Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Ve artık ayrılık

Cumhuriyet · 7 Ağustos 1988

İSTANBUL — Bir elinizde çay, ötekinde işaret ve orta parmakların dumanlı koltuk değneği; pazar günü bu satırları okurken siz, biz artık burada olmayacağız. Tatil bitti. Şişme bot delindi. Oğlan iki santim daha uzadı, bir ak daha buldum saçlarımda.

Şarköy otobüslerine pek benzemeyen, ama deniz otobüslerini andırır kocaman bir Airbus bizi ana rahminden koparır gibi 3500 km. uzağa fırlatacak İstanbul'dan.

Annane elinde lavanta kokulu bir mendil, kalakalacak camlı kapılar ardında. Biz gözden ırak olana dek, buruşuk yanaklarına bir damla yaş akmayacak. Son bir kez bakıştığımızda turnikeler ve camlar ve sınırlar ve yasaklar üzerinden, aynı soru, aynı anda düğümlenecek beyinlerimizde: "Acaba, bir daha?..."

Sonra dev Airbus doğaya baş kaldırırcasına dikecek burnunu sonsuz maviliğe ve lunaparkta bugi-bugi'ye binmiş gibi içimiz çekilecek. Ödümüz koparken, saatte 1200 km.ye erişecek hızımız. Can havliyle yemeğe sığınıp, "içinde domuz eti bulunmayan" o plastik yiyeceklerden tıkınacağız. Geçen yıl Alp Dağları üstünde bir bozuk hava koridoruna düşmüştü de uçağımız, ölüyoruz sanıp Paris'e vardığımızda, sevinçten kulağımdaki küpeleri bir hostese armağan etmiştim. Fransız hostes çok şaşırdı. İlk kocasından olma kızıyla, Alman bir pilotla evliydi. Haftanın belirsiz günlerinde Hong Kong, İstanbul, New York otellerinde buluşabildiği Alman kocası, kendisinden olmayan çocuğu kıskanıyordu.

Yolculuğumuzda, dostların kimi Arif'e takılacak, kimi Ziya'ya gidecek. Sonra Ziya'dakiler Arif'e gelecek, Arif'tekiler Ziya'ya geçecek belki. Kimi masada şen kahkahalar atılacak, kiminde çok konuşup gülünüyormuş gibi yapıp, yalnızca ağızlar açılıp kapanacak. Saatler ilerledikçe süzülüp kısılan gözler, kapılardan rüzgâr gibi dalgalanarak giren güzel kızlara bakacak. Kedi Bar'ın siyah beyaz kedisi, minik fındık faresini bir kez daha kıstıracak köşeye. Korukent'te kimsenin dans etmediği hoş danslar çalacak orkestra, hasır sandalyelerde yaşanmamış aşklar konuşulacak. Bir kadeh kalkacak belki, artık olmayan bir sevgiliye.

1978 yılında Paris'te, eski zindandan bozma bir bara ortaçağ şarkıları dinlemeye gitmiştik. Yiyor içiyor, Kral Henri'nin bozulmuş et kokulu kadınları nasıl sevdiğini anlatan halk şarkılarına gülüyorduk. Arkamızdaki masada bir grup Fransız subayı vardı; müthiş eğleniyor, şarkıcıların orduya attıkları lâflara basıyorlardı kahkahayı. Bir ara sanatçılardan biri punduna getirip "Napolyon'dan bu yana hiçbir savaşı kazanamayan muzaffer ordumuz..." Deyince, subaylar garsonu çağırıp bir kapalı şişe şampanya istediler. Şampanya geldi ve uzun masanın ucuna yerleştirildi. Gencecik, filinta gibi bir subay yerinden kalktı, masanın öbür ucuna geçti, sol elini beline doğru büküp sağ eliyle merasim kılıcını çekti ve bizim göremediğimiz bir hızla hamle etti şampanya şişesine. Subay kılıcını kınına sokarken, yerinden bir milim kımıldamayan şişenin ağzı, mantar ve camla birlikte gövdeden ayrılmış, masaya köpük köpük şampanya akıyordu. Mahzende bulunan herkes, sanatçılarla birlikte ayağa kalkıp alkışladı hafifçe baş eğerek onları selamlayan subayı.

Güncel Fransızcada kimi kez yanlış olarak "sabler le champagne" deyimiyle karıştırılan ve şampanyayı biçmek anlamına gelen "sabrer le champagne" olayını bu denli hoş bir biçimde ilk kez görmek gözlerimi kamaştırmıştı.

Yalovalılar'dan özür: Geçen haftaki yazımda bir Yalova yolculuğunu anlatır ve "kimi Yalovalılar'ın" yakışıksız geleneklerinden söz ederken, bu "kimi"den isteğim dışında tasarruf edildiğini ve geleneğin tüm Yalovalılar'a mal olması gibi bir anlatımın doğduğunu gördüm. Böyle bir genelleme yapmak niyetinde olmadığımı belirtmeliyim.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2