Patlamıyorsak çatlayalım bari!
Cumhuriyet · 24 Mayıs 1987
BİLBAO — Pörsümüş yanaklarına leke leke allıklar kondurup, tavukgerisine dönmüş büzük dudaklarına kan rengi yürekler çiziktirmekten...
Kokulu nefesinin sonuncusunu verene değin sürüp sürüştürmekten...
Kendini alamayan bir kent eskisi Bilbao.
Şu şatafat yarışına çıkmış katmerli villalar, gör beni nasıl zenginim köşkler, şu saray yavruları, kubbeli konaklar...
Böcek ilacı kokulu sarı dumanlar kusan fabrika bacalarının yakın komşuluğunda birer film dekoru sanki.
En sürme lüks ile en çirkin sanayileşmenin evliliğinden doğma, bu sürme gözlü kambur kent, Avrupa Topluluğu Çevre Sağlığı Kurulu'nda Napoli ile birlikte kıtanın 'doğası en kirli yerleşim merkezi' olarak belirlendi. AT Çevre Sağlığı Kurulu'nun görevlendirdiği ve Almanya temsilcisinin başkanlık ettiği bir uzmanlar heyeti, geçen hafta kâğıt üzerinde bildikleri inanılmaz kirlenmeyi gözleriyle görmeye geldiler.
Büyük yatırımlar gerektiren arıtma tesisleri için AT'den para koparmaya çalışan Basklılar, çirkinlikleri saklamak bir yana, iyice vurgulamak için ne mümkünse yaptılar. Alman başkan, dünyanın başka hiçbir köşesinde kimyasal madde üreten fabrikaların bu denli apartman ve evlerle iç içe olmadığını söylerken hayretler içersindeydi.
“İspanya deyince, güneş, deniz ve kum gelir bizim aklımıza. Oysa burası bir facia” demekten alamadı kendisini.
Hava, su, deniz kirlenmesi birbirine paralel olarak gelişmişti.
Kenti ikiye yararak denize döküldüğü yerde Bilbao'ya doğal liman özelliği kazandıran Nervion nehrinin üzerinde kayıkla dolaşan uzmanlar, Haliç'in en kötü durumu çarpı yüz kat bir görünüş arzeden ve ağdalı safrasını mecalsiz dalgalarla Atlas Okyanusu'na tüküren bu bulamaca, tiksintiyle karışık bir acımayla bakıyorlardı.
Çok değil, elli yıl önce kıyılarını Safranbolu'yu andıran Bask üslubu beyaz badanalı, ahşap çatmalı evlerin süslediği, Atlantik'in harmanladığı havzasına gümüş renkli okyanus balıklarının gelip yumurtladığı bu nehir, bölgeye önceleri zenginlik, şimdi ise binlerce işsiz, aç ve kızgın insan yığınları kazandıran başıbozuk bir sanayileşmeye feda edilmişti.
Gazeteler her yıl aynı türden bir haberi yayımlarlar:
“Fransız karasularında izinsiz avlanan balıkçı gemileri, İspanya ile Fransa arasında yine tartışma konusu... Portekiz karasularına giren İspanyol balıkçılar hücumbotla kovalandı... İngiltere, üç aydır tutuklu bulunan İspanyol balıkçıları bugün salıveriyor vb.”
Sözü edilen İspanyol balıkçıların tümü, boydan boya Atlantik'e açık Bask ülkesinin insanlarıdır aslında. Fransa ile Portekiz arasında yer alan kendi bölgelerinde, balık artık dirhemle çıkarken, nasıl oluyor da İspanya'nın on katı sanayileşmiş Fransa'nın karasularında cirit atıyor bu derya kuzuları?
Bütün bunları bizim vahşi liberallerimize bir bir anlatsak, Türkiye'mizin hızla kirlenen denizlerini kollarlar mı dersiniz? Hayır. Kiri önlemek için önce temizin ne olduğunu bilmek gerekir. Barbunyanın irisi tekir... Hoplasın marul göbek, Dalyan'a otel iyi fikir!
