Eğlence, boğa boynuzunun ucunda
Cumhuriyet · 8 Eylül 1988
PERPİGNAN — İnsanoğlu, mağara duvarlarına insanı hayvandan ayıran ilk çentiği çektiğinden beri öküz ve boğaların görkemli gücüne karşı kendi gücünü sınamış. İnsan vücutlu, boğa başlı Minotor'dan Apis Öküzü'ne uzanan bir uygarlık çizgisinde, bu çift tırnaklı yaratıklara tapınmayla ürküntü arasında gidip gelen bir hayranlık beslemiş. Günümüzde, Fransa'nın güneyinde de epeyce yandaş bulan Corrida (boğa güreşi) başta Brigitte Bardot olmak üzere tüm çevrecilerin şimşeklerini çekmekte.
Boğa güreşi, anayurdu İspanya'da da zor durumda. Hemingway ve Malraux'nun izdüşümlerine rağmen İspanyol aydınları giderek artan bir öfkeyle bu oldukça vahşi spora karşı çıkıyorlar.
Gün geçmiyor ki ülkenin en prestij sahibi El Pais Gazetesi'nde, boğa güreşine yaylım ateşi açan köşe yazıları çıkmasın. Karşıtlarına göre bu "sözde" spor, eşit koşullarda oynanmayan bir oyun aslında. Toreador ya da matador sahneye çıkıp, son yayımlanan bir dizi veteriner raporuna göre yüzde altmışı önceden uyuşturulmuş ve budalaca kırmızıya koşan hayvanlarla güreşmeden (!) önce gerçekten her biri muhteşem olan bu seçkin boğalar, "Picador"lar tarafından sırtlarına saplanan 10-15 şişin açtığı yaralardan oluk gibi akan kanlarla iyice güçsüz düşürülüyor.
Kansızlıktan başı dönen, gözleri kararan hayvan; vahşi homurtularla, dişleriyle çeke kopara çiğ et yiyen ecdadından kalma bir içgüdüyle kan gördükçe coşan seyirciyi iyice transa geçirdikten sonra, bıraksalar kan kaybından kendi kendine ölecekken, matadorun son kılıç darbesiyle yıkılıyor. Bazen arenalarda can çekişirken bile olağanüstü güçlü "boğanın intikamı" da oynanmıyor değil tabii. Bu da meslek riski.
Boğa güreşini çok estetik, çok danslı bulanlar epeyce kalabalık. İnka ve Maya uygarlıklarında da görkemli tapınaklar tepesinde beyazlar giymiş bakire genç kızları altın bıçaklarla güneşe kurban etmek çok modaymış. Töreniyle, büyüsüyle herhalde bu "spor" da çok estetikti. Ama günün birinde bitti. Boğa güreşinin de yirmi yıllık bir süreç içinde geleceği oldukça tıkanık.
Ne var ki insanın boğayla oynadığı oyun her zaman kanlı değil. Her şeyden önce eğlenmeyi ve dinlenmeyi yeğleyen Fransa'daki Katalonya bölgesi sakinleri, sıcak yaz geceleri tertiplenen "Toros Piscine" (Boğa Havuzu) gösterilerine pek meraklı. Genellikle sirk çadırı gibi kurulup kaldırılan tahta sıralı arenanın ortasına kocaman bir şişme havuz yerleştiriliyor. Seyircilerin arasından arenaya atlayan delikanlılar ve genç kızlar, dört nala içeri salınan boğaların boynuzuna halkalar geçirmeye, boynuna kolyeler takmaya ya da boğa peşinden koşarken futbol maçı oynamaya çalışıyorlar. En fazla sayıyı yapana genellikle içki şişelerinden oluşan ödüller veriliyor. Ardına niyeti bozuk bir boğa düşen, kendini giysileriyle birlikte ya havuza atıyor ya da arenayı çeviren tahta perdenin gerisine. Can havliyle düz duvara tırmananların, yaşamlarının taklasını atanların, pantolonunun yarısı boğanın boynuzunda kalanların, havuza batanların hali gerçekten görülmeye değer.
Boğaların boynuzlarında kauçuk tamponlar olmasına rağmen darbeyi yiyenin bir yerinin kırılması ya da iç kanama geçirmesi işten değil. Bu da eğlencenin bedeli. Üstelik hayvanlar öldürülmedikleri için bir süre sonra oyunda deneyim sahibi oluyor, bayağı kurnazlaşıyorlar. Örneğin kovaladığı delikanlının peşinden paldır küldür havuza dalan boğalar da var.
Belki en sonunda kendi canına da kıyan Hemingway ürpertileri yaşatmıyor, ama kapılarında pamuk helva, uçan balon satılan Toros Piscine arenaları iki saat boyunca kahkahalarla çınlıyor. Katalonya denilen yeryüzü cenneti, yaşama kocaman bir "ole" çekiyor.

