Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1987

Terörist, başkan adayı olunca

Cumhuriyet · 7 Haziran 1987

BİLBAO — Kadıncağız İstanbul'un aziz topraklarına ayak basalı henüz yirmi dört saat bile olmamış, değil belediye başkanımızın gözleri kadar berrak mavi Haliç'in nerede olduğunu, otel odasının ayak yolunu bile daha tam kestirememişken, kendisini yakın kuşatmaya alan haber (!) avcılarının deterjan savaşında can vermiş balık tazeliğindeki soru yağmuru altında sırılsıklam olur:

— Türkiye'yi nasıl buldunuz?

— Türk erkekleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye'yi çok çok güzel, erkeklerini de pek pek erkek bulmuştur elbet. Aksi düşünülebilir mi? Bu sorulara "Bir fikrim yok," ya da "Diğerlerine benziyorlar," gibi yanıtlar veren bir iki kendini bilmez yabancı herhalde vardır da, sansasyon muhabirlerinin yufka yüreği bizi bu üzüntülere gark etmeye kıyamaz. […]ca röportaj "edilen" yabancı, bir hanım değil de bey ise, Tür[…]ye'yi nasıl bulduğu sorulur ama Türk hanımları hakkında ne düşündüğünü kimse merak etmez. Ekmek, su gibi tartışılmaz ölçüde değerli olsak gerek...

El Correro Espagnol 'Pueblo Vasco', 1910 yılından beri yayımlanan, yüzde yüz Bask ve fakat adından anlaşılacağı üzre ülkeyi İspanya'nın bir parçası olarak gören, milliyetçiliğe göz kırpmayan, eli yüzü düzgün bir bölge gazetesi. El Correro, tümü de Bask ülkesinde olan üç ayrı dev tesiste basılıyor ve tüm İspanya'ya dağılıyor. Bask ülkesinin birinci, tüm İspanya'nın en fazla satan beşinci gazetesi. Yalnız Bask ülkesi sınırları içindeki satışı pazar günleri için 175.000. Haftanın diğer günlerinde ise 110.000 civarında dolaşan satışıyla tüm diğer gazete ve dergileri geride bırakıyor.

İki buçuk milyonluk Bask ülkesinde, 175.000'lik bir satış... Yapılan bir ankete göre Baskların yüzde yirmi beşi, pazar günleri evlerine üçten fazla gazete alıyorlarmış.

İspanya'nın Cumhuriyet prestijindeki El Pais'in kırk milyonluk ülkede 250 - 300 bin sattığı düşünülecek olursa, Baskların ne denli okur yazar, Correro'nun da nasıl başarılı olduğu ortaya çıkar.

Artık üçüncü "zorunlu" gurbet yılını doldurduğumuz bu yadellerde, El Corero gazetesi Türkiye'de ilk kez Cumhuriyet'te çıkan ve ETA ötesi bir Bask ülkesinin varlığını duyuran röportaj ve yazılara ilgi göstermişti. Cumhuriyet'in muhabiri olarak röportaj "edildik". Bask gazeteci İstanbul'u biliyordu, dolayısiyle altı milyonluk bir kentte iki buçuk milyonluk bir ülkeden söz edilmesinin önemini de.

Hiç de basmakalıp biri değildi. Ama Euskadi halkı da anlaşılan Türk halkı gibi kedi kılıklı olduğundan, yine de alışılmışın dışına çıkamadık. Ülkelerini çirkin ve çekimsiz bulduğum, burada zorlu oturduğum söylenemeyeceği için, çevreyi pek güzel bulduğum konusunda derhal fikir birliğine vardık. Basklılara suratsız ve ters demem düşünülemeyeceğinden, konukseverliklerini göklere çıkardık. Azıcık ilginçlik taslamak için "Seni burada en çok şaşırtan öge nedir?" diye sordular, ne diyeceğimi bilemedim. Türkiye'den gelip Basklılara şaşırmak olacak iş değildi.

Şaka bir yana, İspanya'nın en çok sözü edilen yöresi Euskadi'de olup bitenler gerçekten hayret verici. Daha önce yazdığımız özerk parlamento seçimlerinden galip çıkan Madrid göbekbağlı Sosyalist Parti, salt çoğunluğu sağlayamadığı için tam üç ay koalisyon kurmaya uğraştı. Ve sonunda, yeni bir seçim masrafını göze alamadıkları için, kendisi kadar oy toplayamayan yerel sağcı parti PNV'nin başkanlığında bir koalisyona razı oldu. Türkiye'de iki parti koalisyona gidecek ve daha az oy toplayanı başbakanlık makamını götürecek. N'olamaz.

Bask ülkesinde devlet olmadığı için, başkanı da yok. Baskça "Lehendekari" adı verilen Başkan hem parlamentoya hem de hükümete baş oluyor. Sosyalist Parti ile sağcı PNV'nin anlaşmaya varmasından sonra alel usul yapılan başkanlık seçiminde, iki partinin adayı PNV lideri Ardanza'nın karşısında sembolik, fakat büyük gürültü koparan bir rakip vardı. ETA yanlısı Herri Batasuna Partisi, on üç milletvekili ile bomba gibi girdiği parlamentoda, terörist eylemlere karışmaktan sanık olarak tutuklu yargılanırken milletvekili seçilen üyesi Yoldi Mugica'yı, milletvekilliği yetmiyormuş gibi başkanlığa aday gösterdi. Suçluluğu kanıtlanana değin kimse yasal haklarından mahrum edilemeyeceği gerekçesiyle, yaşlı başlı beylerden, köşklerde oturan beyzadelerden oluşan tumturaklı (her şeyleri tumturaklı Basklıların) parlamento toplandı ve 25 yaşlarındaki yakışıklı zibidi, terörist - sanık - milletvekili Yoldi'nin başkanlık seçimlerinde aday olabilmesi için cezaevinden çıkartılmasına ilişkin bir yasa yaptı.

Birçok genç kızın "Benim dolabıma saklansın" diyebileceği, alev gözlü, karayağız Yoldi, bir günlüğüne hapisten çıktı, oturaklı ve kravatlı Ardanza karşısında başkan adaylığına soyundu, seçilemedi ve yeniden hücresine uğurlandı.

Şaşmaz mısınız bütün bunlara?

El Correro'nun röportajı sırasında bu minik ülkenin her şeye rağmen ETA'dan ibaret olmadığını özellikle vurguladık. Polis kurumlarının çeşit bolluğundan söz ettik: Bu bölgede Ulusal Polis, Bask Polisi, Guardia Civilie, Belediye ve Sosyal Güvenlik adları altında birbirinden bağımsız tam beş polis kurumu var. Kırmızı bere, kırmızı ceket ve lacivert pantolonlarıyla Bask polisleri, etkinlikleriyle olmasa bile şıklıkta diğerlerine fark atıyor.

Correro'nun muhabiri, röportajı bitirdikten sonra teybini kapattı ve bana yurttaşlarının aşırı ulusçuluğunu çekiştirdi bol bol.

Bask erkeklerini nasıl bulduğumu sormadı yalnız. Yazık. Göbekli bulduğumu söyleyecektim.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1