusu, Michelangelo'nun yer yer “şişirme” tekniğine başvurmuş olması ihtimaliydi. Böyle bir durumda, herhangi bir temizlik girişimi, “şişirme” freskin tümden yok olmasına yol açabilirdi. Vatikan müzeleri laboratuvarlarında yapılan tahliller sonucu, Michelangelo'nun, Floransa resim ekolüne sadık kusursuz bir freskçi olarak daima fresk boyasının gerektirdiği titiz teknik ile çalıştığı anlaşıldı. Sixtine Kilisesi'ni onarmak ve freskleri gün ışığına geri vermek, düş olmaktan çıkmıştı. Kuşkusuz yıllarca sürecek bir işti bu. Ve Sixtine Kilisesi'nin restorasyonu için öngörülen masraf da en çılgın sanat koruyucularının hayal gücünü bile aşmaktaydı. Çözüm, yine yeni zengin bir Japon'dan, Bay Yosoji Kobayashi'den geldi. Gerekçe göz yaşartıcıydı: “Michelangelo'nun sanatı, tüm insanlığı ilgilendiren bir kültür mirasıdır.” Sanat, insanlık ve kültür anlayışını böyle veciz bir biçimde de ifade eden Bay Yosoji Kobayashi; yeni bir emre kadar, dev Nippon Television Network (31 ticari kanal) ve Yomiuri Shimbun (13.5 milyon tiraj) gazetesinin başkanı olan bir fani... Anlaşma, 1982 nisanında imzalandı. Vatikan müzeleri, onarım için gerekli üç milyon dolar karşılığında, kilisede yapılacak çalışmaların ve sonrasının film, fotoğraf, diapozitif ve kartpostal telif haklarını 1995 yılına değin NTV'ye satıyordu... Dört yıldır da İtalyan restoratör Gianluigi Colalucci, Sixtine Kilisesi'nde kurulan iskeleyi terk etmiyor. Tıpkı 1508'de, kendisine yardım eden Floransalı ressamlar grubunu beğenmeyip işten kovan Michelangelo gibi, çalışmaları tek başına yürütüyor.
Michelangelo, 1512 yılının sonunda iskelesinden indiği zaman, otuz yedi yaşında yaşlı bir adam gibi görüyordu kendisini. Kardeşine, ''Hiçbir insanın olamayacağı denli yorgun ve sağlıksızım'' dedi. Oysa tam yirmi iki yıl sonra, başka bir Papa tarafından çağrılarak Sixtine Kilisesi'ne geri dönecek ve altı yılını daha, bu dev anıta adayarak 200 metre kare alana yayılan ve 400 insan sureti içeren “Kıyamet Günü Mahkemesi”ni resimleyecekti.
1540 yılında ''Son Mahkeme''yi tamamlarken, resim sanatı hakkında pek yandaş olmayan gençlik düşünceleri de değişmiş ve ''Güzel resim Tanrı fırçasının, yüce kusursuzluğun bir gölgesidir,'' diyordu.
Sanat dünyasının tartışmasız bir kutsal bilgini haline gelen Michelangelo, 89 yaşında tam 13 papanın ve Rönesans'ın en büyük sanatçılarının çağdaşı olmuşken, yaşama gözlerini kapadı.
Onun bilip çizdiği insanlar, özgürlüklerini, güzelliği görmemek, yaratmamak ve Tanrı'nın yarattığını da çuvala sokmak yolunda kullanmadıkları için beş yüz yıldır yaşıyorlar, daha da yaşayacaklar anlaşılan.
[Fotoğraf altyazısı: Michelangelo'nun Sixtine Kilisesi'ndeki 343 freskinden birinin restorasyon sonrası yansıttığı renk cümbüşü.]
[Fotoğraf altyazısı: Yukarıdaki freskin temizlik öncesi hali]
[Fotoğraf altyazısı: 1515-1986: Beş yüzyıllık bir karanlıktan sonra, hiç dikkati çekmemiş bir freskin ortaya çıkarılışı.]
[Fotoğraf altyazısı: İtalyan restoratör G. Colalucci çalışırken, onarımın masraflarını karşılayan Japonlar, olayı görüntülüyor.]
[Fotoğraf altyazısı: Meryem ve İsa fresklerinden birinin onarım öncesi ve sonrası hali: Kilise Meryem Ana'nın göğsünü ''muzır'' bulup örttürmüş.]
[Fotoğraf altyazısı: Michelangelo]
