Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1987

İskenderun'a giden bir gemi

Cumhuriyet · 4 Ekim 1987

BİLBAO — İşte yine Bilbao. Eskimiş bir evlilik gibi hep aynı koku, aynı tat ve renkte. Oh yeniden geldik diye çılgınca sevindirmese de bu kente ilgisiz kalınamıyor pek. Otoyoldan çıktığınız an, küfrederek de olsa taraf oluyorsunuz. İspanya'nın hiçbir köşesinde insanın kanı donuk akamıyor zaten. Ya tepenize çıkıyor ya hepten çekiliyor.

Neler olmuş biz yokken, neler. Oysa o kadar tembih ettim keratalara. Aman çocuklar, ben yokken uslu durun, ne yapacaksanız şu eylülden sonra yapın da biraz haber geçelim İstanbul'a, dedim ya dinleyen kim? Altımı üstüne getirmişler yine ortalığın. Araba yakmalar, süpermarket katliamları, kan gövdeyi götürmüş. Fransa'dan geçerken İspanyol Bask ülkesine gittiğimizi kim duysa, açıklı açıklı bakmaya başlıyordu suratımıza.

Geçen haziran, Bilbao'nun sıcak mahallelerinden tam 17 Türk geçti. Bask ülkesinin can çekişen demir çelik tesislerinden birini teşrih masasına yatırmaya gelmişlerdi. İskenderun yakınlarında ilk ağızda 400 kişiye iş sağlayacak yeni bir demir çelik kompleksi kurulmaktaydı. Çeliğin eritildiği “haddane” adı verilen fırını Bilbao'daki Nevacero fabrikalarından satın almış, sökümünü yapıyorlardı.

Ekibin başındaki üç mühendis, bize de merhaba demeye uğradılar. Memleketten cezerye getirmişlerdi. Sevimli, genç, tuttuğunu koparan insanlardı. Gedikli Cumhuriyet okuyucusuydular. Özel sektörün erdemlerine inanıyor, örneğin patron bizim Cumhuriyet okumamıza karışmaz, diye övüyorlardı şirketlerini. İrticadan korkmuyor, ordu var ya, ordu sağlam, ordu bırakmaz diyorlardı.

Nevacero çelik fabrikalarının 2 haddanesi, 3 bin işçisi vardı, güzel günlerinde. İşçilerin yarısına geçen yıl yol verilmişti. Öteki yarısına ise, birini Türklerin, diğerini Guatemalahların söktüğü haddanelerin AT standartlarına uygun olmadığı için satıldığı, yerine yenilerinin alınacağı söyleniyordu. Oysa fabrika tasfiye oluyor, tesis kapanıyor, patronlar gider ayak umutsuzluğun yol açacağı şiddet olayları istemiyorlardı.

Söküm işinde Türkler ve Guatemalahlarla birlikte çalışan Basklı işçiler, kopardıkları her parça ile işsiz kalmaya bir adım daha yaklaşarak bu başka ülkelerden gelen insanlarla dost oluyor, birlikte yiyip içiyor, onlara ülkeleri için niçin bağımsızlık istediklerini anlatıyorlardı.

Arada sırada içlerine bir kurt da düşmüyor değildi. Türklere yanaşıp usulca soruyorlardı bazen: Bu haddanelerin yerine yenilerinin geleceği gerçekten kesin miydi? Fabrika kapanmıyordu değil mi? Peki, AT standartlarına uygun olmayan haddaneyi niye alıyordu Türkler?

On yedi yurtsever Türk işçisi, tek bir gövde, tek bir ağız, Nevacero sahiplerinin “önemle rica ettiği” teraneyi yineliyorlardı bu sorulara karşı. Avrupa standartlarına uygun değil, size yenisi gelecek, ama bizi idare eder.

Üç genç mühendis, bize utandıklarını söylemek yüreklilğini gösterdiler. İskenderun'da bu işten ekmek yiyecek 400 aileyi düşünerek teselli oluyorlardı. Nevacero işçileri gerçeği öğrense de öğrenmese de çelik endüstrisinin kaderi çizilmişti Bask ülkesinde.

İki ay sürmesi öngörülen haddanenin söküm ve yüklenmesi, o günden bu yana tamamlanmış. İskenderun'a kalkan gemi epeyce yol almış olmalıydı. Olmadıysa, günahı başkasının boynuna.

Ama bazı sorular hâlâ yanıtsız.

Çelik endüstrisi tüm dünyada kriz içindeyken... Yalnız Bask ülkesinde değil, Avrupa'nın her yanında bu tesisler bir bir kapanırken... AT'ye üyelik için başvuran Türkiye'de demir çelik tesisi kurmak niye?

Sökülen haddanenin, AT standartlarına göre eski olduğu gerçek. Avrupa Topluluğu'na girmeye hazırlanırken, standart dışı haddane almak niye?

Yollara asfalt döküp, iki gün sonra boru geçirmek için kırmaya benzedi bu iş.

Yine bir bilenin, yine bir bildiği vardır inşallah.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2