Tanrı öylesine cömert ki...
Cumhuriyet · 20 Eylül 1987
PERPİGNAN, (Fransa) — Takvimler, 1940'lı yılların dibini kazımakta. Özgür Avrupa, İspanya'ya küskün. Franco'nun imparatorluğu tüm kepenklerini indirmiş, için için süren bir yangın küllemede... Salvador Dali, Barcelona'da yaşayan o en alçak ve en dahi bir gazetecinin: "Sizce evrenin başlangıcı nedir?" sorusuna, yerçekimi yasalarına karşı dikilen ünlü bıyıklarını titretmeden şu yanıtı veriyor:
"Tüm evrenin merkezi Perpignan Garı'dır.
Ve sözü daha uzatmadan, bir eli sevgili Gala'sının elinde, serbest kalan ötekisiyle optik harikalarını yaratmaya dönüyor. Dali'nin ustası olduğu, saçmayı sıvazlayıp geçen şaşırtmacalar dizisindeki bu cevherin anlamı, aslında dünya için ne denli yorumsuz ise Perpignanlılar için de o denli açık.
İspanya'nın dışarıyla ilişkilerinin kopuk olduğu yıllar boyunca hazretin tüm tabloları Barcelona'dan tren yoluyla Perpignan'a iletiliyor ve dünya sanat borsalarına Fransa'ya bağlı bu minik sınır kentinden pazarlanıyor. Gitsin tablolar, gelsin paralar.
İspanya iç savaşıymış... Franco'nun elini sıkmamalıymış, falan... Dali'ye bunların hepsi vız. Saatler yumuşak hamur gibi. Barcelona da Katalunya, Perpignan da Katalunya.
Dali de her şeyden önce Katalan. Bıyığının ucundan fırçasının sapına kadar hem de. Fransa'ymış, İspanya'ymış, ona ne?
Katalunya ilk bakışta Bask ülkesinin kaderini paylaşıyor gibidir. Fransa ile İspanya, Atlas Okyanusu kıyılarındaki Bask ülkesini nasıl bölüştülerse, Akdenize açılan Katalunya'yı da öylesine iki şak etmişler ortadan. Yarısı benim, yarısı senin. Toprak hırsı mı? Sanmıyoruz. Bu iki ülkeyi ortalarından Pirene sıra dağları böler asıl. Fransa ile İspanya olsa olsa bu doğal sınırdan yararlanmışlardır.
Açıklaması her neyse durum odur ki dili ayrı, kültürü aykırı iki ülke, daha güçlü iki başka devlet tarafından yutulmuştur. Basklar için, "Bağımsız devlet olmak isteyip de olamayanlar", Katalanlar içinse "Bağımsız devlet olabilecekken bunu istemeyenler" tanımlaması yapılır çokbilmiş çevrelerde.
Görünüşte benzerler demiştik değil mi? Aslında Pirene dağları kadar fark vardır Katalunya ile Bask ülkesi arasında.
Basklar dört bin yıldır hiç bir sanat varlığı gösterememiş, yazılı kültürü olmayan, alabildiğine köylülükten birdenbire sanayi devrimi yapıp zenginleşen, "sonradan olma" bir toplum yapısı gösterir. Katalanlar ise dünyaya evrensel ölçüde insanlar armağan etmiş, bağımsızlıktı falan umursamadan İspanya'nın en verimli sanayi ve ticaret dilimini elinde tutan köklü bir burjuvazi düzeni sergilerler. Vittorio Gassman, Barcelona'ya gelir İtalyanca Shakespeare oynamaya, Bilbao'ya değil. Katalan deyince akla, dahi mimar Gaudi, Bofill, Dali, soprano Monserrat Caballe ve birçok dünya çapında sanatçı gelir. Basklarınsa tipik köy evleri, kara bereleri, çoban bastonları ve keçi peynirleri tanınır Avrupa'da. Bir de Türk gibi kuvvetli sözüne rakip çıkınca acı güçleri. Halat çekme, ağırlık kaldırma, en iyi öküzü yetiştirme yarışları pek ünlüdür.
