Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Biz, Pirene fatihleri...

Cumhuriyet · 4 Eylül 1988

PERPİGNAN — Yabancıların tatil anlayışına akıl erdirebilmek gerçekten zor. Bütün kış işe koşturmaktan, stresten, yorgunluktan söz ederler; tatil deyince ayak uzatıp yatmayı özlediklerini sanırsınız. Ne gezer... Bu kez bir stres, bir stres, tatili boşuna geçirmek kaygısıyla deli danalar gibi oraya buraya seğirtirler.

Güneşin alnında kaz kızartması gibi çevrilmekten başka şey yapmadığımız konusunda işitmediğimiz azar kalmayan plaj "sefasından" yeni dönmüştük ki; kabile şefimiz (biz seçmedik, darbe sonucu iktidara geldi) masanın üstüne bir topografya haritası yayıp, parmağını herhalde hakkımızda pek hayırlı olmayan bir noktaya bastı: "Yarın Canigou'ya tırmanıyoruz çocuklar!" Normal olarak tatil yapmaları gereken çocuklar, o sırada şefin sörfünü ve yelkenlerini yıkıyorlardı.

Yelkenli sörf bizim şefin gözdesi, gerçekten çok ilginç bir spor. Normal, kuru ve yağlı saçlar... Pardon: Normal, orta şiddette ve şiddetli rüzgârda kullanılmak üzere üç yelkenli ve yelkenleri tutturmak için iki değişik boyda mekiği var. Bu araç ve gereç, her Tanrı'nın günü biz kızartma adayı kazlar tarafından yayan yapıldak, kızgın kumlar üzerinden arabadan kıyıya, sonra da kıyıdan arabaya taşınıyor.

Ne var ki şefimiz bu alanda amatörlüğü bırakıp profesyonelliğe giyineli beri (lastik çizme, özel kauçuk giysi, bel kancası ve şapka) rüzgârla arası fena açık. Kendisinin sörf yapabilmesi için yelin en az 6... (bilmem ne) şiddetinde esmesi gerekiyor, o da bir türlü rasgelmiyor. Ya meltem esiyor, çocuklar sörfü kayık gibi kullanarak delicesine eğleniyorlar ve şef kızgın homurtularla kıyı boyunu arşınlıyor ya da sörfleri mörfleri açığa atan çılgın Katalan rüzgârı Tramontano esiyor ve şef yine kızgın homurtularla kıyı boyunu arşınlıyor. Aslında şef, sörf sporunun teorisini, biz de indir bindirini yaparak yuvarlanıp gidiyoruz işte.

Ertesi gün deniz düzeyinden yukarılara çıkacağımızı duyunca çaresizlikle çocuklara baktım. Şuncacık yavruları sarp kayalara tırmandırmaya hangi ana yüreği dayanır? "Ne güzel, dağcılık yapacağız" diye el çırpmasın mı veletler? Dehşetle açılan gözlerimi son bir umutla öteki "kaz" arkadaşıma çevirdim; bir elini çenesine dayayıp işaret parmağını dudaklarının arasına kıstırarak sordu: "Kaç metre?." "Sekiz yüz."

Bütün yıl on bir ay, sabahın köründen akşamın zifirine dek tabanları şişen Parisli kaz, bilmiş bilmiş gakladı: "Çok uygun. 800 metre bir şey sayılmaz." Ben gitmesen diye ağzımı açtım, şef de gözlerini açtı, sonra ben ağzımı kapadım.

Atlantik'ten Akdeniz'e, İspanya ile Fransa'nın sınırını çizen Pirene dağlarının Katalunya bölgesinde kalan doğu kesimine "Oryantal Pireneler" adı veriliyor. CANİGOU (Kanigu), 2785 metrelik boyu ile CARLİT (Karlit 2921 m.) tepesinden sonra Oryantal Pireneler'in en yüksek noktası. Ama Fransız Katalunyası deyince akla Canigou gelir önce.

