Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Dinazorların dansı

Cumhuriyet · 28 Şubat 1988

"Carmen Polo de Franco" öldü. Seksen altı yaşındaydı ve elli iki yıl aynı yastığa baş koymuştu "o"nunla.

Babası önceleri bu evliliğe çok direnmişti. Carmen Polo'nun ailesi, küpü tıka basa dolunca soyluluk peşine düşen büyük burjuvazi takımında oynuyordu. Kısa boyu yüzünden "Binbaşıcık" diye çağrılan cebi delik bir asker parçasına vermek istemiyorlardı kızlarını.

Ama Binbaşıcık 1923'e koynuna girebildiği Carmen'e layık olabilmek için boyundan büyük işler becerdi sonradan.

İspanya'yı fethetti Carmen için. Binlerce insanın canı pahasına.

Tek bir kadının erkeği olanlardandı Franco. Ve kayınpederinin soylulara denk bulduğu karısı Carmen'i (1) ülkenin baş kadını yapmakla kalmayıp geçmişte uğradığı küçümsemeye inat, kızı Carmen'i (2) Villaverde Markizi, ilk torunu Carmen'i de (3) kral ailesinde Cadiz Dükü Alfonso de Borbon'la başgöz etmeyi becerdi.

Franco'nun yaşam kulisini bir Carmenler dizisi ve soyluluk açlığı diye özetleyebiliriz. Falanjist orduları komutanının bütün ömrü bu iki doyumsuzluğu tatmin etmeye çalışmakla geçmiştir. Aileyle yakın dirsek temasında olan tüm yardakçıların paylaştığı kanı, Franco'ların yarım yüzyıl hüküm sürdükleri El Pardo sarayında dizginleri her dem Carmen Polo'nun tuttuğu yolundadır.

Faşist diktatörün sevdiği kadına caka sattığı en doyumlu an, kuşkusuz XIII. Alfonso ölünce yerine gelecek kralın seçimi konusunda ona akıl danıştığı gün olsa gerek. Napolyon'un sevgili Josefin'ine imparatoriçe tacını uzattığı an duyguları daha mı farklıydı dersiniz?

Carmen Polo'nun yeni kral seçiminde tercihini XIII. Alfonso'nun oğlu yerine torunu, şimdiki kral Juan Carlos lehine kullandığı söylenir.

Franco'nun "Binbaşıcık" ünleminden İspanya tahtına kral tayin etmeye yükselen yıldızı, 20 Kasım 1975 günü aylarca süren korkunç bir can çekişmesinden sonra söndüğünde, Carmen Polo'nun da şansı dönmeye başlar. Önce gözde torunu Carmen 3, soy ağacı dolayısıyla Fransa kralık tahtına Paris Kontu'ndan bile daha yakın olan kocası Cadiz Dükü Alfonso da Borbon'u ekip Parisli bir antikacıyla evlenir. Bir başka torunun da kocasından boşanmasıyla Franco'nun dul eşi Carmen Polo'nun elli yıldır İspanya toplumu karşısında çizdiği örnek Hıristiyan ailesi tablosunda ciddi çatlaklar açılır. Ne var ki, eşinin ölümünden sonra elceğiziyle seçtiği kral tarafından "Senyora de Meiras" adıyla ödüllendirilip dolgun mu dolgun bir de emekli maaşı bağlanan yaşlı kadına en büyük darbe, torunu Carmen 3'ün Alfonso de Borbon'dan olma büyük oğlu Fransisco'nun ölümü olur. Hem de Fransa krallık tacına soyunan aday babasının kullandığı bir araba kazasında... Garip bir rastlantı sonucu Carmen Polo'nun cenazesi, kocası Franco'nun adını taşıyan bu torunun dördüncü ölüm yıldönümünde, 7 şubatta toprağa verildi.

Yaşama Oviedolu Carmina olarak başlayıp 1972 yılında (Franco'nun sonradan dayanamayıp yalanladığı) bir dergi röportajında El Conquistador diye anılan Kral Guillermo'dan indiğini öne sürecek kadar ileri giden Carmen Polo de Franco'nun yalnız soyluluk merakıyla yetinmeyip "küçük hediyeleri" de pek sevdiğini söyleyen, dönemin tarihçilerinden Jesus Ynfante, Carmen Hanımın -bundan yirmi yıl önce- 100 milyon pesetalık bir kişisel servet topladığını ileri sürüyor.

Bütün bu dedikoduların karartamadığı gerçek, Carmen Polo'nun her şeye rağmen bir hanımefendi olduğu. Kocasının ölümünden sonra tüm kışkırtmalara karşın elini eteğini politikadan çekip sokulmak, sergilenmek istendiği tüm kalburüstü çevrelere sırt dönüp sessiz bir yalnızlığa gömülmesi, halkın gözünde diktatör karısı iken topladığının birkaç katı saygı ve beğeni kazandırdı kendisine. Ezici geçmişinin ağırlığı olabilecek sembollerini bir kez bile abandırmadı genç demokrasinin taze omuzlarına. Oysa ölümü, İspanya'daki adlı adsız, eski yeni tüm faşistlerin bir gövde gösterisine yol açtı. Franco'nun buruşuk suratlı, kamburu çıkmış eski komutanları, bunama sendromu gösteren titrek başbakanları, gerçek dostları ve çıkarları elden giden yaltakçıları, inlerinin karanlık derinliğinden ağır adımlarla gün ışığına çıkan tarih öncesi hayvanları gibi geldiler, Carmen Polo'nun cesedini çevrelediler.

100 milyarlık servetine karşın çocuklarının 155.000 pesetalık orta halli bir gömü töreni düzenledikleri ölü için, katafalkın beklediği evde bir de defter açılmıştı. Akşam üstüne doğru sokakta, başsağlığı defterini imzalamak için 150-200 kişilik bir kuyruk oluştu. Aralarında eski Arjantin "Başkaniçesi" İsabel Peron'un da bulunduğu ve iyi cins kürk mantolara bürünmüş yaşlı hanımlardan kurulu kuyruktaki bir açıkgöz bayan, elinde tuttuğu "memure" kimliğiyle öne geçmeye çalışınca, polis tarafından "Ben de memurum ve bu kuyruğun düzenini koruyorum" diye yanıtlandı. Yaşlı "Memure", başını dikleştirerek polise meydan okudu. "Ben Franco'nun memuruydum bayım!" Polis hiç istifini bozmadı: "Ben de Felipe Gonzalez'in..."

Titremeler içinde bir hanımın "Franco'yu öyle severdim ki, bakın bana Parkinson'unu miras bıraktı!" sözleriyle neşelendirdiği imza töreninde, orasında burasındaki savaş yaralarını açıp gösteren, aldığı madalyaları kemerine dizmiş eli Falanjist bayraklı eski muhariplerin de görüntüsü fena değildi hani.

Bir de halk vardı ama. Gençlerin de epeyce kalabalık olduğu, faşistlerin "Güneşe Dönük" adlı marşını ellerini Romen selamıyla kaldırarak söyleyen, başsağlığına gelen kral ve kraliçeye "Hainler!" diye bağıran, 23 Şubat 1981'deki darbe girişimine karışan Komutan Pardo Zancada'yı "Korkusuz askerler var olsun" diye alkışlayan, gün boyu "Franco, Franco!" diye tempo tutanlar...

İşin düşündürücü yanı bu adsız kertenkeleler yığınında düğümleniyordu, müzelik dinazorların geçit töreninde değil.

[Fotoğraf altyazısı: Bayan Franco, sağlıklı günlerinde torunlarıyla bir bahar gezintisinde.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1