'Şu (bizim) iktidardaki yakışıklı çocuklar'
Cumhuriyet · 12 Mart 1989
BİLBAO — Şakakları ağarmış gür saçları, kalkık burnu, gözlerinin altına torbalanan uykusuz iktidar geceleri ve dudaklarının yanından doğru hafifçe aşağıya sarkmaya yüz tutan yanaklarına rağmen Felipe Gonzalez belki de hâlâ Avrupa'nın en yakışıklı başbakanı. Yalnız o mu? İspanyol basını bundan üç yıl öncesine değin gizlemeye çalışmadığı bir gururla, "Şu bizim iktidardaki yakışıklı çocuklar," diye söz ediyordu PSOE yöneticilerinden. Şimdi ise aynı tümceyi giderek artan bir diş gıcırtısıyla ve bir sözcük eksiğiyle yineliyor sık sık: "Şu iktidardaki yakışıklı çocuklar..."
İspanya'daki sosyalist iktidar, artık "bizim" olmaktan çıktı. İşin kötüsü, İşverenler Sendikası Başkanı Jose Maria Cuevas' ın hükümete ateş püsküren çıkışlarına bakılırsa, iktidar artık "onların" bile değil.
Yakışıklı çocuklar ve çekici lokomotifleri Gonzales, işçi sendikalarından sonra, işveren sendikasının da ateş hattına girmiş bulunuyor. Jose Maria Cuevas'ın, 225.000 satışla İspanya'nın en çok okunan haftalık yayını olma rekorunu elde tutan Tiempo dergisine verdiği uzun demeç, başlı başına bir "kapitalizm" dersi. Sosyalizme ihanet eden sosyalistlerin, kapitalistler katında da güvenilir olmadıklarını göstermesi bakımından ilginç bularak, önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz:
"Bu sosyalistlerin yönetimi, spekülatörlere işadamlarından daha çok kazandırıyor. İspanya tam "Şahin Tepesi"ni oynayacak kıvama geldi. Tek eksiğimiz rollerin dağılımı. Doğrusu bu iktidar beni çok şaşırttı. Ben "Sol" deyince, klasik şemalara inanmış biriydim: Daha ilkeli, daha dürüst, daha devletçi ve en önemlisi, birikimci zenginlerden çok, iş alanı açan ve parasını tehlikeye atan yatırımcılara destek veren bir yönetim biçimi sanıyordum sosyalizmi. Baştan sona yanıldığımı şimdi anlıyorum. Günümüzün galipleri, amaçlarını gerçekleştirmek için çaba harcayan ve başarıya çalışarak ulaşanlar değil; akşamdan sabaha milyonları cebe indiren ve yamalı basının (İspanyolcada "Gönül" basını deniyor buna) manşetlerinden inmeyenler."
Kapitalistleri spekülatörlerden soyutlamaya büyük önem verdiği anlaşılan İşverenler Sendikası Başkanı, aradaki farkı şöyle açıklamakta:
"Kapitalist dediğiniz bir şirket kurar, para kazanır ve bu para ile ilk şirketi güçlendirir, yenilerini kurar. Bu adam prensip olarak "güç" arzusunu tatmin etmektedir. Spekülatörün yaptığı ise parayı parayla, durduğu yerde kazanmak. Ben spekülasyon olmamalıdır demiyorum, o da düzenin bir parçası. Ama İspanya gibi katmanlar arası derin eşitsizliklerin bulunduğu toplumlarda, ülke ekonomisi birincilere (kapitalistler) ikincilerden daha çok gereksinir. Üstelik kolay başarılar, iyi koşullarda yaşamayan halkı kışkırtıcı bir nitelik taşıyor. İspanya, 14 aralık genel grevine biraz da bu yüzden gelmiştir. Bu hükümet, kolay başarıların spekülatörlerine prim vermektedir."
