Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1989

'Bir Atıf Yılmaz filmi' daha...

Cumhuriyet · 24 Ağustos 1989

Bir yıl yolunu beklediğim; özlemiyle ürperten anavatan tatiline çıkarken içim biraz buruktu. Türk sineması iflasın eşiğinde. Barış Pirhasan'ın filmine haciz konmuş, Atıf Yılmaz büyük sıkıntılar içerisinde diye gelmişti haber. Dostlarımın sağlığından bile kuşkuluydum. Avurdu çokmuş, bakışları sönük insanlarla karşılaşmayı bekliyordum. Ne gezer? "Biz küllerimizden doğarız" diyen Latin Amerikalı ozan gibi hepsini şen şakrak, sevinçli umutlar içinde buldum.

Barış çok önemli bir burs kazanmış, İngiltere'ye gidiyor. Atıf Yılmaz, yalnızca en başarılı Evita'nın kocalığına terfi etmekle kalmamış; yılların tatlandırdığı bir şaraba benzeyen Türkan Şoray ile yeni bir filme Silivri'de yeni başlıyordu. "Marbella" havalı bir dinlenme tesisinde tanıtım kokteyli varmış, hadi sen de gel dertasına düştük. Hani aramızda yabancı bir gazeteci olsa ve kendisine "Türk sineması aslında kriz geçiriyor" dense, adam: "Bu kadar gösteriş ve tıkınmaya, olsa olsa safra kesesi krizidir" diye düşünür. Anlaşılan sinemamız da Türkiye gibi iflas ediyordu: Vur patlaya, çal oynaya.

Filmin adı, "Ölü Bir Deniz"miş. Marmara kıyılarında "diri bir deniz" öyküsü çekmek gerçeküstü sayılırdı zaten. Elimizde tutuşturulan kısa özete göre, 40 yaşında bir kadın (45 yaşındaki Türkan Şoray) ve 45 yaşında bir erkek (40 yaşındaki Rutkay Aziz), sahil kasabasında (Silivri) karşılaşıyorlar.

Tutkusuz bir aşk senaryo olamayacağı için, "aralarında tutkulu bir aşk başlıyor." Film, bu aşkın bir haftalık öyküsü. Çünkü çekim giderleri iki haftalık bir aşka engel. "İlk günlerin büyüsünden sonra, onların geçmiş ve şimdinin muhasebesi bekliyor. Her ikisi de o güne dek böyle bir duyguyu tatmamıştır" ama bütün bir yaşamın katma değer vergisini hesaplamak kolay mıdır?

Filmin tanıtım özeti, ünlü Fransız ozanı Rimbaud'nun alaturka bir gününde yazdığı arabesk dizeler ile bitiyor: "Aşkın gemisi gerçeğin kayalıklarına mı çarpacaktır, yoksa yoluna devam mı edecektir?"

Aldatılan koca rolünü üstlenen ozanımız Özdemir İnce, kayalıklardan yana. Filmin sonunda Türkan Şoray'ın kendisine dönmesi için, yönetmen Atıf Yılmaz'a çaktırmadan baskı yapıyor. Çünkü Hüseyin Baş "kadın sana dönmüyorsa, rolü alma" diyor.

Oyuncu kadrosunda bir ozanımız daha var: Banka müdürü rolünde Tarık Günersel. Bunca vezin karışan bir filmin düzayak olmamasını beklemek, doğrusu hakkımız.

Bir kadın yazarımızın oynadığı filmlerin uğradığı zarardan sonra, yönetmen Atıf Yılmaz, salt meslektaşlarına burun bükmek becerebilecek miyim?" heyecanı içinde gözüktüler. Sinema endüstrisine ilk girişlerini yapan ozanlarımızda ise büyük bir rahatlık göze çarpıyordu.

Muflis bir sanat dahı olmaksızın verdiği olağanüstü enerjiyle, Türk sinema tarihinde ilk kez, henüz çekimi bitmeyen bir filmin İngilizce çevirisi başlamış bulunuyor. Dış festivallere katılma hazırlıkları harıl harıl. İngilizce adı, "Bir Kadının Yazılmamış Güncesi" olacak. Fransızca adını bile bulduk: "Bir kadının yaşanmamış güncesi".

Söylediklerine göre asıl sorun, filmi çekmek ya da dış festivallere katılmak değil, Türkiye'de oynatacak salon bulmakmış. Çünkü sinemaların yüzde doksan dokuz buçuk çeyreği, yeni gelen Amerikan sermaye şirketine teslim olmuşlar, yalnız ya da en çok yabancı yapım oynatacaklarmış.

Kokteyl sırasında Türkan Şoray ve Rutkay Aziz, gerçek sanatçılara özgü "Acaba […] sinemalarımızda görebilecek miyiz dersiniz?"

Son "Bir Atıf Yılmaz filmi"ni, sinemalarımızda görebilecek miyiz dersiniz? Yeni "Amerikan" salonlarımız, filmin İngilizce versiyonuna Türkçe altyazılı olarak gösterirler belki.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1