Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1989

Gonzalez sosyalizmi zorlanıyor

Cumhuriyet · 22 Mayıs 1989

BİLBAO — İspanya, bu yılın ocak ayında yakın tarihinin en önemli görevini, AT başkanlığını üstlendi. Yarım yüzyıl Avrupa'ya sırt dönüp ABD'ye avuç açan bir diktatörlüğün ardından, Franko'nun ölümünden on dört yıl sonra, o demokrat Avrupa kulübüne sosyalist bir hükümet aracılığıyla sahip çıkıp yön vermesi gerekiyordu.

Oysa, yakın gelecekte ülkeye kazanç sağlamaktan çok prestij açısından işlenebilir bir konum olan bu başkanlık, iktidar partisi PSOE'nin hiç hesapta olmayan, önemli bir dar boğazdan geçtiği çok ters bir zamana denk düştü.

14 aralık genel grevinden önce, Başbakan Felipe Gonzalez ve ekibinin niyeti; AT başkanlığını haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerine dönük bir reklam kampanyası, 1990 yılında yapılması öngörülen genel seçimlere de antrenman alanı olarak kullanmaktı. Ama 5.5 milyonu işçi, toplam sekiz milyon İspanyolun kollarını kavuşturduğu; yaşanmışlığı soğumadan "mitos"laşan 14 aralık genel grevinden sonra gelişen siyasal çatışma tablosu içinde, söz konusu AT başkanlığı, PSOE yöneticilerini ellerinde kalan koca bir merdivenle, kaçmakta olan iktidar treninin peşinden koşmak zorunda bıraktı.

İspanya'nın yengisiz ve yenilgisiz AT dönemi başkanlığı, haziranda bitiyor. Bu başkanlıktan çok şeyler bekleyen bazı ülkeler ve bu arada Türkiye de bir bardak soğuk su içmek zorunda kaldı. PSOE iktidarının kendi kan (ya da oy) kaybını durdurmaya çalışmaktan başkalarının başını kaşıyacak zamanı olmadı. Peki Gonzalez ve kurmayları, kaçan iktidar trenine yetişebildiler mi? O da önümüzdeki ay belli olacak. 15 haziranda öngörülen Avrupa Parlamentosu seçimleri, PSOE için bir güven oylamasına dönüşmüş durumda.

NATO'ya evet

Sayılar sıkıcıdır. Ama bazı uzun gerçekleri kısaca anlatırlar. İspanya Sosyalist İşçi Partisi PSOE, ilk kez 28 Ekim 1982 seçimleriyle tüm oyların %48.37'si demek olan on milyondan fazla seçmenin desteğiyle iktidara geldi. Muhalefet duman olmuştu. Sosyalist hükümet ve ardındaki dağlar gibi meclis çoğunluğu, eski faşist ve hâlâ kapitalist İspanya'yı sapına kadar demokrat ve nihayet sosyalist yapacak, NATO'dan da çıkaracaktı. Bütün seçim kampanyası süresince bunu haykırmıştı Felipe Gonzalez.

İşbaşına gelince, NATO'dan çıkmanın, genç demokrasinin selameti açısından pek de hayırlı olmayacağı anlaşıldı. Ama bunu halka anlatmak incelik istiyordu. Felipe'nin "kazı" çevirmesi tam dört yılını aldı, dilinde tüy bitti, ama 12 Mart 1986 gecesi, 9 milyon "NATO'ya evet" oyu düştü önüne. Bir milyon eksiğiyle de olsa halkın desteği yine sosyalistlerden yanaydı. Aynı yılın 22 haziranında ikinci genel seçimler oldu ve PSOE bu kez oyların %44.31'ini alarak iktidarını katladı.

İlk bulutlar 1987 yılının sonunda yapılan PSOE kurultayında belirdi. Partinin tabanını temsil eden Genel Emekçi Birliği UGT Sosyalist Sendikalar Konfederasyonu, hükümetin tutturduğu ekonomi politikasından hoşnut değildi. Partinin içinde de PSOE Bask Bölge Başkanı Ricardo Garcia Damborenea adlı milletvekilinin başı çektiği bir grup muhalif belirmişti. Felipe Gonzalez ve Başbakan Yardımcısı Alfonso Guerra dizginleri bizzat ele aldılar.

