Şatoları bugüne sunmak...
Cumhuriyet · 7 Şubat 1988
BILBAO — Cordoba Sevilla arası bir ince nehir, adını şiirlere koymuş: Gualdakivir. Andaluz dilberlerinin yuvarlak coğrafyasını andıran çıplak dağlarda, ak diken meyveye durmuş: Kızıl, dolgun ve buruk. Oysa yol yamacından başlayan uçsuz bucaksız narenciye ormanları, altın toplarını henüz yeni yeni insan eline bırakmakta. Havada, güneş yüklü portakal kokuları.
Acı mavi göğe doğru kaldırınca insan başını, tepelere tünemiş bir köy göze çarpıyor. Köyün ortasında yükselen şahin yuvası, bir şato: La Arruzafa. Cordoba "kamu paradoru."
Bir çeşit devlet oteli olarak restore edilen bu şato, 163 yatak kapasitesiyle yalnız 1987 yılında 43.000 kişiyi ağırlamış.
İspanya'nın hangi turistik köşesine düşerse yolunuz, mutlaka bir "parador"la karşılaşırsınız. "Duraklama" ya da "konaklama tesisi" diye çevrilebilecek "parador" sözcüğü, artık İspanyol dilinde özel isimleşmiş.
Eski ya da sanat değeri taşıyan şato ve kaleleri onararak, ülkeyi bir devlet konaklama tesisi ağıyla kaplamak fikri, 1926 yılında turizm danışmanı olan bir soyludan, "Vega Inclan Marki"sinden çıkmış. Bizde de Çelik Gülersoy'un uygulamaya uğraştığı bu parlak buluş, ortam İspanya, dinleyen kulak da İstanbul kasabına değil İspanya kralına ait olduğundan hemen benimsenmiş.
Kral XIII. Alfonso tarafından restore ettirilerek hizmete açılan ilk parador "Gredos Şatosu"'ndan sonra, Ulusal Parador İşletmeleri tam 86 kamu oteli ile bugün 8700 yataklı bir turizm kapasitesine ulaşmış bulunuyor. Bunlardan otuzu, birinci derecede eski eser sınıfına giren paradorların en güzeli, kuşkusuz Granada'daki "San Francisco Sarayı." Ondördüncü yüzyılda 1. Yusuf tarafından yaptırılan mescitli saray, iki yüzyıl sonra manastıra, altı yüzyıl sonra da otele dönüştürülerek zamana meydan okumakta. Arap - İspanyol mimari sentezinin en güzel örneklerinden biri olan bu saray ve benzerlerinin otele dönüştürülmelerine karşı çıkanlara verilebilecek en tutarlı yanıt, tarihin kendisi: Camilerin kiliseye, kiliselerin de camiye dönüştürülmesi daha mı az yıpratıcı? Granada paradorunun "San Francisco" manastırı olarak müzeleşmesi başlangıçta saray olan bir yapı için otellikten daha saçma değil mi?
BASK bölgesindeki Olite paradoru, temeli 1274'te III. Carlos tarafından atılan "Viyana Prenslik Sarayı"'ndan bozma. Zafra'daki "Hernan Kortes" paradoru, 1437'lerde yapılmış bir şato. Barcelona'daki Cardona paradoru ise eşsiz bir ortaçağ kalesi.
Hem eski eserleri yıkılmaktan kurtaran hem de kâr getiren birer kuruluş yapıp çıkarak bir taşla iki kuş vuran İspanyol Turizm Bakanlığı, bu parlak buluşun dünyadaki ilk uygulayıcısı olmakla övünüyor. Yatak kapasiteleri kiminin 12, kiminin 300 olan paradorların hepsi karda mı? Hayır, ama devlet, geçen yıl ortalama yüzde 54 dolu kapasiteyle çalışan bu konaklama ağını bir bütün olarak ele almaktan, sonuçta kazançlı çıkıyor: Paradorların 1986 yılındaki net toplam kârı 5 milyon 663 bin dolar. 1987'de ise aşağı yukarı 9 milyon (dolar tabii)...
Müşteriye "hediyesi" dört yıldızlı herhangi bir otelden daha pahalı olmayan (yerine göre daha bile ucuzu var) paradorlar, eski eserlerin titiz bir onarımı ve modern otelcilik hizmetlerine cevap verecek biçimde sıcak su, kalorifer, parking vb. ile donatımından öteye eski kişiliklerine uygun bir iç düzenleme gösteriyorlar. Yani Jarandilla de la Vera şatosuna gidip, V. Carlos'un sizden yüzyıllar önce kaldığı odada gecelemenin heyecanını, o döneme yakışmayan bir karyola ile paylaşmak söz konusu değil. Bavulunuzu üstüne koyduğunuz İspanyol sandığından demir karyolanıza, havlulara basılı soyluluk (!) armalarına varıncaya dek her şey yeni ve fakat yerin dış kabuğuna ters düşmeyecek biçimde hazırlanmış.
Dünyanın turizmden en çok para kazanan dördüncü ülkesi boşuna olunmuyor. İspanyol Turizm Bakanlığı'nın tek hüneri de paradorlar değil. Bakanlık, aynı turizm politikası doğrultusunda, yalnız 48 saat kalınabilen bir dizi yol üstü "han"ının, her bölgenin özgün mutfağını sunan bir lokantalar ağının ve dağ konukevlerinin de sahibi.
Bu yapılar, yeniliklerine karşın yine de bulundukları yörenin özgün mimari çizgilerinden zinciri koparmayan bir bütünlük gösteriyorlar.
Akdeniz kıyısına Manhattan kuleleri diken sivri akıllılar yok mu İspanya'da? Var elbet. İberik Yarımadasının tüm kıyıları talan edilmiş, kumsalları yağmalanmış durumda. Turizm gelirinde dünya ikincisi ve komşusu Fransa'da var olan bütünsel estetik kaygısının kamu saygısının ve mimari titizliğin onda biri yok İspanya'da.
Ama hiç olmazsa devlet kötü örnek olmuyor bu ülkede. Bir ulusal konaklama tesisine girdiğiniz zaman kaliteyi güzellikle birlikte bulacağınızı önceden biliyorsunuz.
Zevksizlik balığı baştan kokmuyor İspanya'da. Bu da bir şey.
[Fotoğraf altyazısı: Ulusal turistik konaklama ağına bağlanmış eski şatolardan biri de V. Carlos'un Cacères'teki sarayı]
