Gonzalez'in son seçimi
Cumhuriyet · 27 Ekim 1989
MADRİD — Kürsüdeki adam, dinleyicilere günün tarihini sordu. 14 ekim, dediler. Adam elleriyle kır saçlarını sıvazlayarak, "Bugün partinin genel sekreterliğine seçilmemin 15. yıldönümü" dedi. "29 ekim seçimlerinde son kez başbakan adaylığımı koyuyorum. Bu etiket altında, seçim sandığıyla son randevum." Karşısındaki insan denizi şöyle bir dalgalandı.
Bir zamanlar dünya demokrasi tarihinin en genç Başbakanı Felipe Gonzalez Marquez, artık 47 yaşında ve hükümet otobüsünde yedi yıldır direksiyon sallıyor. Yanında, üniversite yıllarından beri kader birliği ettiği hep aynı dostlar var. Bu bir avuç Andaluz delikanlısı, sürgünde yapılan 1974 Toulouse Kongresi'nde İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'nin yönetimini ele geçirmişlerdi. 68'liydiler. Blucin giyip, marihuana içtiklerini gazetelerden gizlemiyorlardı.
1982 yılında, toplam seçmenin % 48.37'sini oluşturan on milyon İspanyolun oyu ile iktidara geldiler. İspanya halkları, bu uzun saçlı, özgür düşünceli, yürekli ve alabildiğine bilgili gençlere güveniyordu.
Uzun saçlar kırpıldı. Düşünceler de öyle. Ama İspanya'nın demokrasi tarihi Sosyalist İşçi Partisi PSOE'siz yazılamaz artık. İspanya'nın yedi yıllık PSOE iktidarından kazançlı çıkmadığını da söyleyemez kimse. "Yeterli değil" diye bağırıyor muhalefet. Haklı. "Direksiyon daha önce sizdeydi, daha iyisini yapsaydınız" diyor Gonzalez. O da haklı. "İspanya yükseldi, ama bizim omuzlarımıza basarak" diyor işçiler. Haklılar. "Aman sermaye istikrarı, ha gayret, biraz daha sıkın dişinizi" diyor işveren. Doğrusu haksız sayılmazlar!
Her şeye rağmen ileri gitti İspanya, PSOE yönetimi altında. 1982 yılında % 1.5 olan ekonomik gelişme hızı, bugün % 5'le frenlenmeye çalışılıyor. İspanyollar yedi yıl öncesine oranla daha çok yiyor, daha çok kazanıyor, daha iyi giyiniyorlar. Gonzalez ve ekibi yönetiminde İspanya, uluslararası platformda büyük bir saygınlık kazandı. AT'ye girdi, büyük yatırımlar yapıldı, İspanyol pazarı aranılan bir potansiyel haline geldi. Ve ülke, yalnız ekonomik alanda değil, kültür sıralamasında da öne çıktı. Reformlar birbirini izledi. Vergi sistemi daha adil ve kolay hale getirildi. Sağlık hizmetleri parasız oldu. Eğitime büyük önem veriliyor. Okullar ve okuma olanakları sürekli genişletilmekte. Kadınlara, tüm toplumda subaylık dahil her alanda fırsat eşitliği tanındı. En önemlisi, azar azar ve art arda çıkarılan yeni yasalarla, orduda başarılı bir "perestroyka" uygulandı ve silahlı kuvvetler demokrasi için bir tehdit olmaktan çıkarıldı.
Günümüz İspanyası'nda durumundan hoşnut olmayan askeri pilotlar grev yapabiliyorlar. Grev yapabilen ordu, darbe yapmaz. Üniformalarına varıncaya dek değişti. Kışlaya kadın girdi. Zorunlu askerlik ise, yeni kurulacak hükümete kim gelirse gelsin paralı hale getirilip, kısaltılacak.
Fakat bütün bu alınan yol, diğer gelişmiş Avrupa ülkelerine oranla hep kısa kaldı. Yapılan reformların tamamı da başarılı olmadı. Örneğin, parasız hale getirilen sağlık hizmetleri bir felaket. Halk, doğru dürüst bakım karşılığında "paralı" hizmete geçmeye çoktan razı. Hükümet işsizlik sorununu çözemedi. İşsizlerin üçte biri sigortasız. Sigortalılara yapılan yardım yetersiz, çalışan kesim ise kazancından hiç hoşnut değil.
Bunun yanında belli ve sınırlı bir tabaka, semirdikçe semiriyor, spekülatif kazanç giderek artıyor. Öyle bir noktaya gelindi ki üretici patronlar, spekülasyon zenginlerine ateş kusmaya başladılar. "Daha ağır vergi ödüyoruz, iş alanı açıyoruz, bunlar parmak kımıldatmadan para kazanıyor" diyorlar.
Sizin anlayacağınız, sosyalist hükümetin biraz fazlaca liberal politikası, beş yıl süreyle açılıp saçıldıktan sonra geçen yıldan başlayarak çatlayıp patlamaya başladı. Enflasyonda, AT rekoru kırıldı. Tüketim % 17 artarken, dış ticaret açığı 89 yılı için 2.5 milyar dolara ulaştı. Tavşan gibi kaçan fiyatları kaplumbağa hızıyla izlemeye çalışan ücretler, İspanya'nın ithalatının % 40 artarken (ortalama) ihracatının % 59.54 azalmasını önleyemedi.
