Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Üzüm bağından aşk şarkıları

Cumhuriyet · 28 Ağustos 1988

PERPİGNAN — (Perpignan, Fransa'nın Akdeniz kıyısında İspanya'ya en yakın kenti). Yaz aylarında Güney Fransa'nın karizmasına rakip çıkmak çok zordur. Bir yaşam biçimi, bir anlayıştır burası. Ve bu keyfi asla düşleyemez Paris ya da Strasbourg sokaklarının insan mağması içinde eriyen biri.

Kanadalı genç evlilerin "in vitro" oğulları Gabriel ile birlikte nüfusu 21'e yükselen bizim köy için temmuz ayının son iki pazarından biri çok önemli bir gündür. Köylülerin canları hangisini çekiyorsa o pazar, Katalancada büyük şenlik anlamına gelen bir "Festa Major" ile kutlanır. Ne hikmetse epeyce ünlenmiştir bu minicik köyün kocaman bayramı ve civar köylerden akın akın insan gelir eğlenmeye.

Şenlikten on beş gün önce, nefis bir şarap üreticisi olan Belediye Başkanı, başkan yardımcılarından ölü gömücülüğüne kadar tüm payeleri üzerinde toplayan ve aslında belediyenin başkandan gayrı tek memuru olan Katalan Josef, köy sakinlerini toplayıp şenliğin düzenini saptarlar.

Sonra köylüler arasında iş bölümü yapılır. Kimi içki satacak, kimi sosis kızartacaktır. Piyangonun büyük ikramiyesini geleneksel olarak yerli çobanımız verir: Canlı kuzu ya da mini mini bir oğlak. Kazananın gönlü bu şirin şeyi ne kesmeye ne de beslemeye elvermediğinden çoğu kez sahibine geri dönen, akıllıca ikramiyedir.

İkinci derece ikramiyeleri yine komşu köyün bağışladığı domuz budu jambonları, başkanın şarapları, şampanya şişeleri, civar festivallere davetiyeler oluşturur ve biletleri şenlik günü satmaktan köyün güzel hanımları sorumludur.

Bayram günü öğleden sonra, bir Katalan orkestrası ile başlar. Civardan gelen gerçek Katalanlar, akşama kadar, Fransa'dan İspanya'ya tüm Katalunya topraklarının tek ve biricik ulusal dansı "Sardane" yaparlar.

İspanya iç savaşı sırasında, dönemediği ülkesine hiç olmazsa yakın olabilmek için civar köylerden Ceret adlı minyatür dünya cennetinde uzun süre yaşayan Picasso'ya "Barış Dansı Sardane" adlı tablosunu esinleyen bu Katalan folklorü, Türk, Balkan, Rus halk oyunlarını tatmış bizlere oldukça yavan gelir aslında.

Zurnaya yakın akraba birtakım aletler, ince sivri sesler çıkararak sürüp giderken, ellerini dirsekten kırıp omuz düzeyinde birbirlerine kenetleyen Katalanlar parmak uçlarının üstünde -söylentiye göre- epeyce matematiksel, karmaşık ve minik adımlarla zıplarlar. Picasso'yu bu dansın güzelliğinden çok felsefesinin etkilediği kesin. Sardane oynamak yalnız Katalanlara özgü, ulusal bir gurur sorunudur. Köyün ahalisi olabilirsiniz, toprak alır, yerleşir, yıllardır oturuyor olabilirsiniz buralarda. Ama sizi Sardane halkasına sokmazlar.

Eh, her içe dönüklüğ'ün bir bedeli var. Sardane'ı yalnız Katalanlar oynayabildiğinden ve de tüm köyde topu topu iki Katalan kaldığından (diğerleri hep çokuluslu) yılda bir kez, o da civar köylerden takviye görerek dans ediyorlar böyle işte.

Gece olunca Sardane orkestrası çıkınını toplar ve yerini köy bayramlarında uzmanlaşmış bir hafif müzik orkestrasına bırakır. Bağırsak bozukluğundan bademcik ameliyatına kadar her telden çalan köy doktorlarını andıran bu orkestra, gençlere Pink Floyd, yaşlılara da Yves Montand'ın "Les feuilles mortes"una uzanan bir yelpazede, herkesin gönlünü hoş eder.

Gece yarısı piyango çekilir, kazananların şerefine içilir ve görevli gençler içince birbirleriyle dalaşan ihtiyarcıkları ayırmaya çalışırken, kimi delikanlılar da az önce dans ettikleri güzel kızlarla, gökyüzü yıldızlarının bir başka parıldadığı üzüm bağlarına doğru gözden kaybolurlar.

Köy şenliği bitmiş, ama köy sakinlerinin hiçbiri, koşuşturmaktan eğlenememiştir. Onların bayramı, masraflar ve gereksinimler çıkarıldıktan sonra kalan parayla bir sonraki pazar, belediye başkanının açtığı özel şaraplarla kendi aralarında yapılır.

Bu yıl köy şenliğine yetişemedik, ama başkanın şarap mahzeninde üslenen şenlik sonrası ziyafete katıldık. Yirmi bir kişiye kocaman bir "paella" yaptı İspanyol komşumuz. Başkan en güzel şaraplarını açtı masaya. Herkes iskemlesini, çatalını bıçağını ve kâğıt tabağını aldı, geldi. Altı aylık küçük Gabriel'e anası, 87'nin "muscat" üzümlerinden çekilmiş, misk kokulu, amber renkli şarabından tattırdı. Kafayı çeken sarışın kuaför komşumuz, mahzenin dev fıçılarına girdi. Charles Trenet'nin "Tatlı Fransa" şarkısını, kolkola sallanarak söyledi yaşlısı genci. Başkan Noe'nin (yani Nuh) yardımcısı, ölü gömücü Joseph, fotoğraf çektiğimi görünce, "Çek, çek" dedi. "Gerçek Torderesli kaç kişi kaldı ki? Bir ben, bir de başkan. İlerde bakıp, bunlar Katalandı dersin."

Bu minik köyü, atraksiyonlarını herkese sergileyen bir sirk sanmayın. Geçen yıl buraları merak eden bir okuyucumuz ta Toulouse'dan kalkıp gelmiş, bizim 68'li çobana ahret soruları yöneltmiş, sonra da: "Ben burada gitarlar çalıyor, bülbüller şakıyor diye geldim, köpek ulumalarından başka bir şey duymadım" deyip kırık düşlerini cebine koyarak gitmiş.

Yıllardır meşe fıçılarda eskittiği şarabın tadını, günlük üzüm şırasında bulamazsınız. Hayvanat bahçesinde aslan kaplan gördük diye cangılları tanıyor sayılmayız. Küçük dağ köyleri, biraz da "Sardane" dansına benzer. Yabancılar oynayamaz. O köylerin vitrini, aynası yoktur. Dışarıdan görülmezler, içlerinde uzun uzun yaşamış olmak gerekir tadına varabilmek için.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2