Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1989

Günah sokağı rahibeleri

Cumhuriyet · 25 Haziran 1989

BİLBAO — Atlantik Okyanusu'na karşı bir sabah. Yalnızlığımı, bir köpek yavrusu gibi dolaştırıyorum Bilbao sokaklarında. Las Cortes. Bu eski liman kentinin "sıcak" sokağı.

Birkaç saat sonra, gün bitip aydınlıklar solarken karanlık kapı ağızlarından eciş bücüş insanlar doğacak geceye. Loş bar köşelerinde beyaz, küçük paketler elden ele geçecek. Kadınlar, yer yer çürümüş kalçalarını gösterecekler yeni gelen Panama gemisinin tayfalarına.

İspanya kralının temiz yüzü basılı, buruşuk kâğıt parçaları alınıp verilecek köşe başlarında. Buranın yasası fuhuş, uyuşturucu ve hırsızlık. Üçünün de imanı para. Geçenlerde ünlü bir aktör: "Hiç takmıyorum parayı" dedi. "Yitirmişim, kazanmışım önemli değil benim için."

Çok iyi anlıyorum kendisini. Yalnız şiir okuyor, kent dışında yaşıyormuş. Ama parayı takmamak için önce çok doymuş olmak gerekiyor galiba. Buradaki insanlar ise paradan başka bir şey düşünemiyorlar henüz.

Peki ben ne arıyorum burada? Belamı desem, bela saati değil. Günah, sımsıkı kapalı kepenklerin ardında uyuyor daha. Diyelim ki ölçülü bir heyecan, tehlike geçtikten sonra ya da gelmeden önce duyumsanan hafif bir ürperti peşindeyim. Belki de bilinmedik bir kendimin.

Bir mahzen meyhanesinin önünde yarı uykulu bir cüce, yüzlerce kez kullanılmış kızartma yağlarının biraya bulanık kokusunu sokağa doğru süpürmekte. Cücenin cüceliğine hiç şaşmadım. Bilbao'nun bu sokağı, yüz okkalık hatunları, cüceleri, kör eroin satıcıları ve travestileriyle İspanya ölçüsünde ilginç ve tekil.

Çok geçmeden yeni bir yönünü daha keşfedeceğim. Kaldırımda bir kedi yalanıyor. Benim yalnızlığım nasıl bir yavru köpekse, bu kedi de öylesine bu sokağın kedisi. Bıçkın, iri bir tekir. Görmüş geçirmiş, bıyıkları bu yollarda ağartmış, belli. Kuyruğun yarısı yok, kulağın biri delik deşik. Kendisini kışlayan cücenin süpürgesine acımtrak bir bakışla uzaklaşıyor. İspanya, sokak kedilerinin henüz özgür ve var oldukları ender Avrupa ülkelerinden biri.

Komşularına tutunarak ayakta duran iki katlı, yorgun bir evin önünde sabahın erken saatine karşın sekiz on kişi toplanmış. Yaşlı göbeğini pantolon askısıyla taşıyan bir adamın çevresini almış, kıkır kıkır gülüyorlar. Evin üst penceresinde heybetli bir kadın. Memelerini beline dayamış: "Bir daha buralara gelirsen, ayaklarını kırarım ulan senin!" diye bağırıyor, aşağıdaki adama. Üç buçuk ak saçı diken diken uçuşan göbekli ihtiyar, tehlikenin altında ve seyircilerin önünde olmaktan aldığı cesaretle cevabı yapıştırıyor: "Senin gibisine muhtaç olmaktansa, eşcinsel olurum daha iyi, şıllık!"

Türkçesi "tilki" olan "zorra" sözcüğü, şıllık anlamında da kullanılıyor İspanyolcada. Zavallı tilki kime ne yaptı, nedendir bilinmez.

Biri omzuma vuruyor. Bask televizyonundan tanıdık. Ne arıyorsun burada? Ya sen? Manastırdaki rahibelerle röportaj yapmaya geldik. Hangi manastır? Şu köşedeki.

O köşedeki yüksek duvarın ardında ne olduğunu hiç merak etmedim ben. Yıllarca dayandığım yatılı okul duvarı gibiydi. Duvar renginde, çocukluk yasaklarıma öylesine benziyordu ki, bilinçaltımın sıradan resimlerine binip gitti.

Kırmızı bereli Bask polisinin gece saat ondan sonra giremediği bu sokakta, bir de manastır var demek. Hem de kuruluşunun üçyüzüncü yılını kutluyormuş. San Francisco'nun Karmelitas rahibeleri. San Francisco, Amerika'da bir kent olarak üne kavuşmadan önce, Peder Francisco diye anılan kendi halinde bir azizdi. ispanya'da hâlâ öyle.

Aziz Francisco'nun bakire güvercinleri, Karmelitas rahibeleri üçyüz yıldır bu günah sokağında; kadın eti alıp satan kasap dükkânları, meyhaneci cüceler, sarhoş gemiciler, kadın tavırlı erkekler ve erkeklik taslayan pezevenklerle aynı küçük dünyayı paylaşıyorlarmış meğer küçük namussuzlukların sokağını.

O yüksek duvarların ardında kocaman bir de bahçe var. Karmelitas rahibeleri, Las Cortes'in günah topraklarında lahana, pırasa, havuç ve salata yetiştiriyorlar. Manastırın yaşı belli. Ama Las Cortes'in ne zaman ünlendiği bilinmiyor. Kesin olan, rahibelerin bundan elli yıl önce manastırın kapılarını sokağın çaresizlerine açtığı. Sarhoş gemicinin dövdüğü orospunun yaraları burada sarılıyor. Dikiş öğrenmek isteyene dikiş, anasının memesinden marijuana sigarasına geçen öksüzlere okuma yazma öğretiliyor burada.

Umudunu yitirene Tanrı veriliyor, aç doyuruluyor, çıplak giydiriliyor... Karmelitas rahibeleri, uzun süredir yargılamayı bırakmışlar, öğüdü kesmişler. Toplumun kustuğu bu insanların zavallı kellesini, safranın üstünde tutmaya çalışıyorlar yalnızca.

Manastırın özel bir geliri yok. İspanya'da devlet kiliseye yardımı kesti. Konfeksiyon atölyelerine fason dikiş dikerek, bir de bağışlarla ayakta duruyor Karmelitas rahibelerinin şefkat manastırı. En çok bağışı da kim yapıyor biliyor musunuz? Las Cortes sakinleri. Bu manastır, tüm mahalle halkının başı darda kalınca sığındığı sosyal bir kooperatif sanki. İyi günlerde verip kötü günlerinde alıyorlar.

Düşünüyorum: İran'da olmayan Las Cortesliler mi daha şanslı, yoksa Las Cortes'i olmayan İran mı?

Las Cortes sokağında Karmelitas Manastırı'na karşı oturmuşum; bir köpek yavrusu gibi ayaklarımın dibine uzanan yalnızlığımın başını okşuyorum.

[Ara alıntı (çıkma): Sarhoş gemicilerin dövdüğü orospuların, ana memesinden marijuana sigarasına geçen öksüzlerin Las Cortes sokağında sığınabileceği bir tek yer vardır: Karmelitas rahibelerinin manastırı. Peder Fransisco'nun bakire güvercinleri insanlara öğüt vermekten çoktan vazgeçmişler, yalnızca "yaralarını sarıyorlar."]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2