Gonzalez o dayanılmaz güzellikteki konuşmalarından birini yaptı, muhalefet susturulmuştu. Neden hoşnut değildi bu muhalif grup, niçin homurdanıyordu sendikalar? Dış yatırımlar beş yılda üç kat artmış, dünya otoriteleri İspanya'yı "geleceği çok parlak" bir ülke ilan etmişlerdi. Yabancı sermaye 1992'ye doğru İspanya'da bir yer kapabilmek için birbirini çiğniyor, yeni holdingler üst üste diziliyordu.

Liberal politika

Ama gelir dağılımını daha adil dengelemeyi öngören sosyalist bir ekonomiden çok uzaklaşılmış, düpedüz rekabete dayalı liberal bir politika izleniyordu. PSOE yönetimi ülke ekonomisini emekçi sınıfıyla birlikte orta hızda kalkındıracak yerde, önceliği ekonomiye vermiş, Avrupa Topluluğu'nun en yüksek gelişme hızına erişirken, işçiyi harcamıştı yakıt yerine.

İspanya'da semiren borsa, banka, alım satım gibi spekülatif zenginleşmeye karşılık, üç milyona yakın işsiz var. Sanayisini modernleştirmeye çalışırken, diğer tüm Avrupa ülkeleri gibi toplu işten çıkarmalar yapılmış, bunun kaçınılmazlığını bilen sendikalar anlayışla karşılamışlardı. Ama bu işsizlerin tümünü sosyal güvenceye kavuşturmak gerekiyordu.

Parasız ve işsiz, üstelik genç bir insan ne yapar? Ya haydut olur ya da esrarkeş. Günümüz İspanya'sında bu iki sorun olağanüstü ölçülere varmış bulunuyor.

İspanyol Anayasası'nın 131. maddesine göre devlet, ulusal gelirin daha adil dağılımına ve ülkedeki toplumsal gereksinime göre ekonomik plan yapılmasına garantör. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise hükümetlerin yurt çapındaki ekonomi planlarını özerk bölge yönetimlerine, sendikalara ve benzeri meslek kuruluşları ile işverenlerin yer alacağı bir "ekonomi üst konseyinin" katkı ve onayıyla uygulamaya koyabileceğini belirtiyor.

1978 yılında kabul edilen İspanyol Anayasası'nın böyle bir hüküm taşıması boşuna değil. Aynı anayasa, İspanyol devletini "sosyal demokrat" olarak tanımlıyor. Anayasanın kabulünden önce, 1977 yılında Moncloa Sözleşmesi diye adlandırılan anlaşmaya imza atan tüm demokratik güçler bu yönde görüyorlar İspanya'nın parlak geleceğini. Kimler var bu güçler arasında? Komünist Parti de dahil olmak üzere tüm siyasal kuruluşlar, işçi ve işveren sendikaları var.

Demokrasiye yumuşak geçiş bu sayede gerçekleşiyor. PSOE, gerek komünist , gerek sosyalist işçi sendikalarının desteğiyle bu anlaşmada verdiği sözlere karşılık iktidara geliyor. Hükümeti kurduktan sonra, sendikalarla işbirliği yaparak hazırlanan "2000 Programı" adlı plana göre de sosyal demokrasi devletinin amaçları şöyle açıklanmış:

1. Toplumun refah düzeyini yükseltmek, 2. Karma ekonomi sistemini benimsemek, 3. Anayasada öngörülen Ulusal Konsey ve toplusözleşmeler aracılığıyla tabanı işçi ve meslek örgütlerine dayalı bir yönetim uygulamak.

PSOE iktidarının yedinci yılında, İspanya'da küçük bir azınlığın refah düzeyi olağanüstü artmış bulunuyor. Ücret artışları yaşam pahalılığının epeyce gerisinden gelmekte. Birçok devlet kuruluşu özelleştirildi. En son operasyonda, ulusal petrol işletmeleri REPSOL, "halka" açılmış bulunuyor.

