Üç köşeli Carmenler
Cumhuriyet · 9 Ekim 1988
MADRİD — 23 Şubat 1981 günü elinde tabancayla İspanyol Parlamentosu'nu basan subayın dünya televizyonlarına yansıyan ilkel imgesinde, durumun ciddiyetiyle hiç bağdaşmayan gülünçlükte bir ayrıntı yer etmişti belleğime: Darbeci askerin ters çevrilmiş kömür faraşını andıran kara şapkası.
İspanya'ya yerleşince o darbecinin bir "Guardia Civile" teğmeni, faraş bozuntusunun da bu özel ordunun 155 yıllık alamet-i farikası olduğunu öğrendik. 1833 yılında Ahumada Dükü tarafından o dönemde cirit atan kaçakçı ve haydut çeteleriyle başa çıkabilmek için kurulan "Guardia Civile" örgütü, düzenli ordu ve polisin dışında askeri statüye sahip üçüncü bir silahlı güç oluşturuyor. Kışlaları, okulları, panzerleri, tankları, topları, generalleri, subayları, erleriyle başlı başına bir ordu. Hem de Franco'ya yakınlığıyla tanınan, iç olaylara dönük görev alanıyla ulusal ordudan daha politize, köşeleri ve geçmişi demokrat İspanya için fazlaca sivri bir ordu. Bir benzetme yapmak gerekirse, Franco dönemindeki ulusal ordu ve Guardia Civile farkını Hitler Almanyası'nın düzenli ordu ile SS kıtaları arasındaki ayrılıkla karşılaştırabiliriz.
1981 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra uğursuz şöhreti iyice ayağına dolaşan "Guardia Civile", bu yetmiyormuş gibi o güne değin celladı olduğu ETA'nın kurbanı durumuna düştü. Bir zamanlar kovaladığı, işkence ile öldürdükten sonra yakıp cesetlerini yok ettiği Bask ayrılıkçılarının en gözde hedefleri arasında yer alıyordu artık.
ETA'nın her yıl iki düzine subay ve askerini keklik gibi avladığı; işin kötüsü ölüm haberleri diğer kurbanlara oranla ikinci sınıf sayılan Guardia Civile kurumunun kamuoyu düzeyindeki çekinceli imgesi bundan bir ay önce altüst oldu. Baeza'daki Guardia Civile Akademisi'ne 195 kız öğrenci alınıyordu! Haber bomba gibi patladı, İngiliz, Alman, Fransız televizyonlarına yansıdı. İspanyol bahçelerinin yüz yıllık diken çomağında güller açmıştı sanki... O gün bu gündür tüm İspanya'nın gözü, aralarında Galiçya ve Asturya bölgelerinden iki güzellik kraliçesinin de bulunduğu bu kadın "Guardia Civile" öğrencilerinin üstünde.
195 hanımdan bir tanesinin ağır eğitim koşullarına dayanamayarak bir hafta sonunda pes ettiği kadınlar topluluğunun bu askeri örgüte girişi, herhangi bir orduya alınan kadın askerlerden çok ötede bir anlam taşıyor.
Bir karabasanın düşe dönüşü, bir yumruğun avuç açışı, bir savaşın barışı bu.
194 hanım "Guardia Civile" adayının tümü gönüllü. Bir bölümü, babadan oğula kuralını, babadan kıza diye yorumlayarak girmişler sınavlara. Herhalde bundan böyle "anadan kıza" alışkanlığını da katmak gerekecek hesaba. Çünkü öğrencilerin bekâr (ya da bakire) olmak zorunluluğu yok. Aralarında çoluk çocuğa karışmış, nişanlı ya da sözlü olanları var. Ama hafta sonları akademi çıkışında kendilerini almaya gelen kocalarını üniformalı iken sarılıp öpmeleri, çocuklarını kucaklarında taşımaları yasak. Aşırı saç modelleri yok. Çok hafif bir makyaj yapmalarına izin var. Eğitim, görev ve dinlence sırasında giydikleri dört ayrı üniforma bedeli, aylıklarından kademeli olarak kesilecek. Erkek öğrencilerle birlikte ders görüyor, yiyor, birlikte eğitime çıkıyor, kendilerine ayrılan koğuşta ikişer kişilik ranzalarda yatıyorlar. Erkek "Guardia"lar, kaba mavi üniformaların hınzırcasına yakıştığı bu kesitleri yuvarlak arkadaşların varlığından genelinde hem şaşkın hem de hoşnutlar. Kendilerine, hanım "Guardia Civile" adaylarına göz kulak olmaları ve kardeşçe duygularla yaklaşmaları öğütlenmiş oldukça "sıkı" bir biçimde. Bazı erkek öğrenciler yarı şaka yarı ciddi, belli bir ayrıcalık düzeninden şikâyet ediyor daha şimdiden. Eğitim sırasında erkekler 8 kilometre koşuyormuş, kadınlar koğuşunun perdeleri varmış, onların yokmuş, yürüyüşlerde sırt çantaları daha hafifmiş ve de kışın erkekler soğuk su ile yıkanırken kadınlara sıcak su verilecekmiş...
Bu dedikodular bile kulağa ne kadar insanca, ne kadar sevimli geliyor değil mi?
İspanyol kadınlarının yeri feminist akımın içinde bambaşka. Diğer ülkelerdeki hemcinslerinden farklı olarak Carmen'in torunları asker, polis ve pilot da olmak istiyorlar öteki alanlardaki eşitlik haklarının yanı sıra. Geçen yıl genç bir kız askeri jet pilotu olabilmek için çok uğraştı ve başardı sonunda. Düzenli orduya subay yetiştiren harp akademilerinde 25 kadın eğitim görüyor şu an. Başka ülkelerdeki feministlerin bu mesleklere ilişkin taleplerde pek bulunmaması, "antimilitarist" olgusuna bağlanabilir kuşkusuz. Ama bu kurumlar var ve hep olacaksa, kadınların varlığı onları daha insanca ve belki de daha akıllı kılmaz mı dersiniz?
Eğitimleri tamamlanınca erkek ve kadın Guardia Civile'lerin kesinlikle görev ayrıcalığı olmaksızın atanacakları açıklandı. İkişer kişilik görev birimlerine, bir kadın bir erkek kuralı uygulanacakmış.
Şimdi merak edilen, 194 kadın Guardia Civile öğrencisinin okul bitip sıra kafalarına halkın "Üç Boynuz" adını verdiği efsanevi kömür faraşını geçirmeye geldiğinde, neye benzeyecekleri. Bellerine tabancayı takıp çıkınca devriyeye, bakalım şapka mı onlara uyup güzelleşecek, yoksa onlar mı şapkaya uyup çirkinleşecekler?
[Fotoğraf altyazısı: Guardia Civile Akademisi'nin kadın öğrencilerinin üniformalıyken kocalarıyla kucaklaşmaları ya da çocuklarını kucaklarında taşımaları yasak.]

