Madrid-Paris arası 'Occident Ekspres'
Cumhuriyet · 3 Aralık 1989
MADRİD — Bir dakika! Bu yazıyı okumaya başlamadan önce, teybe bir Lambada müziği koymanızı öneriyorum. Hani şu Kaoma'nın seslendirdiği, akordeonla başlayan en güzeli. Müziğiniz yok mu? Öyleyse hayal edin. Evdeyseniz, kapatın odanızın kapısını. Kalabalıklar içindeyseniz, indirin iç kepenklerinizi. Hazır mısınız? Haydi gidiyoruz.
Madrid'in en büyük tren istasyonu: Chamartin. Yürüyün merdivenlerle inilen yeraltı peronlarından.. kısa tren düdükleri duyuluyor. Bekleme salonundaki koltuklar turuncu. Yerler beyaz. Kilometrelerce uzayan gişeler: Uluslararası ve yurtiçi hatlar, uzun ve kısa mesafeler. Yüzlerce tren panosu. Arada hoş bir ding dong duyuluyor. Kalkan trenler siliniyor, yerlerine yenileri yazılıyor. Kalkacak olanların ışıkları pırpırlanıyor. Saat, 19 suları. Madrid Paris Talgo'su, 55 dakika sonra hareket ediyor. Çok güzel bir tren İspanyol Talgo'su. Vagon restoranı birinci sınıf, içindeki görevlilerin hepsi iki dil biliyor. Yataklı. Paris-Madrid arası mekik dokuyan işadamları, AT görevlileri ya da Fransa başkentine alışverişe gelen Avusturya ceketli ve ekose etekli yüksek burjuvazi, rahatlıkla uçağa tercih edebiliyorlar bu treni. Akşam biniyorlar; güzel yemek, rahat bir uykudan sonra ertesi sabah iki dirhem bir çekirdek, Paris'te iniyorlar.
Kadın, 3 numaralı perona indi. İşte orada treni! Paris-Amsterdam seferini yapan efsanevi "Kuzey Yıldızı" gibi olmasa da İspanyol Talgo'sunun da bir kültürü var. Kabuğu, gümüşi ve kırmızı metal. Kesitleri yuvarlacık. Hiçbir zaman kelebek olmayacak, dev bir tırtıla benziyor. İki kişilik kabinin içi, minyatür bir mimarlık harikası. Kutu kutu bir yer burası. Hangi kapağı kaldırsa, içinden bir şey çıkıyor. Lavabo, sabunluk, havluluk, askılık, ayakkabılık, hepsi var. Bütün tren yolcularının ilk tepkileri aynıdır: Bavulları yerleştirdikten sonra pencereyi indirip dışarı bakarlar. Kadın da öyle yapıyor.
Bu gece peron, oldukça hareketli. Trenin yolcuları arasında yeni evli bir çift var. Beyaz duvaklı bir gelin başı sarkıyor dışarı. Yeni evlileri geçirmeye geldikleri anlaşılan genç grupta, kahkahanın bini bir para. Trenin kalkmasına birkaç dakika var. Son yolcular acele ediyor. 19.55 Lambada ritminde ding dong ve kısa bir anonstan sonra vagonlar sarsılıyor. Bir sağa, bir sola bakan memurun düdüğüyle Madrid-Paris Talgo'su kalkıyor.
Chamartin'in turuncu ışıkları geride kalıp dalınca gecenin karanlığına, pencereyi kapayıp oturuyor kadın. İspanya'da gece saat 10'dan önce yemek isteyene deli derler. O yüzden vagon restorana gitmeye henüz iki saat var. Çantasını açıp parasını yeniden sayıyor. Hafif bir yemek yiyebilecek! Sınırlı parasını kenara koyup, sülün tüylü şapkasını çıkartıyor ve başka trenlerin düşünü kuruyor: Paris'ten yola çıkıp Sovyetler Birliği'ni boydan boya kateden Trancciboryon katarlarına binecek mi bir gün? Peru ile Şili'yi And Dağları'nın üzerinden seyreden sarı treni görecek mi dünya gözüyle?
Bütün bu trenlere binebilirdi. Birine hariç. O doğmadan ölmüştü Orient Ekspres. Orient Ekspres deyince, insanların Agatha Christie'yi anımsamaları ne büyük haksızlık! Gerçek Orient Ekspres, Graham Green tarafından yazılmıştır. Bunları düşünüyordu kadın.
Madrid-Paris Talgosu'nun sonrası mı? Yolculuk sırasında ne olduğu önemli değil ki! Önemli olan, yola çıkmak.
