Bacak Kesen sokağından Antigone mucizesine
Cumhuriyet · 6 Eylül 1987
FRANSA — Beline kadar inen düz sarı saçlarından ağzına bir tutam almış, iştahlı iştahlı emiyor. Bir elinde kara kalem, bir elinde ak kağıt, güzellikler resmediyor ah canım. Erkek olmadığıma müthiş hayıflanıyorum. Tanrının soğuk iklimli kuzey ülkelerine teselli ikramiyesi olarak çıkardığı bu hayvanın biraz ötesinde ise, Afrika cehennemlerinden ipini kopartıp kapağı Montpellier'e atacak beceriyi gösterebilmiş sivri bir zenci. Otuz derece sıcağa alayla meydan okuyan yün takkesinin altında sırım gibi. Şişelerin içine boyalı tuzlardan tablolar yapıyor. Büyüğü küçüğü, irili ufaklı onlarca şişe. Bir cerrahınki kadar çabuk ve emin hareketlerle azıcık mavi tuz boşaltıyor şişenin içine, az biraz da beyaz. Usturuburuyla sallayınca şişeyi, aaa, deniz oluyor tuzlar. Sonra kırmızı, gri, kara tuzlarla dolduruyor ağzına kadar ve mantar bir tıpayla sıkıca kapatıyor.
Saat gecenin dokuzu. Oysa gündüz gibi. Yalnız yayalara açık, pembe beyaz kaldırım taşlarıyla döşeli bu meydan, Montpellier'nin göbeği. Adı Esplanade. Sağ yanında kocaman bir park. Parkın ortasında bir kameriye. Bosc namlı bu kameriyeden bir çigan müziğinin nağmeleri yükseliyor. Rastgele bir çigan orkestrası değil bu. Üyeleri Ermeni, Türk ve Yahudi... diye tanıtıldı. Boğaziçi yamaçlarından Ukrayna yaylalarına, Tuna kıyılarına uzanan nağmeleriyle, belediyenin hesabına iki saat konser veriyor halka. Biletsiz, ücretsiz. Her hafta başka bir tür, başka bir orkestra. Canım mücver istiyor.
Montpellier, son yıllarda yaptığı sanatsal ve teknolojik atılımlarla çok söz ettiren bir kent. Aynı gezinti bahçesinin özellikle göze batmayan bir başka köşesinde, 1985 yılında dikilen bir Ermeni anıtı yer almakta. “Hicranlı” Ermeni şehitlerinin taze soğanlı anısına falan filan yazıyor üstünde. “Gaddar”, 1915'te “vahşi”, Türkler tarafından maydanoz gibi kıyılan, inek sütünden daha ak “vicdanlı” […].
Belediye, yaşlı ve kimsesizlere yemek çıkartıyor. Bu kişilerin daha da düşkün olanları, özel bir alarm sistemiyle doğrudan hastaneye bağlı evlerde oturuyor. Ambulansın kapıya dayanması, servise gelen belediye görevlisinin ya da yaşlı kişinin zile dokunmasıyla bir oluyor. Kent merkezine işleyen tüm otobüsler gençlere, işsizlere ve zarif bir biçimde “üçüncü yaş” diye adlandırılan kesime, yani yaşlılara bedava.
Ermeni Dayanışma ve Kültür Cemiyeti'nin onur üyesi olan Başkan Freche, “Floransa, söhretini Medicilere borçludur. Montpellier de bana borçlu olacak” diyor. Keskin zekâsı, tarihte düşünceden yola çıkarak, Montpellier'de son on yıldır gerçekleştirilen en görkemli yatırım, ünü büyük boyu ufacık Katalan mimar Ricardo Bofill'ın biçimlendirdiği olağanüstü bir semt: Antigone. Yirmi beş bin dönümlük bir araziye yayılan ve iki bin konuttan oluşan bu dev inşaat, “Architectonique” adı verilen yüksek hafif, dayanıklılıkta ağır, yepyeni bir beton türü ile gerçekleştiriliyor. Antigone, adı gibi görünümü de antik Roma mimarisinin çizgilerini taşıyan, Montpellier'yi XIV. Louis'den bu yana gördüğü en görkemli yapıtlara kavuşturuyor.
Fakat asıl şaşkınlık, bu olağanüstü güzellikteki binaların büro ya da en süper-ekstra-lüks apartman daireleri olmadığını anlayınca başlamakta. İki bin konutun yüzde 65'lik bölümü, belediyenin ucuza kiraladığı sosyal konutlar. Daha henüz yapımı tamamlanmadan dünyanın dört bir yanından gelen televizyon ekiplerinin filme aldığı, turistlerin ziyaret edip mimarlık fakültelerinin üzerinde incelemeler yaptığı Antigone kompleksi ile Ricardo Bofill, Avrupa'nın en güzel HLM'lerini (dar bütçeli aile konutları) gerçekleştirmiş oluyor.
Kuruluş tarihi kesinlikle bilinen ender eski kentlerden biri olan Montpellier, geçen yıl 1000. yaş gününü kutladı. Ayrıca, 1280'de kurulan Avrupa'nın en eski “uygulamalı” tıp fakültesini de elinde tutmakta.
Bugün “eski kent” diye anılan bu fakülte çevresinde dolaşırken, bir sokağın adı dikkatimi çekti: Bacak Kesen sokağı. Ortaçağda kadavra kesip biçen tıp öğrencileri, derslerini bir güzel çalıştıktan sonra doğradıkları bacakları, kolları dershanenin pencerelerinden bu sokağa fırlativerirlermiş.
Yedi yüz yıllık tıp fakültesi, Antigone'u ve dünyaca ünlenmeye başlayan müzik, dans ve sinema festivalleri ile Montpellier pırıl pırıl, çok güzel bir Akdeniz kenti. Sakinlerinin arasında epeyce de Türk var. Buralara da gelmişiz, oh canımıza değsin.
Belediye başkanının Ermeni anıtına selam olsun!
