Sokak anaları
Cumhuriyet · 7 Ocak 1990
BİLBAO — "Ev kadını" kavramının İspanyolca'daki karşılığı "ev anası" oluyor: "Ama de casa." Eh, diyeceksiniz, denizanaları, devanaları gibi, ev anaları da varmış demek. Haklısınız, niye olmasın?
Yalnız bu arada, "sokak kadınının karşılığı "sokak anası" olabilir mi diye takılıyor insanın aklına. Valla oluyormuş. Gazetede küçük bir ilan: "Evliyiz ve profesyonel değiliz." Altında bir telefon numarası. Hattın ucunda baldan tatlı bir ses: "Yarım saat 7.000, bir saat 11.000 canım." Bizim paramızla 140 ve 220 bin […]. Biri dul. Diğer üçünün kocası işsiz, hepsinin çoluk çocuğu var. Cumartesi pazar hariç, her gün öğleden sonra bu rasgele apartmanın kimliksiz dairesinde, kadın başına ortalama dört kişiden onaltı müşteriye hizmet veriyorlar.
"Kocam, öğleden sonraları bir zengin evinde temizlik yaptığımı sanıyor" diye anlatmakta Maria. "Buraya girince başka biri oluyorum sanki. Boyanıyorum, giyiniyorum, […] iki yıl oldu. Sosyal yardım yetmiyor. Bir gün mutfağın dolaplarını açtım, tamtakır. Çantamda 25 peseta kalmış. Sakız parası diye çocuğun eline tutuşturup kendimi sokağa attım. Çıkış, o çıkış."
Onların hepsi de kocalarının bu öğleden sonra aşk işlevinden habersiz olduklarına inanıyorlar. Biz o kadar emin değiliz. Çaresizlik, sessizce bir boyun eğiştir bazen. Telefon durmuyor. Müşteriler fiyat öğrenmek, işin "inceliklerini" bilmek istiyorlar. Ya da telefonun öbür ucunda, ancak şefkat vaat eden sıcak bir ses yalnızca.
"Telefona çıktığım zaman, sesimi değiştiriyorum", diyor Sonia. "Bir gün kapıyı kocamın bir arkadaşı çalmasın mı? Öleceğim sandım, korkudan. Neyse ki delikten bakmadan kimseyi içeri almıyoruz. Ben hemen koşup mutfağa sığındım, diğerleri açtılar." Söz konusu mutfağa, dağlar gibi temiz havlu yığılmış. Plastik deri koltuklarıyla bir diş hekiminin bekleme odasından farkı olmayan salona "iş" niteliğini anımsatmak için kırmızı ampuller takmışlar. Yerdeki halı, yer yer İfilenmiş. Köşedeki sehpanın üstünde Amerikan sigaraları, ucuz bir çroktik yontu ve yanında (inanılmaz şey!), bir düğün fotoğrafı duruyor. Gelin, beyaz duvağı altında biraz utangaç. Damat, beceriksizce avuçlamış elini. Hafif çarpık bir gülücük var dudaklarında. Hani aslında yabani dır da, evlendiği gün onuruna görgüla olmak istemiştir... Bu resim, bu dairede icra-i zanaat edenlerin fotoğrafı değil. Rastlantı olarak da konulmamış buraya.
Maria'ya kulak veriyoruz: "Garip ama gerçek, erkekler çoğu evli kadınlarla daha rahat ettiklerini söylüyorlar. Daha sevecenmişiz, güven duygusu veriyormuşuz, […] dinleyebilirmişiz. Erkeklerin masal merakı yaratıklar olduğunu da burada öğrendim ben. Hemen sorular sormaya başlarlar: Gerçekten evli misin, kaç çocuğun var, neden bu işi yapıyorsun?.. Hepsine ayrı bir öykü uydurur tabii. Sonra öğüt vermeye kalkarlar. Kimi de kendi karısını anlatır."
Maria'nın kocası alkolik, […] çocuğu var. Otuz yaşlarında, sıradan bir "ev anası". Sil yüzündeki boyayı, ver eline fileyi, yolun pazara. Havuç al, lahana alsın, çorba yapıp, terliklerini sürsün.
Charo, daha saldırgan. Kocasını trafik kazasında yitirmiş, bir küçük kızı var. "Günde 4 erkekle yatıp para alan bizimle; aynı iş için tek kocadan berber, makyaj, kürk parası alıp dokuz tane hizmetçiye buyuran kadınlar arasında ufak bir fark var" diyor, "Çocuklarımıza ekmek yedirmek için çalışan biz, daha onurluyuz. Çalışıyoruz, çırpınıyoruz. Yavrularımız gün gelip üniversiteler bitirince, bu günlerimiz kötü bir anı olarak kalacak."
Bilbao'daki bu "amatör" evlerin varlığını ortaya çıkaran kadın gazeteci Arantxa Furundarena, "Böyle yüzlercesi var", dedi. "Üstelik yalnız Bilbao'da değil, her yerde. Ama medeniyet bana, sanki geleneğine bağlı, sadakate değer veren toplumlarda daha çok vardır gibi geliyor. Örneğin Fransa'da (İspanya'da hep Fransa örnek alınır), adam sağlık denetiminde tutulmayan, profesyonel olmayan sokak kadınından çekinir. Evli olması çekici bir etken değildir. İspanya'da ise evli kadın […] yasak meyva tadı taşıyor."
Özdemir Asaf'ın ünlü dizeleri, sanki insan kılıfı gibi. Bu kalıba da uydu: "Bütün kadınlar aynı hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaz duraklıya verdiler."


