Tango, sokağın felsefesidir
Cumhuriyet · 25 Mart 1990
MADRİD — Kimi kadınlar vardır, güzel değil özeldirler. Kalabalık bir yere girdiklerinde, yanınızdaki güzel kadını unutursunuz, onlara takılır kalır gözleriniz. Varlıkları sinirlendirir bile bazen. Çünkü onlar, hiçbir zaman sizin olamayacak olan, ama ah bir olsaydı, her şeyin değişik olacağı düşlerin kahramanıdırlar. O kadınlar, yaşamın garip cilveleri içinde ezkaza, sizin erişebileceğiniz yerde dururlarsa eğer, onları ezip yok etmeye çalışırsınız. Sizin düzeyinize inmek, sizin onları çıkardığınız hayal tahtından düşmektir. Yalnızca sizin gibi insan olduklarını göstermek suçunu işlemişlerdir; hakarete uğrar, küçümsenir ve gagalanırlar. Bazen öldürürsünüz onları, ama çılgınca seversiniz.
Tango, böyle bir kadın ve erkeğin dansıdır işte. Nefret ve aşk çok ince bir çizgide çarpışırlar, hangisinin ağır bastığı kolay anlaşılmaz. Tango deyince Arjantin gelir akla. Flamenko deyince İspanya anımsanır. Vals, Viyana'dır biraz. Rus aşkı 'kazaska', 'rock'n roll' Amerika. Türkiye, 'kılıç ve kalkan' ile bir arada anılır olmuşsa da 'çayda çıra'nın güzel ülkemizi daha iyi simgelediğini düşünürüm ben. İşte böyle, dansların da uyrukları vardır...
Tangonun anayurdu Arjantin, ama babası Fransızdı desem inanır mısınız? İnanmazsanız, açın Büyük Larousse'un özel adlar bölümünü, Gardel'in karşılığına bakın. Koregraf Maximilien Gardel'e değil ama. "Charles ya da Carlos Gardel"in karşısında şöyle yazar: 1890 yılında Fransa'nın Toulouse kentinde dünyaya gelen ve 1935 yılında Kolombiya'nın Medellin kentinde ölen, Fransız asıllı Arjantinli besteci, yazar ve müzisyen. Tango dansını bütün dünyaya tanıtmıştır.
Fransızların Charles, İspanyol kökenli halkların Carlos diye andıkları Gardel, Tango'yu yoktan var etmemiş. Küba çıkışlı "Habanera"nın Arjantinli akrabası tango dansını alıp yeniden biçimlendirmiş, birçok müzik parçası bestelemiş üstüne ve dünyaya yayılmasını sağlamış. Lambada da öyle olmadı mı? Brezilya dansını yine iki Fransız alıp getirdi Avrupa'ya, Paris'ten ihraç ettiler yeryüzüne.
Bu yıl Carlos Gardel'in yüzüncü doğum yılı. Tango ve Gardel her sıfattan öte ve ille Arjantin demekse de tarihinin en kötü ekonomik krizini geçirmekte olan Arjantin'in tango ile uğraşacak hali yok bugünlerde. Toulouse'lu babasına ve Paris'teki "Son Tango"ya rağmen bu tutkulu dans, doğrusu Fransızların ölçülü mizacına da pek uygun sayılmaz. Dolayısıyla tangoya birkaç yıldır İspanyollar sahip çıkıyorlar. Daha doğrusu Granada kenti ve bu güzel kente yerleşen eski bir Arjantin göçmeni sayesinde yeniden doğuyor tango.
Granada, iki yıldır bugünlerde uluslararası bir tango festivaline tanık olmakta. 1980 yılında kente yerleşen Buenos Airesli Horacio Rebora, 1982 yılında "Granada Tango" adlı bir kitap yayımlamış. Tarih boyunca üç önemli göç olmuş Granada'dan Arjantin'e. Dolayısıyla tango, Granadalılara yabancı bir tutku değil. Hatta bu kentin çocuğu olan Federico Garcia Lorca, Arjantin'de Carlos Gardel ile ahbaplık etmiş. Rebora, kitabında tangoya gönül veren ozanların şiirlerine yer vermiş. Kimler yok ki listede... İspanyolcanın en büyük ustaları: Garcia Lorca, Julio Cortazar, Carlos Rodriguez, Montero ve daha niceleri. Granadalı ünlü besteci Manuel de Falla ise bir grup müzisyen arkadaşı ile 1922 yılında bir tango yarışması bile düzenlemiş.
Yine bu kitabın yazarı Rebora sayesinde her yıl, tangonun eski ve yeni, yaşayan tüm ustaları bir araya geliyor; "Bu dans, yaşamın trajik anlamı" diyorlar. "Tango, üç dakikalık bir felsefedir. Sokağın felsefesidir, ama felsefedir yine de. Bir şiir kıtası süresince bir insan yaşamı: Melankoli ve paramparçalık, işte Tango bu."
Çoğu Arjantin'den gelen bu profesyonel "tango tutkunları", bu yıl Carlos Gardel'in yüzüncü yıldönümüyle bir arada kutlanan tango festivali için önce Madrid'de ağırlandıktan sonra yine Granada'nın yolunu tuttular.
Sahnede bir piyano, bir akordeon (Arjantin argosunda Fuelle deniyor akordeona) ve bir kontrbas. Salon, yarı çıplaklık gibi loş. İki dansör, Paola ve Claudio, tutkunun kıvrımlarında süzülüyorlar. Tango festivali böyle başlıyor.
Ustaların hepsi Tango'nun geleceği konusunda iyimser. "Tangobilimci", piyanist ve besteci Horacio Salgan, "Yoğun bir kişiliği vardır bu dansın," diyor. "Can çekişiyor sanırsın, çıkar gelir bir yerlerden." Gerçekten de öyle. Bir eski filmin akla düşmesi, bir müzik parçasının ortasındaki iki notalık bir tango ezgisi ile o tüyler ürpertici, yarı sado, yarı mazo duygu, hepimizin içinde değil mi?

