ETA usulü fidye dolma ve mükellefler
Cumhuriyet · 28 Haziran 1987
BİLBAO — İberik yarımadasında öğle tatili, öğleden sonra iki ile dört arasıdır. Özgür girişim evladı sayın küçük esnaf için keyif, saat beşe kadar da sarkar. Bankalar ve postaneler ise ikide kapanır, bir daha açılmazlar.
Yaz mevsimi, turistik kıyı otelleri her öğün iki ayrı zamanda yemek servisi yapar: Önce tam on ikide kurulmuş zemberek gibi sıraya giren Almanlara, öğleden sonra üçe doğru da aheste beste plajdan dönen İspanyollara.
Güneş, ufuk çizgisiyle olan randevusuna doğru hızlanırken henüz sindirim kahvelerini höpürdeten İberler, bira dolu göbeklerini ultraviyole ışınlarının en vahşilerine siper etmeye dönen Germenlere bakıp için için gülerler.
Ve kuzeyli sarışın venüsler, kıvamında istakoz rengini alan vücutlarını soğuk duşların altında söndürmeye ve kiraz uçlu memelerini, aman aman, acıtmadan bir akşam yemeği kalıbına sokmaya uğraşırken; öğle uykusu mahmurluğundan yarı ayık yerli turistler, suya inen cangıl sakinleri gibi denize yönelirler.
İki hafta önce, Almanların mesken tuttuğu bu Akdeniz kıyılarının tam karşıtı yönde, Atlas Okyanusu'na yaslanan Bilbao kentinin sayfiye semti Getxo'da bir adam, altmış kusur yaşında ve yaşadığından hoşnuttu. Olağanüstü lüks apartmanın üçüncü katındaki dairesinde, at meydanı boyutlarındaki salonun boydan boya camekânından, ne yazık ki tek bir koltuğu işgal edebilen gövdesiyle hem kahvesini yudumluyor, hem de dışarıyı seyrediyordu. Manzara, kendisi gibi "inançlı" sanayicilerin, "iyi niyetle" öldürdükleri, artık balığı da balıkçısı da kalmayan bir deniz parçacığıydı ama ne gam. Sinyor Andres Gutierrez mutlu bir adamdı. Karısı da yanındaydı. Öğleden sonra üç sularıydı. Kapı çalındı. Evin sayısız odalarında genellikle kaybolan hizmetçi, nasıl olduysa yolunu bulup, açmaya gitti. Sıkı tembihliydi. Gelen E.T.A. ise açmayacaktı. Ama açtı. Çünkü E.T.A. kapıcının arkasına gizlenmişti. Üç kişiydiler. Evin sayısız odalarından Sinyor Gutierrez'in kızını da bulup çıkardılar. Ve zavallı sinyor sanayici, kahvesini bile bitiremeden kendisini kızı ile kapıcı karı koca çiftinin arasında, küçücük bir arabanın içinde buldu. Dere tepe dümdüz gittiler, boş bir eve girdiler. Kızı ve kapıcı karı koca bu evde üç saat tutulduktan sonra salıverildiler. Gutierrez ise E.T.A. "Gudari" (asker)leri eşliğinde, devrim fidyesi ödenene değin rehin tutulacağı bilinmez adrese doğru yola çıktı.
Bu gibi adam kaçırmalar, Bask ülkesinde adi zabıta vakası sayılıyor. Sinyor Gutierrez kaçırılmadan on gün kadar önce yerel Bask yönetimi tüm zenginlere haber vermişti zaten: Bugünlerde biriniz kaçırılacak, özel koruma isterseniz bildirin falan, diye.
On haziranda yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri için, Basklar da kendi bölgelerinin parlamenterlerini seçmekle yükümlüydüler. E.T.A. ile organik bağı bir türlü kanıtlanamayan Herri Batasuna, kendi adayı için son derece masraflı bir kampanya gerçekleştirdi. Bask ülkesinde halen dağ taş bu partinin propagandalarıyla damgalı. Gökkuşağı renkleriyle bezenmiş birbirinden güzel afişler, pankartlar, flamalar, kordelalar bir hediye paketi gibi sarıyor tüm bölgeyi.
Ve polis, bütün bu takım taklavata bakıp bilmiş bilmiş başını sallıyor:
"ETA'nın kasaları epeyce boşalmış olmalı. Andres Gutierrez'i bellerini yeniden doğrultmak için kaçırdılar mutlaka."
Franko zamanında işler, "Devrim Vergisi" adı altında daha da tıkırındaymış. Önce sanayiciler, sonra tüccarlar ve en sonunda meslek sahipleri en az birer kez geçmişler ETA'nın muhasebe servisinden.
Önce bir mektup gelirmiş vergi mükellefi kişiye: Şu gün, şu saatte, şu kahvede bekleyin, diye. Adamcağız, denilen zaman ve yerde ETA'nın hesap uzmanı ile pazarlığa oturur ve kararlaştırılan tarihte bir Fransız bankasının belli bir hesabına "vergisini" yatırırmış.
Demokrasinin İspanya'ya avdetiyle, Fransızlar bu işleme gözyummaz olmuşlar. Zaten mükellefler de su koyvermeye başlayınca, ETA zorunlu olarak "adam kaçırma" çağına girmiş.
Doğrusu fidye organizasyonları da eski devrim vergisi kadar parmak ısırtıyor. Rehin, rehin alındıktan sonra ETA aileye "ben yaptım" diye telefon ediyor. Aile, önceki kaçırmalardan ne yapılması gerektiğini zaten biliyor. ETA ile pazarlık konusunda uzmanlaşmış birkaç avukat var piyasada. Bunlardan birini arabulucu tayin ediyor. Artık gerek ETA, gerek basına karşı sözcü, bu kişi oluyor. Son derece gerçekçi ve pratik bir yöntem doğrusunu isterseniz. Arabulucu aileden olmadığı, fidye de kendi cebinden çıkmayacağı için ETA'yı sinirlendirmeden pazarlık edebiliyor. Ağlayıp zırlamıyor. Gazetecilere karşı da soğukkanlı bir sözcü olarak ne eksik, ne fazla laf yapmadan zaten acılı aileyi meraklı gözlerden uzak tutuyor.
Sinyor Gutierrez'in ailesi de böyle bir avukatı arabulucu seçti ve ETA'nın umduğu denli zengin olmamalarına rağmen (!) pazarlığı başlatmaya hazır olduklarını bildirdi.
Polis ne mi yapıyor bu arada?
Rehin alınan adamın evinin önüne nöbetçi dikiyor. Gazeteciler rahatsız etmesin diye...
Bakalım Gutierrez sağ olarak evine dönüp, yarım bıraktığı kahvesini bitirebilecek mi?
Herhalde. Kaç para ettiğini asla öğrenemeyeceğiz.
Bu da bir ETA kuralı.
Kurbanlar "sonra" da susuyor. Zaten günün konusu yavaş yavaş, Bask halkının tüylerini diken diken eden başka çeşit bir haydutluk alanına kaymakta.
Sayıları giderek artan bazı açıkgözler, ellerinde birer iğne şırıngasıyla özellikle kadınları bir köşeye kıstırıp:
"Ya bütün paranı verirsin ya da AIDS bulaşık bu iğneyi yersin" diye tehdit ediyorlarmış. Polise yansıyan olayların hiç birinde, kurbanın karşı koymaya kalkıştığı görülmemiş.
Arıbeyi İmamı Damda Severmiş.
AIDS sayesinde biyolojik savaş çığrının küçük bir provasına seyircilik ediyoruz. Oyunculuk, düşman başına...

