Vatandaş, Baskça konuş!
Cumhuriyet · 29 Mart 1987
BİLBAO — Bilbao'nun üniversite hastanesi Cruces'te 25 yaşında bir kadın dünyaya gözlerini kapadı. 3 yaşında yetim kalan oğluna, "senin anan AIDS'ten öldü" demediler, anlamazdı. Kocasının ağzını bıçaklar açmıyordu.
Hastanenin ortopedi koğuşunda vermişti son nefesini. Hastalığının AIDS olduğunu cenazesinin ardından girişilen hummalı temizlik sırasında öğrenen kırık çıkıklıların tümü ayağa kalktı: "Vay efendim, biz kanser sanıyorduk, nasıl olur AIDS'liyle aynı koğuşta..." diye. Hastaneciler kendilerini savundu: "Çok iyi dezenfekte ediyorduk!"
İnsanlar ve ihmalci kurumlar her yerde aynı. Bir farkla: Gazeteler, kadının kocasından başka erkekle yatarak mı, yoksa uyuşturucu madde yoluyla mı hastalığa yakalandığını pek kurcalamadılar. Ben de ucuz bulvar gazetesi merakımı -utanarak- yalayıp yutmak zorunda kaldım.
Bir başka genç kadın da, altı yıl önce geçirdiği sezaryen sırasında verilen kandan aldığı AIDS virüsünden öldü. Aynı sezaryenden olma sonuncusu dahil, üç çocuğu ve kocasında virüse rastlanmadı. Kan tahlillerinin temiz çıkan sonuçlarına rağmen, çocukların devam ettiği okul diğer velilerin baskısıyla üç küçüğü sınıflara sokmamakta direniyor.
Gaddarlık da her yerde aynı.
1950'li yıllarda İspanya'nın birincil çelik üreticisi ve büyük bir ekonomik patlama yaşayan zengin Bask ülkesi "EUSKADİ", yine yoksul sayılmaz. Ama çelik endüstrisinin dünya çapında geçirdiği kriz ve eskiyen teknolojinin yenilenmesi gereği girişilen geniş çaplı işten çıkartmalar sonucu, iç savaşın cumhuriyetçi "Demir Çemberi" Bilbao ve Bask ülkesi, bugün işsizliğin ve uyuşturucu alışkanlığının en yüksek olduğu bölge. Sonuncu etkene bağlı olarak AIDS de aldı başını gidiyor...
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi ya da ekonomik krizin gereği iki buçuk milyonluk bu minik ülke, son zamanlarda giderek sertleşen bir kimlik arayışına da girdi.
Din farklılığı olmayınca, su üstüne vuran biricik milliyetçilik ölçüsü, dil. Oysa Bask dili Euskara, Franco'nun zamanında koyduğu konuşma yasağı ve biraz da dilin arkaik, (4 bin yıllık) dolayısıyle de yoksul oluşu nedeniyle, bugün nüfusun yalnızca üçte biri tarafından konuşuluyor.
Kendierinin İspanyol olmadığını gösteren tek öğe olan Euskara dilinin yaygınlaştırılmasına son zamanlarda dört elle sarıldı Basklılar. Özerklik statüsü gereği, on yıldır bu yörede İspanyolca eğitim yapan okullarda ikinci dil olarak Euskara, Bask okullarında da İspanyolca zaten zorunlu. Buna şimdi televizyonun bölgesel iki kanalında başlanan Euskara dersleri de eklendi. Aydınlar arasında da bir Bask dilinde eser verme yarışıdır gidiyor. Afişlerin, pankartların bini bir para. Hani nerdeyse sokaktan geçenleri çevirip,
"Vatandaş Baskça konuş!"
diyecekler.
Franco yasaklarının ulaşamadığı ve öteden beri kendi dilini konuşan kırsal bölge, bu durumu onaylıyor, destekliyor. Oysa 50'li yıllarda buraya göçen ve nüfusun yüzde kırkını oluşturan İspanyol kökenli toplum kesimi, böylesi zorlamalı ikinci bir anadili epeyce tatsız bulmakta.
Geçen pazar günü yedisinden yetmişine herkes sokaklara dökülüp, sabahın ilk ışıklarına değin süren karnaval eğlentisini yaşadı. Üstelik bu karnaval, Alman faşinglerinden alışık olduğumuz gibi ille de bir bira fıçısının içinde ya da yatakta serbest dolaşım vizesiyle son bulan toplu eğlencelere hiç benzemiyordu.
Büyük küçük hepimiz, türlü çeşitli hileler ve renkli korkunç maskelerle, bir gürültü bir patırtı, kışı korkutup kovmaya, ilkbaharı çağırmaya çalıştık.
Binlerce süpürgeli cadı kışı savunuyordu, ama nafile! Ortalama ömürleri 80 yıl çevresinde dolaşan yaşlı ve engin deneyim sahibi Basklılar, bereketli topraklarından aldıkları güçle, baharın meşalesini söndürmeden teslim edebildiler genç kuşağa.
Karnaval, aslında dinler ötesi çağlardan kalma ilkel bir tören. Karnavalı toplumlardan silmeyi başaramayan Katolik Kilisesi, 'bükemediğin eli öp' örneği, bu "Allahsız" töreni "Yağlı Salı" adı altında kitabına uydurmuş. Yağlı Salı günleri, isteyen istediği kılığa giriyor, patlayıncaya kadar yiyip içiyor, ertesi günü de kırk gün sürecek bir perhiz dönemine başlıyorlar.
Toplum denilen o inanılmaz güç, bu koşulları evirip çevirip yine kendi işine gelir biçime sokmuş. Bir kez "Yağlı Salı", çalışma koşulları gereği salı günü değil, cumartesi pazar günleri kutlanıyor. Katolik olmasına büyük çoğunluk keskin Katolik, ama her özverinin bir sınırı var: Kırk günlük perhizi yalnız başka işi olmayanlar tutuyor, işte o kadar.
Bilbao'da geçen pazar evliler çoluk çocuk, sevgililer el ele sokaklarda dans etti.
Geçen pazar Bilbao'ya bahar geldi.