Geçen pazartesi İspanyol Televizyonu İkinci Kanalı, 1930'lu yıllar üzerine hazırlanan belgesel bir dizide Mustafa Kemal'den söz etti, saygıyla karışık bir hayranlıkla. Latin alfabesine geçiş, kara çarşafın yasaklanışı, kadına seçme ve seçilme hakkı, belgesel filmlerle desteklenerek anlatıldı. Atatürk bir okulda ders verirken, şapkasıyla halkı selamlarken göründü ekranda. Aynı kadınlar çarşaflı ve çarşafsız. İlk meclis binası önünde bir grup sarıklı, poyulu, şalvarlı milletvekili ve aynı topluluğun kıyafet devriminden sonraki giysileriyle aynı yerde görünüşleri... Son Türk devletinin çiçekleri tek tek kavrulan bahçesine Meclis Camii'nin temelleri atıldığı haberinin geldiği gün, İspanyol Televizyonu'nda geçen bu belgeseller buruk bir tat taşıyordu.
Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bacağı daha kırılmıştı. Öteki bacağın ne zaman kırıldığına gelince, buna:
“İlk seçim sandığının camilere girdiği gün” diyebiliriz.
Kapısına abandığımız Hıristiyan ağırlıklı AT'ye üye hiçbir ülkenin kiliselerinde seçim oyu verilmez.
Yine geçen hafta, dünyanın en etkin ulusal radyolarından biri olan France Inter, “Square” programı çerçevesinde Esin Afşar'ı davet etmişti. Program yöneticisinin yoğun ilgisini üzerinde toplayan Esin çok hoştu. Fransızlar, genellikle dillerin müzikselliğine pek meraklıdırlar. Yapımcı sunucu, bir ara Esin Afşar'a Ruhi Su hakkında düşündüklerini Türkçe olarak anlatmasını istedi. Esin, France Inter'in güçlü vericilerinden Avrupa'nın dört bir yanına, Türkçe Ruhi Su'yu anlatırken, Bilbao'da olun da ağlamayın siz!
TRT ekranlarına, mikrofonlarına çıkarılmayan sanatçılarımız hiç üzülmesinler. Bizim ekranların, bizim cılız vericilerin değil Bilbao, Alplerin ötesine aşıramadıkları yayınlara giremeyen Ruhi Su'lar, günü gelir, dünya radyolarından tüm yeryüzüne yankılanırlar.
Dalları bir bir budanan Atatürk devrimlerini de birer değerli anı olarak, İspanyol Televizyonu'ndan falan izler, idare ederiz işte.
Pek ilgisi yok görünse de, İspanyolların son olarak yayımladıkları turizm gelirlerine ilişkin istatistiklere değinmeden geçemeyeceğiz. Bizim marul göbeklilerin kulakları çınlasın, İspanya'da 1986 yılında 'gerçekten' bir turizm patlaması olmuş ve geçen yıl bu ülkeye, iki milyonunu anavatanı ziyaret eden göçmen İspanyollar oluşturmak üzere tam 44 milyon turist gelmiş, üç ila otuz gün arası kalmış. 44 milyon turist, İspanya'ya 12 milyar dolar (yazı ile on iki milyar) bırakmış. Böylece 1986 yılının, yalnızca 8 milyar dolar getiren 1985 yılına oranla yüzde 9,6 bir artışla, rekor bir yıl olduğu anlaşılmış.
Bu sayılarla İspanya; USA, Fransa ve İtalya'dan sonra dünyanın en fazla turist çeken dördüncü ülkesi sıfatını kazanıyormuş. Artık ilk üçünün turist sayısını ve ne kazandıklarını varın siz hesap edin.
İspanya'nın nüfusu aşağı yukarı 40 milyon. Yüzölçümü de Türkiye'den küçük.
Patlayamıyorsak, çatlayalım bari.
[Kutu: 1. sayfa tanıtımı (Bilbao'dan / Patlamıyorsak çatlayalım / MİNE G. SAULNİER) — İspanya'da 1986'da gerçekten bir turizm patlaması olmuş ve tam 44 milyon turist gelmiş, üç ila otuz gün arası kalmış, 12 milyar dolar bırakmış. Böylece 1986 yılının, yalnızca 8 milyar dolar getiren 1985 yılına oranla yüzde 9.6 bir artışla, rekor bir yıl olduğu anlaşılmış. Bizim gibi bir Akdeniz ülkesi olan İspanya'nın nüfusu aşağı yukarı kırk milyon, yüzölçümü de Türkiye'den küçük.]