Carlit uzaktadır, Perpignan'dan bakınca gözle görünmez. Oysa Katalan soyunun sabah kalkınca ilk işi, karlı başı ile sivri bir köpek dişini andırdığı için Canigou adını verdikleri tepeye bir göz atmaktır. Yöreye kış, Canigou'ya ilk kar düşünce gelir. Canigou'nun başı dumanlıysa yağmur yağar, doruğu görünüyorsa hava açacak demektir. Canigou bir simgedir. Katalunya Canigou, Sardane dansı, Tramontane yelleri ve güzelim Muscat şaraplarıdır. Yoksa Katalnalık yapmaya değmez.

2785 metrenin 2000'lik bölümüne kadar araba çıkıyordu. Biz geri kalan sarp kayalığı tırmanacaktık. Ertesi sabah saat beşte kalkıldı ve sıkı bir kahvaltıdan sonra çantalar hazırlandı. Bizim şef, tok bir sesle yürüyüşün sorumluluğunu aldığını açıkladı ve topluluğumuzun sağlığı için gerekli araçları kendi çantasına yerleştirmeye başladı: Dürbün, harita, pusula, bıçak, yara bandı, engerek zehiri emmek için özel şırınga...

Canigou'da en büyük tehlike, engerek yılanından sonra, birden patlak veren şimşekli sağanak yağmuru. Böyle bir durumda hemen tornistan edeceğiz, ama geri dönerken ıslanmamak için herkes çantasından çıkardığı yağmurluğunu, ben de naylon torbamdan çıkardığım baş, kol yerlerine delik yaptığım mavi çöp torbalını giyeceğim. İnşallah yağmur yağmaz da Kanigu da Kanigu olalı çöp torbası içinde dağcılık yapan insan manzarası görmek zorunda kalmaz.

Canigou'nun 2000'inci metresine dört teker üstünde varıldı. Arabaların bırakıldığı alanda bir son durak kahvesi çıkanlara Allah selamet versin, inenlere geçmiş olsun içecekleri satmakta. Güneş yeni doğuyor, ama görünüşe bakılırsa, bugün Canigou'nun tepesinde indirimli kaya satışı var anlaşılan. Tüm yöre halkı burada. Beş yaşlarındaki iki küçüğü, ana babası at gibi eğerlemiş. Kayıp uçurumdan yuvarlanmasınlar diye dizginlerini tuta tuta yürütüyorlar. Biz de haritamızı açtık ve yola düzüldük.

Beş yüz metre. Şef su molası verdi. Sıcaklık 35 derece falan olmalı. İki saattir yürüyoruz. Çıkılacak yükseklik 800 metre, ama dik tırmanamadığımız için üç dört kilometrelik bir zigzag çiziyoruz. Kimse konuşmuyor. At hırıltılarıyla körük gibi solumaktan başka ses çıkmıyor ki hançeremizden...

Altı yüz metre. Bir tepe görüyoruz, hah geldik, bir de bakıyoruz ki doruk değil. Bir tepe, bir başkası daha derken üçüncü saatin sonunda Canigou başını eğiyor. Engerek saldırısına uğramadık, sağanak da bastırmadı. Vardık köpek dişinin en uç sivrisine. Aklımıza Everest fatihleri geliyor. Amundsen'i kutba bayrak dikerken görüyoruz. Keşke Türk bayrağı alsaydık yanımıza!

Ama ilk iş önce ayağa kalkabilmekte, ömür boyu böyle dört ayak yaşamam olanaksız. O da ne? Doruğa bizden önce varanlar var. Erzak çıkınını açmış, Katalan sucuklarını çıkarmış, yanına da "beyazcık" denilen hafif şarabı koymuşlar, keyif çatmaktalar. Manzara eşsiz. Her şeye yukardan bakmak ne güzel! Biraz soluklanınca biz de kuruyoruz piknik soframızı, öbür yürüyüşçülerle kadeh kaldırıyoruz başarımıza. Doruğa varan dayanıklıların şerefine.

En çok çocuklar gururlu bu tırmanıştan. Bu dağları biz yendik havası atıyorlar aşağılara bakarken. Ben hâlâ güzel güzel yan gelip yatmak varken niye buralara çıkmak gerektiğini anlamış değilim. Ama Canigou'nun tepesinde, rüzgârın uğultusu kulaklarımda ve önümde Akdeniz'in maviliğiyle kucaklaşan Katalunya'nın bereketli toprakları, içilen şarabın değil, doğanın en güzel armağanı SU'yun tadını hiç unutmayacağım.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2