Katalunya'yı bir bütün olarak düşünürsek, başkent Barcelona'dan sonraki en önemli tarihsel merkezi, eski Mayorka Krallarının yaşadığı Perpignan'dır. Çok kişisel kanımca, Fransa'nın Akdeniz kıyılarındaki en güzel kenti Perpignan, en olağanüstü kıyı şeridi Katalunya sahilleridir. Sırtını Pirene dağlarına dayayan kesintisiz 200 km'lik kumsalı ve üstüne ortaçağ kaleleri tünemiş dantel gibi kayalık sahili ile dört mevsim güneşe ışır bu güzel yöre.
Fransızlığı, futbol takımı tutar gibi kabullenmiştir Katalanlar. Devlet kapısında Fransızca; çarşı pazar, hele hele evde Katalanca konuşulur. İspanyol bölgesinde ise daha da çatallıdır dil sorunu. Perpignan'da her şeye rağmen önce Fransızca, sonra Katalanca iken; Barselona'da resmi dil Katalancadır. İspanyolca ise ikinci derecede tercihli anadil muamelesi görmektedir. Baskların diline getirdiği konuşma yasağı ile bugün onarılmaz yaralar açmayı başaran Franco, Katalanların kültür birikimi ile baş edememiştir.
Hiç böyle bir yaptırımcılık peşinde dolaşmayan Fransa ise kendi tarafında kalan gerek Bask, gerek Katalan bölgesinde daha güçlü bir egemenlik kurmayı başarmış.
Perpignan, tarihsel ve doğal güzellikleri bir yana bırakılırsa, örneğin komşusu Montpellier'ye oranla epeyce geri kalmış bir kent. Yirmi küsur yıldır önce sosyalistken sonradan sağa geçen, tek ayağı çukurda bir ademi belediye başkanı seçe seçe, halkın büyük çoğunluğu da fosilleşmiş. Aşırı sağcı Le Pen'in partisinin en yüksek oy oranı gösterdiği bölge. Milli Cephe denilen bu parti, oyların % 28'ini topluyor burada. Katalanların yabancı sevmezliği oldum olası ünlü zaten. Ama, Perpignan'da düşmanlık boyutlarına ulaşıyor. Hele Araplara karşı.
Kente yıllardır yeni bir çivi çakılmamış. İleriye dönük hiç bir yaratıcı tasarı söz konusu değil. Artık gözlerinin feri kaçmış belediye başkanı, kafasının titremesine karşı aldığı damlaların saatini beklerken; yirmi yıldır aynı adamı seçmekten pek mutlu, orta siklet Perpignanlı da dükkânın önüne attığı iskemlede, Arap olmasa da nefret ettiği yabancı turistin akıtacağı dövizleri bekliyor. Çünkü öpülse de öpülmese de geliyor turist. Güneş öylesine parlak, şarap hoş kokulu ve kumsal ve deniz ve Tanrı öylesine cömert ki buralara... Üstsüzü de geliyor babam, altsızı da geliyor.
Düşüğü kalkığı, bitişiği ayrığı, dirisi ve pörsüğü, uçları dışarda ve içerde olanıyla plajlar meme dolup taşıyor. Alıcıdan geçtik, bakıcısı bile yok bu işin. Öylesine gına. Ama altsızlar hâlâ - evet, henüz umut var- bir kıyımcık ilgi çekmekte devam. Hele altsız erkek olur da kumda tenis oynarsa; sağa sola kurtarışlar yapışını seyretmek, ne gam bırakıyor insanda ne keder.
Yalnız Katalunya değil, tüm Fransa turist dolup taşıyor yaz aylarında. Hele ağustos ayında ülke nüfusu bir misli katlanmakta. Fransa, ABD'den sonra dünyanın turizmden en fazla gelir sağlayan ikinci ülkesi. Bu işi de İspanya'dan daha akıllıca yapmış. Kumsalları, yabancı istilasından daha tehlikeli olan beton ordularına karşı kararlılıkla savunuyor. Parasız, duvarsız ve tel örgüsüz güzelim Katalunya kumsallarında bir damla mazot yapışmadı henüz tabanımıza. Naylon torbalar ve plastik şişeler yüzmüyor denizinde.
Bugün haberi geldi, Barcelona'da iki kişi ölmüş hava kirliliğinden. Önce deniz ölmüştü orada.
Fransız takımındaki Katalanlar bugün bir gol attı, İspanyol takımında oynayan akrabalarına.
[Fotoğraf altyazısı: Kesintisiz 200 km'lik kumsal ve üstüne ortaçağ kaleleri tünemiş dantel gibi kayalık sahili ile dört mevsim güneşe ışır bu güzel yöre.]

