Rehin, jambon kralı
Cumhuriyet · 20 Kasım 1988
BİLBAO — Şubat ayının son cuma akşamı evine 200 metre kala bir arabaya bindirilen Emiliano Revilla, sekiz ay sonra başka bir arabadan evine 100 metre kala indirildi. Üzerinde teröristler tarafından kendisine armağan edilmiş yeni bir takım elbise, elindeki torbada da terörist elceğiziyle yapılan çikolatalı ve elmalı pasta taşıyordu. İspanya'nın en zengin adamları arasında sayılan eski jambon kralı, sekiz ay öncesinin gayri menkul imparatoru Revilla, 249 gününü geçirdiği iki metre karelik ETA oteli için tam on milyon dolar ödedi. Ve çok mutlu. "Bana çok iyi davrandılar" diyor, başka bir şey demiyor. Sekiz ay boyunca radyo dinletmemiş, gazete okutmamışlar. İspanya onun için birbirine girerken Emiliano Revilla "müessesenin hediyesi" defterlere sulu boya resimler yapmış, ihtiyaçlarını bir kamping tuvaletinde (oturağın büyükçesi) gidermiş, minik bir leğende yıkanması için su ve sabun bile vermişler!
ETA'nın kaçırdığı rehineleri sakladığı yerlere ZULO diyorlar. Baskça bir sözcük, İspanyolcaya da aynen geçmiş. Belki bizim "zula"nın da kökeni. Bu zulolar, normal görünüşlü evlerin içinde açılan gizli bölmeler. Evde çoğunlukla kendi halinde (gibi) insanlar yaşıyor. Emiliano Revilla'nın zulosu, duvarları ses geçirmez iki bölmeden oluşuyor; iki metre karelik küçüğünde Revilla, ötekinde teröristler kalıyormuş. Teröristler zaman zaman bölmelerinden çıkıyorlardı kuşkusuz. Ama Revilla tam 249 gün, tüm donanmışlığına karşın penceresiz, banyosuz, avuç içi kadar bir bölmede kocaman bir oturakla yaşadı. Milyarderlik yaşamında buna alışmamıştı herhalde. Peki bu adam niye hoşnut kendisini bunca zaman hapsedip bunca parasını alanlardan? Karısı Margarita, sekiz ayda yirmi yaş çöktü. Revilla ise tatilden gelmiş gibi formunda. Gelir gelmez ilk sözlerinden biri, "Hükümet bir an önce ETA ile görüşme masasına oturmalı. Örgüt yirmi yıldır süren bu didişmeden bıkkın, anlaşmak istiyor" demek oldu. İşadamına göre kendisini kaçıranlar gerçekten aklı başında, iyi niyetli insanlar. Hani kendini tutmasa eski jambon kralı, evinin balkonu altında geçmiş olsun, hoş geldin demek için toplanan yüzlerce kişiye, gazetecilere, belki de onlarla birlikte, "En büyük ETA, başka büyük yok!" diye bağıracak.
Bu garipliğin bir açıklaması var elbette: Stockholm sendromu. Uzun süre tutuklu kalan, en doğal gereksinimlerinden yoksun bırakılan, işkence edilen kurban, kendisine azıcık insanca davranan zorbaya şükran duygularıyla bağlanıyor. Eğer bu duygular karşısındakiler tarafından akıllıca kullanılırsa, sonuçta zorbaların davasına bile inanıyor. Stockholm sendromu örnekleri İspanya'da, özellikle ETA kurbanları arasında yaygın.
Ne var ki Emiliano Revilla'nın sendroma yakalandığı kesin değil. Polis, işadamının konuşmalarına bakarak "Stockholm olmuş" diyor, Revilla'yı denetleyen aile doktoru ise "hayır". Basın kararsız.
Kesin olan, ETA'nın Revilla olayı ile bir kez daha "sevimli ve insanca" çehresini takınıp bir kez daha İspanyol polisini rezil ettiği. Madrid'i didik didik edip boş bir ihbar sonucu çatır çatır kırdıkları bir dairenin içinde fil hastalığına tutulmuş bir kadının yağ tabakalarında kurşun delikleri açtıktan aylarca sonra jambon kralının, elinde pastasıyla evine tıpış tıpış gelişi ince bir alay değil de nedir?
Revilla, sekiz aylık zulo anılarını yazmaya hazırlanıyor. Ülkenin en büyük yayınevleri telif hakkını alabilmek için birbirlerini çiğniyorlar kapısının önünde. Asıl gürültü bu anıların yayımından sonra kopacak. ETA bunca parasını alıp tarihindeki en uzun rehinliği yaşattığı, tam bir "self made man" olan, yeminli kapitalist Revilla'ya hangi yöntemlerle bu hoşgörüyü aşıladı kendisi hakkında, öğreneceğiz. Biz bir şey öğrenmesek bile Revilla örgüte ödediği fidyenin bir bölümünü bu yolla kapatmış olur. Çünkü ailesi, işadamının başına istenen fidyeyi bulabilmek için değil, ama ödeyebilmek için çok çile çekti sekiz aydır. Fransa'nın Bayonne kenti üstünden ETA'ya ulaştırmaya çalıştıkları 7 milyon doları, 25 nisanda Fransız polisi yakalayıp el koydu. Paris üstünden ödemeye çalıştıkları 900.000 dolarlık ikinci dilim ise 4 temmuzda yine Fransız polisinin eline geçti. Üçüncü denemede Revilla ailesi bu kez kimseye kaptırmadan ETA'yı doyurmanın bir yolunu buldu.
Son zamanlarda ekonomik sıkıntıya düşen örgütün elinde şimdi tonla para var. Hapisteki "gudarilerini" ve ailelerini yine kuşsütüyle besleyecek. ETA'nın güvenilirlik ölçütlerinden biri de bu zaten: Her ay hapisteki her üyesine 200 dolar, ailelerine 150'şer dolar, Fransa'daki serbest gezen militanlarına ise 350 dolar karşılığı para ödüyor. Revilla'nın parasıyla cici silahlar da yenilenecek. Önümüzdeki aylarda kimsenin kuşkusu yok, bol bol araba havaya uçacak, litre litre polis kanı akacak.
Başına patlayacak yeni kabakları (ya da bombaları) beklerken, İspanyol polisinin de eli armut devşirmiyor tabii:
Revilla'nın torbasından çıkan çikolatalı ve elmalı pastayı mıncıklıyor, unun ve kakaonun nerden geldiğini araştırıyorlarmış.


