Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1990

Tetiği çekmedi, çünkü cesurdu

Cumhuriyet · 29 Nisan 1990

BİLBAO — Hepimiz biraz âşıktık ona. İstanbul evlerinde, binlerce kitabın kalorifer kazanlarında yandığı gece ve kabaralı çizme sesleri kapının önünde durmadan önce duvarımızdaki resmini paşa dedemizin sureti ardına gizledik. Yaşlanmadan ölen gençliğini sevdik onun. Eskimeden noktalanan öyküsünü.

9 Ekim 1967 günü, ozan Joan Brossa 28 harflik bir alfabe ile dile getirdi onun ölümünü, C, H ve E harfleri yoktu. Üç sessiz delik vardı yerlerinde. Devrimin abecesi, üç harfini yitirmişti. Joan Brossa, bu grafik şiirin orijinalini, o sıralar Franco'ya karşı direnen bir Bask örgütüne armağan etti. Quebrada del Yuro'da pusuya düşürülen tanrısız peygamberin bu genç inançlıları, onun ölümünden bir yıl sonra, 1968 yılında ve onun izinde ETA adını alacak olanlardı. Onlar da kendilerince ve tarihin bir başka boyutuna geçmeyi başardılar. Ama ne yazık ki eskiyecek, bunayacak, çürüyecek, kokuşacak ve iğrendirecek kadar yaşlanmaya zaman buldular.

Ernesto Guevara de la Serna Küba Kurtuluş Ordusu'nun muzaffer komutanı. Bolivya dağlarının yenik gerillası. 68 öksüzlerinin tanrı babası. Kronik astımı ve doktorluk diploması vardı. Granma çarpışmasının yirmi gazisinden biriydi ve ana babasına bıraktığı veda mektubunda kendisini Don Kişot'a benzetmişti: "Birçokları maceracı diyecekler benim için ve öyleyim. Ama gerçeği görebilmek için kendi derisini yüzebilen türden."

Bask ayrılıkçı örgütü ve Marksist Leninist şematikle ortaya çıkan ETA'nın, özgün logosu altında tetiğe bastığı 7 Haziran 1968 gününden Franco'nun öldüğü 1975 yılına değin "infaz" ettiği her Guardia Civile için cinayet gecesi tüm İspanya'da şampanyalar patlatıldığı anlatılmaktadır. Aralarında köylüsünden üniversite profesörlerine, ama hepsi aynı hedefe yönelik ve belli bir etik için savaşan insanlar vardır. Stratejik yüklü trenleri raydan çıkarırlar, faşist yönetimi simgeleyen kurumları bombalarlar, silah depolarını havaya uçururlar. Giderek yalnız Bask bölgesi değil, tüm İspanya'da Franco rejimine boyun eğmeyen sessiz çoğunluğun direniş bayrağı haline gelirler. Faşist rejimi içinden ve azar azar kemiren kurtlar gibidirler. Tüm Avrupa demokrasileri onlarla birliktedir, komşu Fransa'nın maddi manevi desteğini görmektedirler. Sonra Franco ölür. Kısa bir kararsızlık dönemi ve ETA eylemlerinin yadsınamayacak katkısıyla toplumdan gelen genel istek doğrultusunda demokrasiye geçilir. ETA'nın bir etik için savaşan tüm militanları silahları bırakırlar. Bunların büyük bir bölümü şimdi, siyasal yelpazede görev sahibi yurttaşlar. Örgütün terörü araç değil amaç olarak seçen küçük bir bölümü ise gerekçe gösterdikleri tüm özgürlüklerin verilmiş olmasına, Bask bölgesi üstündeki tüm yasakların kalkmasına karşın öldürmeyi sürdürürler. Artık cellat bile değil, kasaptırlar. Hanelerine yazılı masum kanları, boylarını aşmıştır. Ve düne değin onlara para veren, destek olan Bask halkı artık lanet yağdırarak sokağa dökülmektedir.

O tanrısız peygamberin kör inançlıları ölüme tapınmayı, silahlı kahramanlık büyüsünden ayıran ince çizgiyi aptalca bir sarhoşluk içinde aşarlar. Oysa Che Guevara'nın cesedinden çıkan günlükte şöyle yazar: "Dün tüfeğimle bir askerciğe nişan aldım. Öyle genç, öyle çelimsizdi ki tetiği çekecek cesareti kendimde bulamadım." Oysa Ernesto Guevara de la Serna, belki tüm kahramanca yaşamı boyunca hiç bu zayıflık anındaki kadar cesur olmamıştı aslında.

Ama Che'nin izinde yürüyen bir kuşağın kimi çocukları onun en radikal mesajını ıskaladılar: Bir gün tetiğe basmayacak kadar cesur olmak gerekir.

Dünya değişiyor gerçekten, ama belki de sanılan yönde değil. Bundan bir süre önce, Sosyalist Enternasyonal'in hemen tüm liderleri Madrid'de buluştu, "Yeni Sol"un ne olacağını konuştular. Fransız Başbakanı Michel Rocard, İtalyan komünist lider Achille Occhetto, Felipe Gonzalez, Oscar Lafontaine gibi politikacıların yanında Jorge Semprun gibi aydınlar ve Che'nin arkadaşı Régis Debray vardı. Che konusunda, kahramanların tanrılaştırılması tehlikesine karşı dikkati çeken Régis Debray yuhalandı. Puslu günlerde kimin haklı olduğunu söylemek kolay değil. Ama toplananlar ilginç düşünceler dile getirdiler: "Reel sosyalizm denilen totaliter rejim türü, büyük sosyalizm macerasında bir trafik kazasıydı. Özgürlüksüz yönetimlerin batışı, sosyalizmin üstündeki ipoteği kaldırıyor. Batı'nın perestroykası başlamaktadır. Sosyalizmin bir dünya düzeni olmasını engelleyen öğe ortadan kalkmıştır. Bunu iyi değerlendirmeliyiz." İşte böyle dediler ve çoğu ülkelerinde iktidardılar.

Özgür dünyada tetiği çekmemek zamanı geldi galiba.

[Alıntı kutusu: Ernesto Che Guevara'nın cesedinden çıkan günlükte şöyle yazar: 'Dün tüfeğim ile bir askerciğe nişan aldım. Öyle genç ve çelimsizdi ki tetiği çekecek cesareti kendimde bulamadım.' Oysa Guevara, belki tüm kahramanca yaşamı boyunca, hiç bu zayıflık anındaki kadar cesur olmamıştı.]

[Fotoğraf altyazısı: CHE GUEVARA: Muzaffer komutan, yenik gerilla, 68 öksüzlerinin tanrı babası 1963'te.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1