Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1989

Soydaşlar kapanın elinde kaldı

Cumhuriyet · 19 Ağustos 1989

Bulgar göçü yalnız Taşköprü değil. Bu insanlık tragedyası, bir top güllesi gibi düşmüş Türkiye'nin çelimsiz kollarına.

Edirnekapı öğrenci yurdundayız. Derslikler nakliyat ambarı, duvarlar İş ve İşçi Bulma Kurumu'nun ilan tahtasına dönmüş. İlan olayı, ilk bakışta olumlu geliyor. Kazın ayağının öyle olmadığını çok geçmeden anlıyoruz. Burada göçmenlere bir dam, birer kap yemek gibi temel gerekler sağlanıyor. İş de bulunmaya çalışılıyor. Ama ne koşullarda! Adı, Mustafa İsmailoğlu. 1 temmuzda Kızılkaya'dan gelmiş. "Plastkim" adlı plastik ve kimya sanayiinde 1 hafta çalıştırıldıktan sonra iş kazasında elleri yanmış. İşe gidemeyince çalıştığı haftanın parası da verilmemiş. Adı, Ali Akbaş. Özgaziantep Nakliyat Garajı'nda, 15 günlük çalışmasına karşı 50 bin lira almış.

Yurdun müdür muavini odasında oturan kaymakamlık görevlisi, "bunlara yaramaz" havasında. Gazetecilerin buralarda dolaşmasını da pek sevmiyorlar. "Beş dakika oturun, ben işin aslını anlatayım," diyor. "Anlatacağın varsa adını ver, görevini söyle," diyoruz. İşine gelmiyor.

Kimin hangi işe gönderildiği konusunda dosya tutulmaya çalışılıyor; ama ne koşullar altında iş gördükleri zaten var olmayan göç organizasyonunun boyunu iyice aşmakta. İşe gidiyor ya, devletin sınırlı gözetimi o noktada bitiyor. Oysa Edirnekapı Göçmen Yurdu'nda elleri yanan adam, parasını vermeyen işyerinin adını bile söyleyemiyordu. Çoğunun kafası bıraktıkları 200 levalık aylıklarla, ev bulmaya kalkınca kendilerinden istenen 250 bin liralık kiralar arasında iyice karışmış. Bu karışıklığa bir de devletin bedavadan bir şeyler vereceği umarı eklenince ortaya kendisini kurnaz sanan zavallılar çıkıyor.

Kadınların bir bölümü, haftalık 15 bin lira gibi komik paraların ödendiği ev işçiliklerine gitmeyi reddediyorlar.

Kimişinin eline sekiz saatlik işgücüne karşı 3 bin lira tutuşturulmuş. Doğru mu bunlar? Bu kadar düştük mü biz? Bulgar'dan sonra bir de bizim açıkgözlerimiz mi perişan edecek bu çaresizleri?

Kimi de çalışıyor. Yurttan taşınmak üzere olan sevinçli insanlara rastlıyoruz. Enez ilçesindeki bir çiftlikde iş bulmuş, ev bulmuşlar, Arslan ailesinin yüzünde güller açıyor. Vasfiye Hanım, uçar gibi taşıyor üç buçuk kap kacağını Edirnekapı'dan Enez'ine. Evin kirası 200 bine. Çabuk alıştılar yüzbinlik enflasyona? Oysa ne kazanacaklarını henüz konuşmamışlar; evi patron bulmuş, ama iyi adammış, onları sigortalayacakmış.

Edirnekapı Göç Yurdu'nun iç avlusunda sarışın bebeler oynuyor. Gençler yarenlik ediyor. Nazım Ahmet, 17 yaşında bir genç irisi. Bulgar'ın orada lise 1'e gidermiş. Serde delikanlılık var ya, sağ koluna ay yıldızlı bir dövme yaptırmış. Karakola çekip dövmenin üstünde sigara söndürmüş Bulgar polisler. Yanık hâlâ duruyor. Nazım Ahmet'in Türklüğü ateşle yazılmış. "Orada" bir Türk sevgilisi varmış.

Şenay Uçyıldız, Haskova'da lise 2 öğrencisiymiş. Artık okuyabileceğini sanmıyor. Uzun, kara kirpiklerini yere eğip, Neriman, elini sıkı sıkı tutarak konuşuyor. Neriman, 13 yaşında, yeni aldığı soyadını anımsamıyor.

Ama bu göçü hiç unutmayacak.

[Fotoğraf altyazısı: Yürekler acısı — Özgürlüğe kavuşmanın sevincini yaşayan soydaşların içinde bulunduğu koşullar yürekler acısı. (Fotoğraf: Vedat Yenerer)]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1