AIDS, güneş, deniz ve aşka engel mi?
Cumhuriyet · 18 Şubat 1989
İSPANYA — AIDS olgusu, eşcinsellikten çok uyuşturucu alışkanlığının "parasız eki" boyutunda yaşanan ulusal bir karabasan. Hastalık ilk kurbanını 1982 yılında Barcelona'da almıştı. Ölüm raporunda "Nedeni belirlenemeyen yaygın enfeksiyon" yazıyordu. Zaman geçip de hastalık üstünde bilgi ve deneyim sahibi olan uzmanlar, 82 ile 85 yılları arasında nedeni belirlenemeyen pek çok ölümün AIDS imzasını taşıdığını, daha da kötüsü, kurbanların büyük bir bölümünün hastalığı, hastanelerde herhangi bir gerekçeyle verilen kanlardan aldıklarını anladılar. Kan ürünlerinde HIV virüsünün sistematik olarak aranmadığı yıllarda hastalığın böylesine bol bulunuşu, sağlık merkezlerine kan satmayı kabul edenlerin daha çok yüksek risk grubuna dahil "marjinal" kişiler olmasıydı.
Bugün İspanya'da 40.000 dolayında HIV virüsü taşıyıcısı, "kayıtlı" seropozitif var. Henüz hastalığı kapmış olduğunu bilmeyenlerin ve sağlık merkezlerinin denetiminde bulunmayanların sayısı belli değil. Her geçen gün yenileri eklendiği için yaklaşık kırk bin diye ifade edilen seropozitiften 14.614'ü, konuyla ilgili düzenli raporlar yayımlayan Madrid Otonom (özerk) Bölgesi'nde yaşıyor. Yerel Sağlık Danışmanlığı Komisyonu'nun ocak ayı verilerine dayanarak yayımladığı bilgilere göre, yine yalnız Madrid'de her ay ortalama 470 yeni AIDS vakası tespit ediliyor.
Dünya Sağlık Örgütü OMS'nin hastalığın tanımına getirdiği yeni ölçülere göre, İspanya'daki kayıtlı AIDS vakalarında yüzde 27 oranında artış var. Ama İspanyol Sağlık Bakanlığı bu verilere, "hastalığın yeni tanımına, uyuşturucu düşkünlerine özgü bazı belirtilerin eklendiği" savıyla karşı çıkıyor. Oysa uyuşturucu alışkanlığının ikinci bir ulusal felaket niteliği kazandığı İspanya'da, söz konusu risk grubunun hastalığın yayılmasında başrolü oynadığı kesin. Çünkü OMS raporları aynı zamanda uyuşturucu kullanımı arttığı oranda HIV taşıyıcılarının da arttığını gösteriyor. Olayın bir de gelecek kuşaklara dönük korkunçluğu var: HIV sahibi uyuşturucu düşkünleri çocuk da yapabiliyorlar. HIV virüsü taşıyan annelerin dünyaya getirdiği her iki bebekten birinin seropozitif olduğu düşünülecek olursa, uyuşturucu kullanan potansiyel AIDS'lilerin kendilerini ziyan ettikten başka gelecek kuşağa ne amansız bir miras bıraktıkları daha iyi anlaşılıyor. İspanyol yetkililerin OMS raporlarına mızıkçılık etmelerinin nedeni, turizmden yüksek gelir sağlayan ülkeye 'aşk - deniz - güneş' diye gelen turistin gözünü korkutmamak ve yurtiçinde yaşanabilecek bir AIDS psikozunu önlemek kaygısından ileri geliyor.
Çünkü İspanyol kamuoyu 1986 ve 87 yıllarında gerçek bir AIDS psikozu yaşadı. Genellikle kan verme yoluyla HIV virüsü kapan hastane kurbanı anaların zavallı seropozitif çocukları, birçok okulda bulaşır korkusuyla dışlandılar. 1987 şubat ayında alınan bir kararla, Milli Eğitim bünyesinde seropozitif ayrımı yapmanın ırkçılıkla eşanlama geldiği esası kabul edildi. Velilerin baskısıyla seropozitif öğrencileri okuldan atan ya da kayıt yapmayan 4 özel okul, mahkemelerce süreli kapatma ve para cezasına çarptırıldılar. Bu arada Sağlık Bakanlığı'nın televizyon, basın ve duvar afişleriyle başlattığı AIDS kampanyası iki hedefi vurmayı amaçlıyordu: Hastalıktan nasıl korunulması gerektiği ve hastalığın dev adımlarla ilerleyişi karşısında toplumun binlerce seropozitifle yaşamaya, onları dışlamadan alışması zorunluluğu. Birinci amaca yönelik olarak geliştirilen prezervatif kampanyası özellikle gençler arasında çok başarılı oldu ve prezervatif satışları 9.3 kat arttı. Televizyon reklamlarında genç ve güzel kadın görüntüleriyle süslenen, "Beni seviyorsan bununla olabilir", "Sağlıklı aşk için prezervatifi seçin" ya da "Aşk var korku yok" türünde spotlar, kesinlikle sulu bir mizah konusu edilmedi İspanya'da. Oysa İspanya'dakilerin onda biri bir televizyon ilanı için, "daha" uygar geçinen Fransa günlerce çalkalanmıştı.
İspanyollar, aynı soylu soğukkanlılıkla AIDS psikozunu da yendiler. Seropozitif çocuklardan ortaçağ hayaletleri gibi kaçılan dönem geride kaldı. Elinde açık enjektör iğnesiyle kapı dibinde kıstırdıkları kadınları, "Ya çantanı ver ya da batırırım iğneyi, AIDS olursun" diye soyan hırsızlardan da söz edilmiyor artık.
