Piano Bar'da 'klark' çekmek
Cumhuriyet · 28 Ocak 1990
MADRID — Rüzgârlı ve yağmurlu Madrid gecesiyle Piano Bar'ın arasında bir çift yaylı kapı ve vestiyerci kız var. Sıcacık ve esmer. Nedense hep kadın olur vestiyerciler. Hanımlar tarafından soyulmak daha mı hoş acaba? İçerisi tıklım tıklım. Saat gece yarısı, bire geliyor. Köşedeki piyanoda yaşlı bir adam. Siyah smokin giymiş, kol ağızdaki hafif purlamaya yüz tutmuş. Gözlerinde kırk yıl önceki sevda dolu pırıltıyla, yanında ayakta duran tombulca kadına ilk notaları veriyor. Kalın kırmızı dudaklarını aralayıp, yumuşak gerdanından süzülen güzel sesini koyveriyor. "Piano Bar"ın özelliği, haftanın belli günlerinde özgün operet parçalarının çalınıp söylenmesi. "Zarzuela" adı verilen bu operetler öylesine Madridli ki!
Piano Bar'ı dolduran Madridlilerin hemen tümü bu "Zarzuela" şarkılarını ezbere biliyor ve orta yaşlı mezzo sopranodan sonra bir kaşıyla "klark" çekip gıdısını çıkara çıkara solo yapan Lenor'a eşlik ediyorlar. Klarkçı Lenor, iki şarkı arasında biryantinli saçlarını sıvazlayarak az sonra söyleyeceklerinin önemini belirtmek için hafifçe öksürdü. Bu gece müşteriler arasında pek değerli bir Zarzuelacı arkadaşları vardı. Çok çok alkışlarla çağırırsak, belki bir iki şarkı söylemek üzere sahneye gelmeyi kabul edebilirdi. Adı Adolfo idi ve bizi kırmamalıydı. Biz dinleyicilerin yüreklendirici alkışları altında ve suradan insanların arasından 1.80 boylarında pek yakışıklı bir […] piyanoya yaslandı. Doğrusu Adolfo'nun sesi de kendisi kadar hoştu.
İlk şarkısını yüzakıyla bitirip karşı cinsten aldığı çılgın alkışlar yüzünden ikincisine başlayan Adolfo'ya serzeniş dolu laflar atılmaya başladı: "Haydi Adolfo iki kişilik, sana da yeter bana da!" "Saçları da mis gibi canım!" Masalar şöyle bir karıştı ve Madridli kadınlar, dirsek atmaktan sıkıca çimdiklemeye varan bir dizi uyarıyla Madridli erkekleri susturdular. Müziğe ara verilip gülmeler ve konuşmalar doldurunca salonu gördüm onları. Daha doğrusu önce kulağıma sesleri çarptı, sonra görüntülerini aradım.
Benim de anladığım üçüncü bir dil konuşuyorlardı.
- Doğu'daki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz peki?
- Umurumda değil. Fidel'e bir şey olursa... Çok üzüleceğim ama.
Sustular. Bir yasak kapıya kulak dayamışçasına, utançlı bir ilgi, ürkek bir heyecanla dinliyordum onları. Aşık, hatta arkadaş bile değildiler. Sanki kadın önemli biriydi ve erkek, işyeri tarafından ona "bir gece Madrid" göstermekle görevlendirilmişti. Kadın bir ara ayak değiştirdi. Erkeğin gözleri, kadının her an açılıp kapanan dizlerine takıldı. Sigarasını yakarken sordu kadın: "Evli misiniz?" Sonra yanlış anlaşılmaktan korkarak ekledi: "Çocuklarınız var mı?"
Yaşlı ve kambur piyanist, eski smokini içinde güzel bir "swing" çalmaya başlamıştı. Dansa kalkıtlar. Dudakları yine gülümseyerek açılıp kapanıyor, ama Fidel Castro'dan mı, yoksa yitip gençliklerinden mi söz ettiklerini duyamıyordum.

