Kendi fidyeni kendin bul
Cumhuriyet · 5 Haziran 1988
BİLBAO — 23 şubat akşamı […]e dönerken kaçırılan jambon kralı ve gayri menkul imparatoru Emiliano Revilla, o gün bugündür E.T.A.'nın elinde rehin. Ailesi tarafından ödenen 725 milyon pesetalık fidyenin nisan ayı sonunda Fransız BASK bölgesinde örgüt aracılarına pusu kuran Fransız polisinin eline geçmesinden sonra yaşamından kuşku duyulan işadamının (belki) hasta, fakat sağ olduğu, kurtuluşu için E.T.A.'nın baştan istediği daha düşük ikinci bir fidyeyi rehin tutulduğu yerden "şahsen" temin etmeye çalıştığı ileri sürülüyor.
Revilla'yı bulabilmek için baskın üstüne baskın tertipleyen "İspanyol Antiterörist Timleri" ya da kısa adıyla GEO'nun geçen hafta boş bir ihbarı değerlendirerek kendi halinde bir ailenin evine karşı giriştikleri toplu tüfekli "Rambo" operasyonu, yüz kiloluk bir kadının yaralanmasından ve kapı bacanın kırılmasından başka, GEO'nun rezil olmasına ve İçişleri Bakanı hakkında soruşturma açılmasına yaradı. Olayı resmi gezide bulunduğu Endonezya'da haber alan Başbakan Gonzalez "Olur böyle şeyler" dedi. "Bir yanlışlık yapılmıştır, yaralar sarılacaktır."
725 milyonluk fidyeye İspanyol polisine oranla daha becerikli görünen Fransız polisinin el koymasından sonra Revilla ailesi, ikinci […] fidyeyi denkleştirmeye ve bunu polise kaptırmadan E.T.A.'ya ulaştırmaya çabalarken, İspanyol İçişleri'nin otuz işadamına E.T.A.'nın kara listesinde olduklarını resmen bildirip yakın koruma önerdiği anlaşılınca ortalık iyice karıştı. Basın kanalıyla yapılan araştırmalar ve işveren sendikasının baskıları sonucu çok geçmeden, aslında 100'den fazla bankacı ve işadamının E.T.A.'nın kara listesinde yer aldığı, fakat İspanyol polisi hepsini yakın korumaya alamayacağından ele geçen belgelerde üzerinde en çok durulan otuz kişiye haber verildiği açığa çıktı.
Peki nereden geçmişti bu listeler polisin eline?
87 kasımında E.T.A. liderlerinden Santi Potros'un yakalanmasıyla sonuçlanan Fransız bölgesindeki SOKOA operasyonu sırasında yine Fransız polisi örgüte ait beş kilo belge ele geçirmiş, içinde bu listelerin de bulunduğu bilgileri zaman yitirmeden İspanyollara iletmişti.
Üç aydır teröristlerin pençesinde tutuklu Emiliano Revilla için, yakayı ele veren terörist lider Santi Potros'un; "Bu herif bize iki ton para getirir" yazılı notu da aynı belgelerde yer alıyordu.
Revilla'nın kaçırılmadan önce polis tarafından uyarılıp uyarılmadığı açıklık kazanmadı. Polis "Uyardık" diyor, ailesi ise "Uyarmadılar." Adamcağız sağ kurtulabilirse gerçek ortaya çıkacak. Ama Revilla'nın halini gören listedeki diğer işadamlarının paçası fena halde tutuşmuş durumda. Buna, korku servet dağlarını sarmış da diyebiliriz. İki yüze yakın işadamı, bir bölümü listede adı gememesine rağmen, "kaçırılmaya karşı sigorta" yaptırmış. Bu sigortanın öyküsü de oldukça ilginç. Genellikle bir İngiliz şirket üstleniyor işi: "Lloyd's grubuyla çalışan Control Risks Group Limited. Terörizm konusunda uzman limitedin bu alandaki hizmetleri saymakla bitecek gibi değil. Önce gidip sigortalanacak işadamının yaşamını bir güzel "yerinde" inceliyor. Risk tavanının yüksekliğine göre belirlenen bir poliçe tutarıyla, müşterisini sigortalıyor. Ne var ki meziyeti yalnız bu değil. Müşterisi kaçırılırsa, E.T.A. ile açılacak pazarlıkta aracı olmayı ve sigorta parasını fidye olarak İspanya'dan geçirmeden istenilen ülke ya da hesaba ödemeyi de üstleniyor. Dostlar başına bir sigorta yani. Birçok işadamının karısını "kocam kaçırılırsa" diye kara kara düşünmekten, epeyce rehini de teröristlerin elinden bu yolla kurtarmış, hatta çeşitli hükümetlerle işbirliği yapmış.
Sinyor Revilla böyle ileri görüşlü sigortalar yaptırmadığı için, üç aydır "kendi fidyeni kendin bul" takımında oynuyor. Çektiği şutlar da polis tarafından auta çıkarılmakta. Çok uluslu şirketlere sigortalanmamanın böyle acı sürprizleri var işte...
Otuzluların içinde yer alan çok çok zengin bazı işadamları, sigortalanmaktan başka polisin gayretine de güvenmeyip -hakları da yok değil- kendilerini korumakla görevli küçük birer ordu besliyorlar.
Devletin resmi güvenlik güçlerinin dışında polislik yapmak yasa dışı olmasına rağmen bugün vızır vızır işadamlarının peşinde seyirten üç bin güvenlik görevlisi var İspanya'da. Önemli bir banka, genel yönetmeni Bay Mario Conde'nin özel korunmasına yılda bir milyar harcıyormuş bizim paramızla. Mario Conde'nin korunmasının dışında, kaç para kazandığını bilmiyoruz bu bankadan. Hele bu paraları rahatça gözden çıkarabilen bir banka kuruluşunun kârlarına hiç girmeyelim, başımız dönebilir.
Fakat servetin ve gücün de bir bedeli var: Bugün Mario Conde gibi "hedef" zenginler, İber Yarımadası'nda önüne nöbetçi dikmeden apteshaneye bile gidemiyor. İşin kötüsü, sifonu bile çekemiyor belki patlar diye. Zırhlı kapılar, elektronik alarm ışıkları, altına üstüne bakılmadan binilemeyen kurşun geçirmez arabaların içinde... Sanki her biri bilinmez bir suçun hapisliğini çekmekte.
Ve namlunun öbür ucunda, "onlar" kadar olmasa bile "onlardan" kaldırdığı paralarla "onlara" yakın zenginlikte E.T.A., kimin aldığı bilinmez notlar düşüyor kurbanları üzre:
"...Çıkış saati dokuz ile dokuz otuz yedi. BMW'yi bir kere kullandı. Önde otuz beş yaşlarında gençten biri, arkada kır saçlı nöbetçi oturuyor. Önce Mercedes ve Senatör marka arabayı çıkarıp zaman kazanıyorlar. İçinde 'hedefin' bulunduğu BMW en son ve çok ağır çıkıyor..." (belgelerden).
Heyecanlı bir TV dizisi değil mi?
İspanya'da son on beş yıldır E.T.A.'nın yasalmışçasına rahatlıkla uyguladığı bir haraç sistemi olan devrim vergisini ödemeyi reddettikleri ya da doğrudan fidye için 48 işadamını kaçırmış E.T.A. Bunlardan üçü ölü bulunmuş, biri güvenlik güçlerince kurtarılmış, diğerleri para karşılığı serbest bırakılmışlar.
İşin şakası yok. Masrafı çok.
