Basın skandalı ve kültürlü iktidar hırsı
Cumhuriyet · 23 Nisan 1989
MADRİD — Gazetenin sahibi, bir sabah gazetecinin odasına hışımla girip "Pılını pırtını topla" dedi, "kovuldun!" gazetecinin pılı pırtısı beyniydi. Kafasını ve kalemlerini toplayıp çıktı. Patronun adı Juan Tomas de Salas'tı ve "16" grubu diye bilinen basın kuruluşunun sahibiydi. Kovulan gazeteci ise şirketin koç başı "Diario 16" günlük gazetesinin genel yönetmeni, Pedro Jose Ramirez.
Değil İspanya, dünya basın tarihinde böyle bir işten atılma ilk kez görülüyordu. Koskoca bir gazetenin genel yönetmenini sinek kovar gibi işten atan patrona ilk tepki kendi kardeşinden geldi ve yönetim kurulu başkanı kardeşi dahil, istifalar birbirini izledi.
Daha bir hafta önce yönettiği gazetenin inanılmaz başarısını konuşmak üzere televizyona çağrılan, basın dünyasındaki rakiplerine parmak ısırtan "Scoop"lara imzasını atan Ramirez ne yapmış, kimin kuyruğuna basmıştı da böylesine ilkel bir "darbe" ile son veriliyordu iktidarına?
Pedro Ramirez, Diario 16 gazetesini 45 bin tiraj ve güvenirlikten uzak bir paçavra olarak teslim almış; satışı 150 bine çıkardıktan başka, saygın bir basın organı haline getirmişti. Gazeteciler arasında, "Siklon" adı veriliyordu Pedro Ramirez'e. Korkunç bir çalışma temposu vardı ve ETA ile ilgili, kimsenin bugüne değin ulaşamadığı, karanlık devlet sırlarını ortaya çıkarmıştı. İçişleri bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin, CIA'yı andırır yasa dışı ve ETA komandolarını tek tek "temizlemeye" yönelik "Gal" örgütünü irdelemekteydi.
Yönetimindeki zehir gibi bir muhabir ekibine açık kart vermişti ve bugün İspanya mahkemelerinde davası görülen onlarca üst düzey güvenlik görevlisi ve komiser, Diario 16'nın yarattığı bu "Watergal" sayesinde yakayı kaptırmış bulunuyorlar. Ramirez'in devletin sırtından yasa dışı terörist avcılığı yapanların üstüne giden başyazılar ve muhabir ekibi pek çok kimseyi rahatsız etmekteydi. Acaba korkulu düşü haline geldiği içişleri mi yemişti Pedro'nun başını?
Gerçek olan şu ki Diario 16, son zamanlarda iktidarın antipatisini kazanmış bir gazeteydi. Genelinde sağ iktidarların boğmaya çalıştığı sol muhalefet gazetelerine alışık olan bizler, Pedro Ramirez olayı ile İspanya'da bir sol iktidarın, muhalefeti susturuşuna tanık olduk. Diario 16, sağ kanat gazetesi değildi. Nerede bir açık yakalarsa gerçek bir gazetecilik dürüstlüğüyle oraya vuruyor, bu arada sosyalistlere de ağır saldırılarda bulunuyordu. Hem sağdaki hem soldaki pislikleri iki ayağıyla tekmelemeye çalışan genç ve başarılı Ramirez, sonuçta kaidesi üstüne oturmuş bulunuyor. Onunla birlikte Diario 16 da başladığı yere, 45 bin paçavra baskısına dönecek. Sağ, merkez ve komünist partilerden gazete sahibine yağdırılan protesto telgraflarına karşı, sosyalist iktidar havalara bakarak ıslık çalıyor. Sosyalistlerin sessiz sevinci ve patron Salas'ın "Diario 16 kaliteli bir gazete olacak" deyişi yorumlanacak olursa; bundan böyle Diario 16'nın yapacağı muhalefet, "Başbakan hazretleri kuşkonmaz yerken geğirdi," türüyle sınırlanacak. Tabii okuyucusu kalırsa. İki yıldır dilleri bir karış dışarda yılanın deliğinde haber kovalayan zehir hafiye gazeteciler ise uzun bir tatil için kızağa çekilmiş bulunuyorlar.
Fakat bu basın skandalının asıl ilginç noktası, İspanyol Kültür Bakanı Jorge Semprun'da düğümlenmekte. Kovuluşundan bir gün önce Ramirez, Kültür Bakanı'na yeni sinema yasa tasarısını hedef alan ağır bir eleştiri yöneltmişti. Jorge Semprun'un düşmanlığını kazandıktan sonra yerinden olan ilk kurban Diario 16'nın yönetmeni değil üstelik. Kadınca bir zaaf sonucu koltuğundan düşmek üzere olan İspanyol TV'sinin başarılı müdiresi de ülkenin tüm aydınları kendisini tutmaya çalışırken Jorge Semprun'un yakışıksız bir son darbesiyle baş aşağı gitmişti.
Şimdilerde 40 yaş sularında seyreden 68 gençliği için yaşamın en acı sürprizlerinden biri, artık üçüncü yaş sınırını geride bırakan eski ilahların iktidar hırsıyla kabuk değiştirmeleri kuşkusuz. Beyaz aslan yelesini andıran zekâ dolu kellesiyle, geçmişte biriktirdiği saygınlığı her gün biraz harcayan Jorge Semprun, bunların elbet en kötüsü değil, ama en iç acıtan örneklerinden biri. İktidar denilen başdöndürücü tepe ne menem bir lezzetse, tadını alan unutkanlık hastalığına tutuluyor. İktidar hırsının en aldatıcı yanıysa, geçici yükseklerde uçurduğu ölümlünün gerçek çapını budaması. Jorge Semprun'un parlak geçmişi, kültür bakanlığını kabul ettiği güne değin İspanyol solu için en küçük bir gölge taşımıyordu. Bakan olduğunda, belki de verebileceğinden çok şey beklendi kendisinden, Federico Sanchez biraz da sivri dili yüzünden, bugün sanat ve media dünyasının boy hedefi haline gelmiş bulunuyor. Kendisine yöneltilen eleştirilere karşın kültür bakanı, tüm İspanyol gazete ve TV'lerini aynı kefeye koyarak, "sarı basın" olmakla suçluyor.
[Fotoğraf altyazısı: Beyaz aslan yelesini andıran zekâ dolu kellesiyle Jorge Semprun, İspanya'da kültürün iktidarında bulunuyor.]
