Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Yediveren gülü, Elhamra

Cumhuriyet · 27 Mart 1988

GRANADA — Mart ayına doğru bir yolculuk sarsıntısına tutulur bizim ev. Mevsim Güney İspanya'yı harmanlama mevsimidir. Kuzey Avrupa'nın battal boy sarışın kabilelerini bira kokulu kalın paralarını Endülos plajlarına çoktan gömerek geri çekilmiş, yolları çevreleyen turunçgiller iyice olgunlaşmış, o güzelim "parador"ların fiyatları yarıya inmiş olur şubat sonlarında. Meryem Hanımın doğum sancılarından 395 yıl sonra buraları işgal eden Vandalların alkesi, eski adıyla "Vandalucia" yeni adıyla Andaluzya sakinlerinin süs bitkisi niyetine boşladığı acı turunçlardan reçel yapıp, üstüne "Cordoba 86°", "Granada 88" gibi afili etiketlerle dostlara dağıtıyor mart başlarında.

Bizim bunları gerçek portakal ya da mandalina diye topladığımızı sanan saman çarıklı Andaluzlar, "Yine geldi kuzeyli salaklar", diye geçirir içlerinden. Sevimli bir ihtiyarcığın ödünç verdiği merdivenin tepesinde turunç toplayan kuzeyli salaklar ise, "hâlâ öğrenemedi bu budalalar şundan reçel yapmayı!" diye düşünmektedirler.

Yahya Kemal'den bu yana gül ihracatını kesintisiz sürdüren Girnata'nın Granada oluşu 1992'de beş yüzüncü yılını dolduracak. 781 yıl sonra Berberi egemenliğini henüz eşitleyebilmiş değil İspanyol sahipliği. Yalnız nicelik açısından değil, mimari nitelik açısından da Kuzey Afrika Araplarının İber yarımadasında bıraktıkları yapıtların olgunluğuna erişebilmiş değiller... Kıyılara döktükleri özel sektör harcı beton "bunker"lere bakılacak olursa, o inceliğe varmak için daha çok ekmek yemeleri gerek. İspanya'nın neresine giderseniz gidin, en etkileyici tarih anıtlarını ya Berberilerin ya da bu topraklardan kapı dışarı edilmeden önce Musevilerin yapmış olduklarını görürsünüz. İspanyolların olumlu yanı, bu anıtların bir bölümünü Paradorlar örneğinde olduğu gibi akılcaca değerlendirmeleri.

Generalife bahçelerinin Arapça "Cennet al Arif" sözcüklerinden türemesi boşuna değil. Sierra Nevada sıralarının çerçevelediği bereketli bir vadiye (vega) kurulan Granada, "nar" anlamına geliyor İspanyolcada. Denizden 682 metre yükseklikte ve 70 km. uzaklıkta olan "vega"nın ortasındaki tepeye bir taç gibi yerleşen Elhamra'nın eteklerindeki eski semtlere doğru açılışı, bir narın iç anatomisini andırmakta gerçekten. Elhamra'nın çevresini bir mücevher kutusu gibi saran karlı dağlardan kopup gelen kaynak sularının, doğanın yeryüzüne sunduğu en güzel meyve, çiçek ve ağaçların, insan elinin hüneriyle titiz, kusursuz ve fakat asla duygusuz olmayan bir geometri düzenine boyun eğişi karşısında, derin bir saygıya kapılıyor insan.

Alcazaba ile Sarnıçlı Meydan adı verilen avluyu birbirinden ayıran at nalı biçimindeki Şarap Kapısı, İspanya'yı hiç görmeden İspanya üstüne yüksek memurların oturduğu lojmanları, camisi, hamamları, alışveriş dükkânları ile surlarla çevrili gerçek bir krallık kenti Berberi sanatının doruğa ulaştığı yer. Amerika kıtasının keşfedildiği yıl İspanyolların eline geçen İber yarımadasındaki son Arap varlığı Granada ve Elhamra'ya, 1492'den bu yana her gelip geçen hükümdar bugün de Elhamra'nın duvarlarına kendi armalarını kazımışlar.

Imparator Şarlken Tulmus, "artık biz varız" dercesine kesme taştan, ağır, kalın bir saray oturtmuş. Kendi adıyla anılıyor bu saray. Ondan sonra gelen birçok hükümdar Arap sarayının "Tek Galip Allah'tır" yazılı çinili kabulevinin duvarlarına kendi armalarını kazımışlar. Insan elinden çıkma en büyük başyapıtlardan biri olan bu tarih anıtı, henüz keşfedilmediği o çağlarda, onsekiz ve ondokuzuncu yüzyıllarda bunca tuğlayı pişirmek kaç ağaca mal olduğunu kimbilir... Osmanlı sanatından gözümüzün alışkın olduğu göz nuru, iğne oyası süslemelerden çok, Elhamra'nın genel varlığı çarptı bizi. Binlerce metrekareye yayılan kale (Alcazuba), saray (Alcazar) ve kent (Medina) üçgeninin tüm iç yapıları birbirlerine bağlanmakta. Tarihsel bahçelerle, sulanan havuzların ve iç içe geçen parçalı yüzlerce halkalarını gibi birbirine perçinleyen saraylar dizisini, köşk ve zincirlemesini görünce soluğu kesiliyor insanın.

Elhamra, Granada'nın yediveren gülü. Dört mevsim döviz sağan, en önemli ihraç malı. Sarayları, devlet daireleri, asker kışlaları, zamanında yüksek memurların oturduğu lojmanları, camisi, hamamları, alışveriş dükkânları ile surlarla çevrili gerçek bir krallık kenti. Manuel de Falla'nın "İspanya Bahçelerinde Geceler" adlı senfonik şiirini de Generalife bahçelerine borçlu insanlık.

[Fotoğraf altyazısı: Sarayları, kuşları, camisi, dükkânları ve onu kuşatan ormanıyla işte Elhamra.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1