Sonunda, işçilerin tepesi attı. "Hadi sosyalizmi boşadınız. Peki, ama liberal ekonomiyi de işletemiyorsunuz" diye özetlenebilecek bir ruh haliyle 14 aralık genel grevi yapıldı. Hepsinden daha önemli olarak bu sonuncu işçi faktörü, PSOE hükümetini daha fazla oy yitirmeden erken seçime gitme kararına zorladı. Çünkü "kutsalın kutsalı" 1993 yılı, Ortak Pazar "bilinmezine", istikrarlı bir hükümetle hazırlanmak gereği var.
Yeni seçimler sonucu, iktidara gelecek hükümeti kim kurarsa kursun, daha adil bir gelir dağılımı ve daha ileri düzeyde sosyal hizmetler sağlamak zorunda. İşçi ücretleri, emeklilik aylıkları çaresiz artacak. İşsizlerin tamamı, sosyal yardım kapsamına alınacak. Ama bir yandan da AT'nin en yükseği % 6 enflasyonun aşağı çekilmesi, dış ticaret deliğini kapatabilmek için tüketimi hayli kısıcı önlemler alınması gerekiyor. Oysa, Devlet Sosyolojik Araştırma Enstitüsü'nün son yaptığı anketler, her 100 İspanyoldan 74'ünün tüketimi kısmaya yönelik bir hükümet politikasına karşı çıkacağını göstermekte!
Kısacası, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi iktidarının pişirdiği liberal baklava, kendileri dahil bundan sonraki hükümet için tadından yenmez bir kıvama geldi. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere, yeni iktidarın işi zor.
İdeolojik kansızlık
Tüm dünyada olduğu gibi İspanya'da da siyasal partiler, "ideolojik bir anemi" dönemi geçirmekteler. PSOE, sermaye sahipleriyle arasını düzeltip varoluş nedeni ve tabanı işçi sendikalarına ters düşerken; yapıları gereği sermaye yanlısı, liberal ekonomiye dönük sağcı partiler, biricik ideolojilerine sosyalistler sahiplenince sudan çıkmış balığa döndüler. Muhafazakâr PP ve merkezci CDS, zorunlu askerlik süresini 3 aya indirmek, işçilerle uzlaşmak, sosyal reformlar yapmak konularında PSOE'den daha solda programlar önermeye başladılar!
Komünistler hariç, adlarına değil de sözlerine bakarak hangi partinin daha solda olduğunu söylemek, İspanya dahilinde oldukça güçleşti.
Felipe Gonzalez, 29 ekim seçimlerinin kendisi için son başbakanlık parkuru olduğunu söylerken, belki duygusal bir spekülasyon arıyor. Ama yalan söylemiyor. İspanya'da, her şeye rağmen büyük yalanlar söylemiyor politikacılar. Ve her şeyden önce değer verdikleri bir şey var: Çok özledikleri, yokluğunu çok çektikleri, uğrunda öldükleri bir şey demokrasi. Felipe Gonzalez'in yorulduğu doğru. Ama bir partinin başında ölünceye dek kalmayı düşünmeyecek kadar genç ve demokrat kaldı. Ne denli değişmiş olsa da geçmişteki inançlarından "bir şeylere" hâlâ sadık olduğu kesin.
[Fotoğraf altyazısı: Felipe Gonzalez — İspanya'yı AT ile birleştiren sosyal demokrat başbakan, sendikal muhalefet karşısında zorlanıyor.]
[Kutu — PARLAMENTO KÜNYESİ: Yasalara son onay kraldan] İspanya Parlamentosu, ulusal meclis ve senato olmak üzere çifte yasama organından oluşmakta.
Ulusal meclisteki toplam 350 milletvekili doğrudan doğruya halk tarafından seçiliyor. Senatoda yer alan 250 senatörden 42'si "Kraliyet Senatörü" adı altında Kral Juan Carlos tarafından tayin edilirken, gerisi seçimle işbaşına geliyor.
Yapılan tüm yasaların son mercii olarak kral tarafından onaylanması gerekiyor. Kralın onaylamadığı bir yasa, yürürlüğe giremiyor.
İspanya Kralı, Devlet Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı. Önerilerini, demokratik kurumlara zorla kabul ettirmek hakkına sahip değil. Ama muhalefet ettiği bir olgunun gerçekleşmesi de mümkün değil. İngiltere sarayından farklı olarak İspanya monarşisi, mutlak veto yetkisine sahip.
[Kutu — KİMLİK KARTI İSPANYA: 40 milyon nüfuslu krallık] Resmi adı: İspanya Krallığı Başkenti: Madrid Nüfusu: 40 milyon Yüzölçümü: 504,783 kilometrekare Para birimi: Pesata Resmi dini: Yok Resmi dili: İspanyolca Devlet Başkanı: Kral Hükümet Başkanı: Başbakan GSMH: 172 milyar 360 milyon ABD Doları (1984) Kişi başına GSMH: 4500 ABD Doları İthalat: 5 trilyon 73 milyar 200 milyon peseta İhracat: 4 trilyon 99 milyar 200 milyon peseta Okuma yazma oranı: Yüzde 92.8

