Zamanı durdurmak
Cumhuriyet · 13 Kasım 1988
PERPİGNAN — Yıl 196. Pus ayının 27'si. Fransız devriminin uygulamaya koyduğu "Cumhuriyet takvimi" yaşasaydı eğer, günümüzün tarihi böyle atılacaktı. Bastille kalesinin düştüğü 1789 yılına halk kendiliğinden "özgürlüğün birinci yılı" adını takmıştı. 1790'a ikinci yıl dediler. Yeniçağ ile Yakınçağ arasına düşen giyotin, 1792'de kralın kellesini gövdesinden ayırdığında, özgürlüğün dördüncü, eşitliğin birinci yılından söz edildi. Kendiliğinden başlayan bu tarih karmaşası önünde bir bilim kurulu toplandı ve devrim takvimini "sonsuza dek mutlak ve tek" kılmak üzere 22 Eylül 1792'yi, cumhuriyetin birinci yılının birinci günü olarak mühürledi.
Fransız Katalonya bölgesinin başkenti, eski Mayorka krallarının ilk göz ağrısı, Barselona'nın sınır komşusu Perpignan'a gelip iki yüzüncü yıldönümüne çeyrek kalan Büyük Devrim'i anmamak olası mı? Üstünde döndüğümüz yerküre, yükseklik ve derinlikleri, uzaklık ve yakınlıklarıyla insan elinin ölçü tezgâhına ilk kez burada yatırılmış: Metrik sistem önce Perpignan kentinin kurulduğu Rousillon ovalarındaki bir topoğrafya araştırması sırasında ölçü olarak kullanılmış. Bugün, boyumuzun ölçüsünden yıldızlara uzanan görünmez yolların başdöndürücü uzaklıklarını sayıya vuran "metre" dediğimiz birim, 1789 Fransız Devrimi'nin bir ürünü. Uzunluk ölçülerinin bir ilden diğerine değiştiği 18. yüzyılda Mechain ve Delambre adlı bilim adamları, Dunkerque ile Barselona arasındaki boylam parçasının ölçümünden yola çıkarak boylamın tümünü hesaplar, elde edilen uzunluğun kırk milyonda birine "metre" adını verirler. Tarihteki ilk metre, genleşmeye dayanıklı platin madeninden dökülür ve 8. yılın "Tohum" ayının 19'unda (7 Nisan 1795) yayımlanan bir hükümet kararıyla yürürlüğe girer. Zamanla tüm dünya, Fransız devriminin çocuğu bu platin çubuğa dayalı metrik sistemi benimser.
1789 olayının, Büyük Devrim diye anılması boşuna değil. Bu devrimin önderleri, aydın ve bilim adamları dünyayı gerçekten yepyeni ve her şeyden önce akılcılığa dayalı bir yörüngeye oturtmak istiyorlardı. Öne sürdükleri toplumsal düşünceler kadar, bilimsel yaklaşımlarıyla da günümüze ve yarınlarımıza silinmez izler bıraktılar. Zaman boyutunu da uzunluk birimi gibi yeni bir ölçüye vurmak isteğiyle uygulamaya koydukları takvim sistemi gerçek bir mantık harikasıydı ve ne yazık ki 12 yıl yaşayabildi.
Şair ve bilim adamı Fabre d'Eglantine, hukukçu Gilbert Romme ve ünlü matematikçi Monge, Cumhuriyet Takviminin kurucuları arasında yer aldılar. Fransız devrimine göre zaman 22 eylülde dönmeye başladı. Aynı gün gerçekleşen gün-tün eşitliği (equinoxe), yeni devrim hükümetinin kuruluşuyla birlikte dünya üstünde gerçekleşen insanlar arasındaki eşitliği gökyüzünde onaylar gibiydi. Yıl, her biri 30 günlük 12 aya bölünmüştü. Her yıl sonunda artan 5, dört yılda bir de 6 günlük eklentileriyle. Yurttaşlık Bayramı ilan ederek, adını yoksul devrimcileri anımsatan "Potursuz Şenlikleri" koydular. Her gün 24 yerine 10 saat, her saat 60 yerine 10 dakika ve her dakika 10 saniyeye bölünüyordu. Ondalık sistemi benimseyen cumhuriyet saatlerini, bugün Paris'teki Carnavalet müzesinde görmek olası. Mevsimler üçer aylık dilimlerden oluşuyorlardı. Ayların adlarını ise şair Fabre d'Eglantine koydu. Rousseau'nun doğacılık düşüncelerini yansıtan, birbirinden güzel ünlemelerdi bunlar: Sonbahar için bağbozumu, pus ve soğuğu akla getiriyor; kışı kar, yağmur ve rüzgâr sözlü adlar simgeliyor. İlkbahar tohumlar ve çiçekleri, yazlar sıcağı, meyve zamanını çağrıştırıyordu. Bir ay üç hafta ve haftalar on gündü. Adları ise daha az şiirsel, ama Latince tınılar taşıyordu: Primi, duodi, tridi vs. Ne var ki Cumhuriyet Takviminin uygulanması kentlerle sınırlı kaldı.
Güzelim ay adlarından günümüze hangisi ayakta kaldı biliyor musunuz?
Zola'nın romanına ad olan nisan ayı: Germinal.

