Geminin yükü umuttu o gün...
Cumhuriyet · 21 Şubat 1988
BİLBAO — Haziran 1937. Bilbao limanında "Habana" adlı bir gemi. Rıhtımda kalanlar o geminin bir daha geri gelmeyeceğini biliyorlar. Gelse bile karşılamak için kendilerinin var olmayacağını. Babalar ertesi gün cepheye yolcu. Analar ertesi günü bir cumhuriyetçi kanısının kente girmeye hazırlanan faşist ordularının karşısındaki yalnızlığı. Şiirdekinin tersine, limanda kalanların ölümü bu. Kurtuluşa kalkan altmış birinci geminin sonuncusuna, bir inanç uğruna verdikleri canın en değerli parçasını, çocuklarını koymuşlar. 10.551 tonluk Habana'nın dördüncü seferi. Rusya'ya kalkan son gemi. Yaşları 4 ile 14 arasında değişen 1800 çocuk, dünyaya geldikleri an koparılan o kutsal bağa bir kez daha ve onulmaz yırtılışına yaşamakta. Bir bölümü Le Havre limanında inecek gemiden. Bir bölümü İngiltere'nin Southampton üzerinden Moskova'ya, Odesa'ya, Kırım'a gidiyorlar. Habana'nın pa[…]
Güvertesinden dökülen hıçkırıklar, rıhtımdan yükselen sözlere karışmakta:
"Cebindeki parayı yitirme yavrum! Gerekir belki..."
"Gözlerini söylemeyi unutma doktor amcaya! Gözlüklerinin değişmesi gerek..."
"Paltonu sıkı sıkı ilikle emi? Oralarda soğuk olur!"
"Gitmek istemiyorum baba, n'olur beni bırakma!"
Uzaktan top sesleri duyuluyor. Gerçekten uzaktan mı? Basklar'ın dört bin yıldır okyanusun sert rüzgârlarına ve […] fırtınalarına karşı tırnaklarıyla, dişleriyle tuttukları bu minik toprak parçası, Cumhuriyetçilerin safında yer alan avuç içi kadar Bask ülkesini ezebilmek için Franko, utanmamış yardıma çağırmaktan Alman bombardıman uçaklarını, utanmamış İtalyan faşist birliklerinden medet ummayı.
Bask ülkesinin üç ilinden ikisi, Guipuzcoa ve Alava düşmüş, Vizcaya dayanıyor. O güzelim "Biskay" üzümlerinin ülkesi dayanıyor çelik fabrikalarının gölgesinde, İspanya'nın o dönem en güçlü ve zengin endüstri bölgesi. "No Pasaran" diyor onlar da: Geçemeyecekler. Ama geçecekler, biliyorlar, 26 nisan sabahı Alman Condor uçaklarınca yerle bir edilen Guernica'dan sonra Bilbao'nun düşüşü günü saymakta artık. "Bilbao Demir Çemberi" diye anılan Cumhuriyetçi savunma hattını yarmak için, topuklarını toprağa eşeliyor kuzgun gömleklilerin.
Karadan kuşatılan kentin Atlantik'le açılan limanı düşmanın eline geçmeden, cumhuriyetle birlikte kurulan Özerk Bask hükümeti, kısacık tarihinin en acıklı kararını alarak çocukları kurtarma operasyonunu başlatıyor. Hiç olmazsa çocukları. Yenilginin kaçınılmazlığı anlaşıldığından beri yüz binlerce İspanyol kendi olanaklarıyla Fransa, İngiltere ve Güney Amerika ülkelerine göç ediyor zaten. Bask hükümeti de maddi destek ve sorumluluğunu da üstlendiği bu operasyonla babaları cephede ölen yetimleri, sahipsizleri ve kalan yer oranında yavrularını, açlığın pençelerini geçirdiği yanı başındaki belirsiz bir ülkeden uzaklaştırmak isteyen ailelerin on dört yaşından küçük çocuklarını daha önce anlaştığı ülkelere göndermeye bağlıyor.
Fransa, İngiltere, Belçika, İsviçre ve Sovyetler Birliği'ne yollanan toplam 15.000 çocuk, otuz geminin Bilbao ve Santander limanlarına yaptığı 61 seferle, savaş altındaki bir ülke ve çiçeği burnunda bir yönetim için örnek sayılacak bir düzenle küçücük yüreklerinin yarısını geride bırakarak tahliye ediliyor.
Gazeteci yazar Martin de Ugalde anlatıyor:
"Ekmek bile tükenmişti. O gün Bilbao'nun üstünde tam 113 Alman ve İtalyan savaş uçağı saydık. Çelik fabrikalarını gerekir diye kenti pek bombalamıyor, ama Heinkel'leri yere değecek kadar alçaltıp halkın üzerine makineli tüfek ateşi açmakla yetiniyorlardı. Babam cepheden birkaç günlüğüne kardeşimi geçirmeye gelmiş, ertesi gün yine cepheye dönüyordu. Yenilgi kaçınılmazdı artık. Kardeşim Joseba, Habana'nın son seferiyle Rusya'ya gidiyordu. Anamız ikimizi de bu son sefere yazdırmak istemiş, ama ben on beş yaşında olduğum için kabul edilmemiştim. Varacağımız yer […] Moskova; orada kesinlikle siyasal bir konu değildi. Açlıkla […] tercih söz konusu değildi."
Yüz yüze kalan aileler, hangi ülkenin kontenjanında yer varsa oraya yazdırıyorlardı çocuklarını. Benden birkaç ay […] on dört yaşında olan kardeşim, yalnız başına gurbete çıktı, tam on yıl sonra dönebildi. Ailecek sığındığımız Venezuela'da buluştuk […].
Kimi de dönmedi, dönemedi bu küçük gurbetçilerin. Alman işgali altındaki Avrupa ülkelerinden çocukları az çok kolaylıkla geri getirtebilen Franko yönetimi, İngiltere'yi daha zor ikna edebildi. Sovyetler Birliği'ni ise hiç. Analarını babalarını Güney Amerika ülkelerine kaçabilenlere çocuklarını yollayan Sovyetler, özellikle yetimleri ve sahipsizleri İspanya'ya geri göndermedi. Bugün hâlâ orada yaşayan bu İspanyol kolonisine "Moskova Çocukları" adı veriliyor: Ninos de Moscu.
Geçen yılki Sovyetler Birliği ziyareti sırasında İspanya Kralı Juan Carlos'un özel olarak ilgilenip görüştüğü bu topluluğun büyük çoğunluğu, bu yaşlılıklarını İspanya'da geçirmek isteğinde. Sovyet yönetiminin […] çıktığı falan yok.
Fakat bu göçmen İspanyollar anayurda dönerken Sovyetler Birliği'nde çalıştıkları onlarca yılı emeklilik karşılığını da beraberlerinde götürmek istiyorlar. Sovyetler işte buna karşı çıkmakta.
Geçen ay Madrid'i ziyaret eden Sevardnadze'nin gündeminde de yer alan soru henüz çözülebilmiş değil. Demokrat İspanya devletinin acı geçmişinden bir sayfayı oluşturan bu öykü[…] yaşandığı caddelerde, sol eğilimli rüzgârlarla dalgalanan gençlerin […]. Bir anlam da taşımaz zaten.
[Fotoğraf altyazısı: Habana gemisi: 4 bin çocuk yolcusuyla Bilbao limanını terketme hazırlığında.]