İspanya, 14 aralıktan bu yana gerçekten şaşırtıcı bir siyasal manzara çizmekte. Yukarda okuduğunuz gibi daha nice sağcılar akıl başında sosyal türküler çığırırken, sosyalistler de tam bir yuppi'lik havası tutturmuş durumdalar. İspanya Sosyalist İşçi Partisi'nin Madrid'deki hiper ultra-sofistike genel merkezinde, 14 aralık genel grevi öncesi dolaşan Şahin Tepesi taklitleri arasında moda olan son sözlerden biri neydi bilir misiniz? Sosyalizm adına yöneltilen eleştirileri, "Aman yine solda otluyorsanız!" diye yanıtlamak. Grev sonrası yaşananların ardından hâlâ kullanılan bir tümce midir, bilmiyoruz.
Gonzalez hükümetinin sendikalarla anlaşmaya varamamasını ülke açısından "çok tehlikeli" olarak niteleyen İşverenler Sendikası Başkanı Cuevas, işçi sendikalarından söz ederken, "Hiç olmazsa ikiyüzlü değiller" diyor. "Birkaç milyarlık bir farktan çok, bu hükümetin ekonomi politikasını ve hatta bazı bakanları değiştirmeye çalıştıkları açık."
Sizin anlayacağınız, işverenler tutmuyor Gonzalez hükümetini artık. İşveren sendikası deyip geçmeyin, büyüklü küçüklü ticaret erbabıyla bir milyonun üstünde üyesi var. Eh, işçilerin de tutmadığını biliyoruz. Peki, ekonomi alanında söz sahibi katmanlar arasında kim tutuyor bu hükümeti hâlâ? Hemen söyleyelim: Büyük patronun işaret ettiği spekülatörlerin ağa babaları: "Bankalar." İspanya, inanılmaz bir bankalar imparatorluğu. 1988'de bankaların toplam kazanç oranı %37 olarak açıklandı. Gazetelerde her gün boy boy, biryantin saçlı, bıyıksız Clark Gable kılıklı banka genel müdürleri Felipe Gonzalez'in yanında sergi açar, kokteyl içerken görünüyorlar.
"American Way" biçimi bir felsefeyi benimsemeyen gözler için hepsi birer akbaba. İğrençlikleri de, başka ülkelerde yöneticileri gazetelere konu olmayan genellikle "kimliksiz" kurumların, İspanya'da otuz iki dişi meydanda "kolay para" abidesi beyzadelerin imgesi altında anılması oluyor.
Bugün İspanya'da kimsenin yadsıyamadığı bir gerçek var: Parti olarak belki henüz değil, ama iktidar olarak PSOE yönetimi ne kuş, ne deve, yoz bir yuppi hükümetine dönüştü. "Sigma 2" Ajansı'nın yaptığı son kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre İspanyol Sosyalist İşçi Partisi, ocak ayından bu yana yüzde on oranında oy yitirmiş. Şu an seçim yapılsa, mutlak çoğunluğu sağlayamıyor. CDS Genel Başkanı ve eski Başbakan Adolfo Suarez'den tutun, işveren sendikası başkanı ve işçi sendikaları yöneticilerine varan geniş bir politikacı yelpazesi, Felipe Gonzalez'in erken seçimlere gideceğinden emin görünmekte. Gonzalez'in ortalığın biraz durulmasını beklediğini, kredisini arttıracak bir iş başardıktan sonra meclisi dağıtacağını ileri sürüyorlar.
Oysa köşe başındaki ilk randevu, "Toplumsal Ant"ın suya düşen faturasını ödetmek için hükümeti bu kez her iş kolunda, tek tek oturulacak "toplu sözleşme" masalarında bekleyen sendikalarla. Önümüzdeki ilkbahar, İspanya, cehennem sıcakları yaşayacak.
[Fotoğraf altyazısı: PSOE'nin amblemi "gül tutan" elle son olarak bu şekilde alay ediliyor.]
