Kiralık kavalye işine sarılınca
Cumhuriyet · 11 Haziran 1989
MADRİD — Osmanlı İmparatorluğu'nda doğup Türkiye Cumhuriyeti'nde büyüyen alnı açık insanlardı. "Namuslu memur" aylıklarıyla çocuğa her bayram ya yeni bir giysi ya da yeni bir pabuç alınırdı. Gün gelip çocuğun, kendisini eksiksiz bırakmayan ayakların her bayram aynı ayakkabıları giydiğini anlaması, zaman aldı. Kadının 1930'lardan kalma yüksek ökçeli bir çift siyah ruganı, adamın ise her buruşuğu gıcır boyalı, kabaralı ve memur suratlı "Sümerbank"ları vardı. Oysa kadın, o 12 puntoluk ruganların üstünde sekemeyecek kadar ortalamıştı yaşı. Sümerbankların darlığına ise sirkeli suyla nemlendirilmiş bez tıkaçlar bile fayda etmiyordu artık.
TV yoktu o zamanlar. Mecliste cami de yoktu. Devlet balo tertiplerdi önemli günlerde. Devlet memuru olmak başka bir şey demekti. Küçük memurlar bile bu balolara giderdi. Cazbant mutlaka vals çalardı belli bir yer gelince. O zaman 12 puntoluk ruganlarla kabaralı makosenler kalkar, en az bir vals yaparlardı. Masadaki iskemlelerden birinde yere değmeden sallanan minik iskarpinler; rugan ökçelerle kabaralı pabuçlar hep dönsünler, hep dans etsinler, hiç durmasınlar isterdi. Dansettikleri sürece on yıl, yirmi yıl önceki gibi bakıyordu kadınla erkek birbirlerine.
Kavga etmiyorlardı.
Yeni danslar, uzun topuklu pabuçların yerini alan düz iskarpinler kadar rahat ve demokrat. Figür öğrenmek zorunda değilsiniz. Aklınıza ne gelirse yapıyor, müzikle uyumluysanız pek de güzel oluyor. Kurallar esnek, figürler düş gücünün derinliğine kalmış. Eşimin ayağına bastımdı, yanlış adım attımdı sıkıntısı yok. İnsanlık, orasını burasını ince göstermek için ıkına sıkına giyilen balinalı korseler gibi kaldırıp attı tangoları valsleri. Öyle ya kim uğraşacak onca karışık figürle? Hazır makarna varken, erişte keseceğim teri dökmek niye?
Ama valsler ve tangolarla birlikte dans pistindeki kadın erkek birlikteliği de gömüldü. Gerçi iyice hoplayıp zıpladıktan sonra yorgun boksörler gibi birbirine sarılıp kalabalık otobüs sallanmalarına "slow" deniyorsa da, o danstan sayılmaz.
Madrid'de bir dans tapınağı var. Adı, AIRE. "Acid House" diye anılan üstünüze afiyet, düşman başına, taş ölçeyim ve ağzımdan yel alsın müzik türünün en ileri karakolu sayılan bu diskotek, 89 yılbaşından beri değişik bir mönü sunuyor müşterilerine: Her cumartesi gece yarısından sonra iki buçuk saat süreyle vals, tango, rumba, pasadoble gibi salon dansları. İşin ilginci, gençlerin bu dansları bilmediğini çok iyi bilen AIRE yöneticileri, söz konusu nostaljik danslar için altı adet kiralık kavalyeyi de hanımların hizmetine koymuş. Her biri uzun boylu, sırım gibi "İspanyol" kavalyelerin bir danslık fiyatı ucuz: 100 peseta. Bizim paramızla yaklaşık 1750 lira. Bu parayı bara ödeyip karşılığında fiş alıyorsunuz. Kiralık kavalyeler, profesyonel dansör değiller. hafta içinde kimi satış mümessili, kimi üniversite öğrencisi. Cumartesi gece yarısından sonra soyundukları kavalyelik mesleğine amatör bir heyecanla "sarılıyorlar". Hepsi harika dans ediyor. Eski dansları yeni kuşaklara aşılamayı amaçlayan uygulamanın, sembolik de olsa "kiralık" durumuna kimi kadın bayılıyor, kimiyse pek bir çekinceyle bakmakta henüz.
Yüzyıllardır kasanın arkasında oturduktan sonra, önüne geçmek kolay değil elbet.
Kiralık kavalyeler, dans sırasında gülümsüyor, ama konuşmuyorlar. Yöneten erkek, yönetilen kadın. Konuşsalar, bu denge bozulacak belki. Kadının kimi kez beyinsel üstünlüğü ortaya çıkacak, gövdelerin estetik uyumundaki o ilkel büyü yok olacak. Son model ceketinin içinde erkek kalıbı gibi duran Fernando, diskoteğin loş karanlığında fosforlu gibi parlayan dişlerini göstererek topaç gibi döndürüyor bir valsin temposunda, sımsıkı sardığı güzel kızı. Varla yok arası giysisinden çok, uzun siyah saçlarıyla örtünen bir hanım müşteriyi izliyorum. Boa yılanının hipnotize ettiği yumuşak tüylü bir hayvan gibi dalıp gitmiş ince uzun Manuel'in masum bakışlarına. Manuel'in "Sartro" özentisi, yeni moda yuvarlak çerçeveli "entel" gözlükleri var. Giysisinden çok saçlarıyla örtünen kadın, Manuel'in genç kollarından yayılan ter kokusunu içine çekerken bu iş için yüz peseta kira ödediğini unutmuş sanki. Çalınan parça, Haçaturyan'ın "Maskeli Balo"sundan alınmış gibi. İşte kadın ve erkeğin en kusursuz birlikteliği.
Kiralık kavalyelerle dans etmek için dans bilmek gerekmiyor. Hanımları bellerinden tutup öyle güzel yönlendiriyorlar ki 100 pesetayı bastıran kendini doğuştan yetenekli sanır. Aralarında en zor olanı yine de tango. Bu dansa yalnız gövdesini değil, yüreğini koyması gerekiyor insanın. Kor gibi değilse eğer o yürek, sonuç göbek havası. Tango başladı mı pist boşalıyor. İki buçuk saatlik nostalji seansı sırasında o yüzden, yalnız bir kez tango çalınmakta. Gerisi vals, mambo, polka, pasodoble ve "Ça ça."
Sabaha karşı 02.30'dan sonra nostalji seansı sona eriyor. AIRE'de. Aynı gençler, bu kez acid-house müzik cangılında çağlarının vahşi bireyselliğiyle dönmeye başlıyorlar. Böylesi de güzel, çekici ve heyecan verici. Kadın ve erkek birbirine daha uyumlu diye illa ki tozlu geçmişin özlem kokularında da yaşanmaz ki!
Ne var ki AIRE'nin nostalji çıkartmasında kadın erkek eşitliği pek kollanmış sayılmaz. Diskoteği birlikte denetlediğimiz erkek arkadaşlardan biri, "Haksızlık bu" dedi çıkarken. "Ben de tango, rumba öğrenmek isterdim. Hani bana kiralık Dam?"