Telefon işletmelerinden madenlere dek her şey borsada alınıp satılıyor. PSOE'nin sendikalarla yaptığı işbirliği ise işçi kuruluşlarının 1988 mart ayında anayasada öngörülen Ulusal Konsey'den çekilmeleriyle kadük oldu.

Görüldüğü gibi son toplamda liberal bir ekonomi sistemi benimseyen PSOE, yalnız sendikaların değil, kendisinin de imzaladığı anlaşmaları yerine getirmemiş oluyor.

İngiltere'de bir Thatcher'ın varlığı emekçi sınıfına ihanet sayılmaz. Çünkü Thatcher iktidara, "Ben emekçi sınıfım gözeteceğim, sosyal demokrasiyi kollayacağım" diye gelmedi. Tam tersine. Oysa İspanya'da PSOE, "daha adil bir gelir dağılımı ve işçilerin onaylayacağı bir ekonomi politikası izleyeceği" sözü ve sendikaların aktif desteğiyle işbaşına geçtikten sonra çizgi değiştirmiş bulunuyor. İşte kıyamet bu yüzden kopuyor.

Sosyalist parti iktidarının "Önce zenginler doysun, sonra size de sıra gelir", yorumuyla gerçekleşen, "Önce makro, sonra mikro ekonomi" kuramının sosyal tabanda yarattığı hoşnutsuzluk, 14 aralık genel grevinden bu yana süren grev dalgalarıyla kendini gösteriyor. Sendikalar yalnız belli bir sosyal refahın savaşını değil, gelir dağılımı daha adil bir toplumun kavgasını vermekteler. Toplumsal anlaşmanın yenilenmeyeceği kesinlik kazanan işçi ve hükümetin bir araya geldiği son buluşmadan sonra toplanan PSOE Federal Komitesi'nde söz alan Boyer'in devamcısı Maliye Bakanı Carlos Solchaga'nın sözleri, sosyalist yönetim açısından yeni bir çağın başlangıcını vurguluyor:

"Bir sendika kurumu, hükümetin gözünde avukatlar barosundan farklı bir yere sahip olmamalıdır."

Yorgun Gonzalez

Felipe Gonzalez, biraz da bu kararsızlığa güveniyor gibi. Son anda alternatifsiz, çaresiz ve ölünceye dek gönlü solda çarpanların yine de PSOE'ye oy vereceğini umuyor. Fakat kendisini de yorgun hissetmekte. Geçen nisan ayında, Fransız TV'sinin en önemli kültür programına Gonzalez, İspanyol edebiyat profesörü, güzel karısıyla birlikte davet edildi. Apostrophes adlı programın yöneticisi Bernard Pivot, dünyanın en ünlü yazarlarını ağırlamış bilge bir insan olmasına karşın Gonzalez'in karşısında heyecanlıydı. Başbakana içtenlikle, bunca işinin arasında bu programı nasıl olup da kabul ettiğini sordu. Felipe Gonzalez gülümsedi: "Siyasal olmadığı için geldim. Kitaplardan, romanlardan konuşalım diye."

Gonzalez, gerçekten politikadan bıkmış gibi. Bir "etik" (siyasal ahlak) ve partiye vefa uğruna savaşıyor. Ama çok kalıcı değil. Yerine ise adı en çok geçen aday, yedi yıldır değişmeyen Savunma Bakanı Narcis Serra. Bir pazar yazısında anlatmıştık: Kalın camlı gözlüklerin, tersinden bakılan dürbün merceği gibi küçülttüğü gözleri var. Mozart hayranı ve çok güzel piyano çalıyor. Ordudaki tüm Franko artıklarını temizledi; anıtları, madalyaları, faşist süs ve rütbeleri kaldırdı. Kadınları "eşit haklarla" askere aldı; kötü günleri anımsatan üniformaları yeniledi, gerçek bir devrim yaptı İspanya'daki "asker" anlayışında. Asıl mesleği iktisatçılık.

PSOE'yi toparlayabilir.

[Fotoğraf altyazısı: Gonzalez – 7 yıllık iktidarda yorgun düştü.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2