Sütçü Edurne'nin yılbaşı hindisi
Cumhuriyet · 31 Aralık 1989
BİLBAO - Dünyanın neresine giderseniz gidin, aydınlar aynı dili konuşur. "Aklın yolu birdir" sözü boşuna söylenmemiştir. Aynı sözcükleri kullanmasalar da Türkiye'li aydınlar Japonyalı aydınlarla anlaşmakta hiç güçlük çekmezler. Ne yazık ki, toplumların genel düzeyini bir avuç aydın değil, kalabalıklar belirliyor. Baskistan'a ilk geldiğimde, beni en şaşırtan özellik, Bask köylüsünün bırakın başka uluslara aykırılığı, güney İspanya'daki toprak insanlarından ne kadar farklı olduğuydu.
Bizim sütçü yetmiş yaşlarında, güzel bir kadın. İngiltere ana kraliçesinden tek farkı, sabahları çek-çekli bisikletiyle süt güğümleri taşıması. Bembeyaz saçları hafif mavimtrak boyalı, yüzü sürekli güneş yanığıdır. Kulaklarında belki taklit, ama "Chanel modeli" inci küpeler vardır. Aslında süt kaynatmaktan nefret ederim, çünkü her seferinde unuturum. Taşar ve ortalık batar. Ama sen gel böyle bir sütçü tanı da sütü hâlâ karton kutudan iç! Çaresiz ondan alıyoruz, pişire taşıra idare ediyoruz. Geçen yılbaşı, Edurne (sütçünün adı), "hindi ister misin" diye sordu. İncileri, pardon; inekleri gibi hindileri de varmış.
"Yem hindisi. Elimle besledim, açıkta geziyorlar..."
Kulağı küpeli İngiltere'nin ana kraliçesi, hindi teklif eder de kırabilir misiniz? "Peki, getir bir tane" dedik. Bu arada ömrümde hindi pişirmediğimi de eklemeliyim. Bir şeyler yapacağız işte. İspanyollar özellikle yılbaşı öncesi gece saat 11'lere kadar alışveriş ederler. Yani satıcısının gece saat ona doğru kapıya hindi getirmesi son derece doğaldır. Nitekim öyle oldu, kapı çalındı, açtım baktım; karşımda iki metrelik, bir dudağı yerde bir dudağı gökte sarışın bir dev! Yanında bizim ufak tefek incili sütçüyü görmesem, çığlığı basacağım. Baskistanlı Edurne, "Hindi" dedi ve devin elindeki besili koyun boyutlarında bir hayvanı gösterdi. Tükürüğümü zorla yutarak "kaç kilo?" diyebilmişim. "On bir kilo" diye sırıttı. "Kendi elceğizimle yemledim. Çiftlik hindisi, açıkta gezdi." Hay bacağı kırılaydı da gezemez olaydı. Bir de zayıflamak isteyen insanlara yürüyüş önerirler. Anlaşılan hindi milleti yürüdükçe semiriyor. "Yarısını alsam olmaz mı?" diye inledim. İki metrelik Bask delikanlısı kaşlarını çattı. Doğrusu bizim sütçü, yanında dev oğlunu getirmekte haklı. Bu hindileri ancak bu delikanlı taşıyabileceği gibi, bu delikanlı olmadan bu hindiler satılamaz. Korkudan kapıyı kapatamıyorum, bir yandan da bizim ufak tefek sütçüye bakarak düşünüyorum: Bu ne berekettir ki yarabbi, bu kadından hindiler koyun, oğlanlar, kamyon gibi çıkmaktalar!
Hindiyi ufaltmaya yönelik önerim geri çevrilince, sıra çaresiz kesenin açılmasına geldi. Kaç para? Dokuz bin peseta. Düşmemek için can havliyle kucağımdaki hindiye tutundum. Bizim paramızla aşağı yukarı 180 bin lira ediyor! Bu hayvan havyar yiyerek mi semirdi yoksa a dostlar?
Yediğim haltın faturasını duyan bizim şef, fırladı geldi. Karşımızdaki bir Bask devi, kendisi de orta boylu olduğu için arkamda durarak fısıl fısıl başımın etini yiyor: "Sen hep böylesindir zaten, bilmeden etmeden, dır, dır, dır." Bir yandan arkaya doğru sinek kovma hareketleri yapıyor, bir yandan deve karşı sırıtıyorum. "Caydım" deyip kapıyı çarpmamamın iki nedeni var: Bir, aynı sahanlığa açılan diğer üç daireden komşularım, sahneyi pek bir eğlenerek seyrediyorlar. Bir yandan da "Da ta karo, pero rikissimo", diye malın pahalı, ama pek lezzetli olduğunu söylemekteler. İki, bu Baskistan'da 250.000 ETA yandaşı var. Ya bu dev onlardan biriyse ve kafası kızar bizi mimlerse, korkusu çekmekteyim.
Çaresiz, 180 bin papeli bayılıp hindimizle baş başa kaldık. Bütün gece uyku tutmadı, ama ertesi sabah müthiş bir fikirle kalktım. Hindiyle birlikte soluğu kasapta aldık ve hayvanı ikiye biçtirdik. Yarısının patisine kırmızı bir kurdele bağlayıp, güzel bir şişe de şarap eşliğinde doğruca bizim evsahibine götürdük. Adamcağız, "Hii, pabo de kaseride (Çiftlik hindisi!) diye kaç kat teşekkür edeceğini bilemedi.
Kısacası Bask hindisinden fazlasıyla kazançlı çıkmış bulunuyoruz. Ama ben n'olur, n'olmaz, Edurne'den süt almayı kestim artık. Ya günün birinde buzağı ister misin der de kıramazsam?
