Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1988

Eh, pes doğrusu!

Cumhuriyet · 16 Ekim 1988

MADRİD — İspanyol polisi ölümü kanıksadı. Kamuoyu da terörist çetelerini. İspanya'nın başına dert olan yalnız Bask ayrılıkçılarıdır sanmayın. ETA, kurumlaşmış bir timsahlar ordusu. En çok sesi onlar çıkarıyor, doğru. Haklılığı tartışmalı da olsa belli bir amaca hizmet ediyor, devletin temel varlığına nişan alıyorlar çünkü.

Bir de küçük, yeşil, kaygan ve sevimsiz kertenkele toplulukları var ki, aptalcasına kıyıcı, öylesi ne gaddar... Anlamsızlığın en uç noktasına geçip güçsüzlükle boyun eğiyor ve kanıksıyorsunuz onları. Sürekli bir işkenceyi, her gün yinelenen bir aşağılanmayı, hayat pahalılığını, halkla alay eden yönetimleri kanıksamak gibi bir şey bu. Cinayetler de kanıksanıyor. Özerk olan olmayan her İspanyol bölgesinin ETA'ya özenen bir kurtuluş ordusu var böyle kanıksanan. Portekiz'e bitişik Galiçya yöresinin bağımsızlığını kafaya takan ve fakat ardında ETA'nın […] bulamayan GRAPO örgütü de bunlardan biri. Oylesine yalnız, çaresiz, anlamsızcasına kıyıcı ki, polis "patetik kriminel", yani dokunaklı caniler diye anıyor bunları.

Madrid'in Santa Engracia sokağında bir ulusal kimlik kartı dağıtım bürosu var. Bizdeki nüfus idaresi gibi. Geçen 4 ekim sabahı, GRAPO çetesinin "KORUNYA (Coruna) KOMANDO" birimini oluşturduklarını var sayılan silahlı bir kadın ve iki erkek, saat 9.25'te kimlik kartı bürosuna dalıyor, büroyu koruyan iki polisten birini hemen kapının önünde öldürüyor, diğeri üstüne sıkılan kurşunlar karşısında kendini yan odalardan birine atacak zamanı ancak bulurken teröristler bir kutu dolusu boş kimlik kartını alarak sıvışıyorlar. Olayın akışı buraya kadar olağan. İnsan polis de olsa her sabahın köründe teröristler basacak diye tetikte bekleyemez. Saldırıya hazırlıksız yakalanıp, hele birinin sorgusuz sualsiz öldürülmesinden sonra öteki polisin üstüne ateş eden saldırgandan kaçıp sakınması da doğal. O sırada büroda sıra bekleyen silahsız ve günahsız 50 kişinin memurlarıyla birlikte kendilerini yere atıp canlarını korumaya çalışmaları da insanca bir tepki. Oyunun sürpriz perdesi, teröristler çıkıp gittikten sonra açılıyor: Saldırıdan önce kuyrukta bekleyen 50 kişinin yattıkları yerden kalkıp, kapının önündeki cesede rağmen yaptıkları ilk iş, yeniden kuyruğa girmek oluyor. Hem de "Siz benim önümdeydiniz, ben sizin ardınızdaydım," diye yer göstererek.

Geçen günlerde gazetelerin birinci sayfasında garip bir fotoğraf yer aldı. IRA ya da ETA üyelerinin arada bir yaptığı basın toplantılarında kullandıkları maskelerle bir masa başında gazetecilerle konuşan üç kişinin fotoğrafıydı bu. Bir farkla: Toplantıyı yapan terörist değil Guardia Civile görevlileriydi ve maskelerinin üstüne geçirdikleri ünlü "üç boynuz" şapkalarıyla, yasa dışı sendikaları adına isteklerde bulunuyorlardı. İsteklerinin en başında ise, Bask ülkesinde can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle, Guardia Civile örgütünün bölgeden kademeli olarak çekilmesi yer almaktaydı. Ulusal polis örgütüne bağlı çok sayıda güvenlik görevlisinin de uzun süredir aynı şeyi istediği biliniyor: Bask ülkesini özerk güvenlik güçlerinin (ve kışlada bekleyen ordunun) denetimine bırakarak çekip gitmek. Siz söyleyin, "patetik" değil de nedir bu durum?

[Fotoğraf altyazısı: Terörist değil bunlar, üç boynuz şapkalı Guardia Civile. Tanınıp da vurulmamak için önlem almışlar.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2Gazete kupürü 3