Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1990

Başbakan Gonzalez'in önlenemeyen düşüşü

Cumhuriyet · 2 Mart 1990

MADRİD — Bugünlerde "Büyük Basın" diye adlandırılan belli başlı güvenilir İspanyol gazetelerinin ortaklaşa sordukları bir soru var: "Gonzalez hükümeti bu hale nasıl gelebildi?" Gerçekten de İspanyol Sosyalist İşçi Partisi PSOE, olayları günü gününe izlememek durumunda […]; Ekim ayında yapılan genel seçimlere kanıtlanan yolsuzluklar dolayısıyla birkaç ilde birden yapılan sandık iptallerinin sonucunda Sosyalist Parti'nin salt çoğunluğa sahip olup olmadığı hâlâ kuşkulu. Dolayısıyla ülke, seçim öncesi hükümet üyelerinin olduğu gibi yer aldığı geçici bir hükümetle yönetilirken; Felipe Gonzalez'in kendisi İspanyol Anayasası'nın getirdiği yasa gereği başbakan olarak onaylandı, ama hükümeti için dört aydır güvenoyu isteyemedi. Çok ağır işleyen yargı mekanizması ise tartışmalı seçim sonuçlarının bulunduğu sandık bölgelerinde bir türlü seçimleri yenileme kararı alamadı. Sosyalist hükümet, üzerinden henüz bu "hileli" seçim vebalini atamamışken, Başbakan Yardımcısı ve Andaluzya Bölge Hükümet Temsilcisi Alfonso Guerra'nın "partiye büyük işlikleri dokunan" milyonluk müteahhit kardeşi Juan Guerra'yla ilgili olarak açığa çıkan "devlet eliyle iltimaslı kredi ve iktidar suiistimali" kaynaklı toprak […] dosyası iktidar partisi PSOE'nin kazanç […] suçlamasıyla Juan Guerra dosyası üzerine giden ve hükümet aleyhtarı görüşlere yer veren El Mundo gazetesine karşı devlet savcılığına (bizdeki cumhuriyet savcılığının eşdeğeri) suç duyurusunda bulunarak mahkeme açtı.

Geçen yıl bozulan işçi sendikaları ve hükümet ilişkilerinden bu yana yukarıda sözü geçen ve eskiden tam desteğine sahip olduğu 'Büyük Basın'ın PSOE yanındaki tavrı zaten crozyona uğramıştı. Bu gazetelerden birine mahkeme açması, Gonzalez hükümetinin bütün basın tarafından hücuma uğramasını birlikte getirdi.

Özerklik politikası: Elini ver kolunu kaptır

On dokuz adet ve göreceli (hepsi aynı oranda özerk değil) otonom bölgeden oluşan İspanya'nın, gerek ekonomik gerekse yaşam standardı açısından en ileri iki topluluğu, geniş haklara sahip özerklik yönetimlerini oluşturuyorlar. Doğu ve Batı Almanya'nın "kendi kaderini tayin hakkı" konusunda olumlu görüş bildiren İspanyol hükümetine karşı, Katalunya ve Bask bölgelerinde de eski bir "arzu" uyandı. Son olarak ve merkez hükümetin tüm itirazlarına rağmen her iki bölgenin özerk parlamentoları ayrı ayrı, Katalan ve Bask halklarının demokratik kurallar çerçevesinde "kendi kaderini tayin" hakları olduğuna karar verdiler. Bu karar, söz konusu bölgelerin bağımsızlık istediği anlamına gelmiyor. Katalunya'da bağımsızlık isteyen grup nüfusun %18'ini, Bask bölgesinde ise %22'sini oluşturmakta. Otodeterminasyon kararı, daha geniş bir özerklik getirecek anayasa değişikliğini amaçlamakta. Katalunya ve Bask bölgesi, İspanya'nın düpedüz bir federasyon, Almanya türünde bir yönetim yapısı olmasını istiyorlar. Bu yolda da "federal" sistemi yasaklayan anayasayı değiştirmek istiyorlar. Başta kral ve ordu olmak üzere tüm merkez güçler ise böylesi bir değişikliğe şiddetle karşı çıkmaktalar.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1