Marilyn'in büyük aşkı
Cumhuriyet · 20 Mayıs 1990
PERPİGNAN — Ona aptal sarışın diyenleri, hep yumruklamak istemişimdir. Marilyn Monroe dünyanın en güzel sarışınıydı, çünkü esmerdi aslında. Bütün güzel sarışınların dibinde biraz esmerlik yatar. Esmer olduğu yıllar, Norma Jean Mortenson adına yanıt veriyordu Marilyn. Esmer ve ozandı. Sarışın aptalları oynuyordu. Çok yetenekli olduğu için soyunduğu rolleri gerçek sandılar. Ona aptal ve plastik barbi bebekleri gibi davrandılar.
Yves Montand, "Çevresini saran erkeklerin gözlerinde yarış atı sahiplerinin bakışı var" demişti onun için. "Marilyn bütün birincilikleri kazanmak zorunda."
Marilyn, kısacık yaşamında milyonlarca kadın ve erkek tarafından tapıldı, ama yalnızca iki kişi onu gerçekten anladılar. Biri çağımızın en iyi yazarlarından ve sonuncu kocası Arthur Miller, diğeri Yves Montand. Ama ikisi de kurtaramadılar Marilyn'i. Çünkü ikisinin de yapılacak başka işleri vardı. Kimi insanlar bazen yapılacak başka işler yüzünden ölürler.
Yves Montand. Bir dok işçisinin gövdesindeki o yürekli ses. Artık hiç bir şeye benzemiyor bu yaşlı kurt. Kendisine bile benzemiyor. Ama Marilyn'i tanıdığı günler öyle miydi ya? Benim için yeryüzünün en güzel çiftini oluşturuyorlardı. İlk Amerika turnesinde, Herald Tribune: "Bu şarkıcı, telefon rehberini okusa mucizeler yaratır" diyordu onun için. Marilyn, Montand'ı görür görmez "Milyarder" (Let's Make Love) filmindeki erkek oyuncu olmasını istedi. Filmin senaristi Arthur Miller, Fransız aktörü başka bir filmden tanıyordu zaten. Dosttular. Hemen kabul etti ve oturup "Milyarder"in erkek karakterini Montand için yeniden biçimledi. Marilyn uçuyordu. Montand'a karşı zaafı, belki de en sevdiği erkek olan ikinci kocası Joe Di Maggio'ya olan benzerliğinden kaynaklanıyordu, ama önemli mi?
Montand, on yıllardır Simone Signoret ile evliydi. Kendisinden genç bir erkeğe âşık olduğu "Tepedeki Oda"daki rolüyle Amerikan Oscar'ını kazanan ve Arthur Miller'den hiç de daha az entelektüel olmayan Signoret ile. İki ünlü çift, "Milyarder"in çekimi sırasında yan yana iki bungalovda belki de yaşamlarının en güzel günlerini yaşadılar. Geceleri, yemekten sonra Arthur ve Simone dünyayı düzeltirlerken Yves ve Marilyn, çocukluklarını anlatıyordu birbirlerine. Öylesine benziyorlardı ki aslında, daha sonraları Marilyn:
"Keşke Arthur Simone'la evli olsaydı... Ben de Montand'la birleşseydim, ne kadar mutlu olurduk hepimiz," diyecekti.
İkisi de yoksulluktan geliyorlardı. İkisi de her şeyi tek başlarına öğrenmiş, şöhreti çok pahalıya ödemişlerdi. Aynı dili konuşuyorlardı, Montand ona Marsilya argosunu öğretiyor, güldürüyor, Arthur'un yanında söylenince "saçmalaşan" düşüncelerine gülüyordu. Marilyn ilk kez aşağılık duygusu içinde değildi bir erkeğin yanında. Montand onun söylediklerine bakıyordu, bacak arasına değil. Amerikan sinemasının tanrıçası, yeryüzünün gelmiş geçmiş en çekici kadınlık simgesi Marilyn, ömründe ilk kez çekim platosuna geç kalmıyordu Montand'ı bekletmemek için. Aynı sahneyi kırk kez tekrarlaması gerekmiyordu ve bir film ekibiyle hiç bu kadar uyumlu çalışmamış, hiç bu denli güleryüzlü olmamıştı. "Bizi korku birleştirdi" diyordu Montand.
Kolay mı Marsilya rıhtımlarından gelip Miller'ın senaryosunu George Cukor'un yönetiminde, Monroe ile oynamak? Küçük Fransızın büyük başarısı. Ödü kopuyordu Montand'ın. Marilyn ise her zaman korkular içindeydi film çevirirken. Günlerce ezberlediği tümceleri kameranın karşısında yirmi iki kez art arda kekelediği olmuştu. Birbirlerine cesaret verdiler. Montand'ın rahat güçlülüğü, ılık süt gibi gevşetiyordu Marilyn'i. Mutsuz kahramanımızın, yakışıklı Fransıza âşık olduğuna kuşku yok.
Montand'ın Marilyn'i sevip sevmediğini bilmiyoruz. Bir şeyler yaşadılar mı birlikte? Belli değil. Arthur Miller ve Simone Signoret'in bir mucize sonucu işleri çıkmıştı. Biri "Misfits"in senaryosunu yazmak için New York'a, diğeri Paris'e döndü. Marilyn ve Montand yalnız kaldılar. Gece gündüz birlikteydiler. Dedikodular başladı. Önce aldırmadılar. Ama boşanma dedikoduları ayyuka çıkınca Yves Montand bu durumun uzaktaki Simone için ne kadar onur kırıcı olduğunu anladı. Film biter bitmez Paris'te aldı soluğu. Simone Signoret büyük kadındı. Montand'ın dediği gibi: "Anladı."
Marilyn, o güzel ve duygulu bebek, bir kez daha yalnızdı. Arthur Miller'la kanat çırpan evliliği, sınavı atlatamadı. Boşandılar.
Yarım kalan bu ilişkiden tam bir yıl sonra Yves Montand karısıyla el ele, New York'a konsere geldiğinde Golden Theater'daki kulisinde MM armalı bir para cüzdanı bekliyordu kendisini. Zarif armağana eşlik eden kartta, Marilyn'e öğrettiği bir Marsilya deyimi vardı: "Vay Canına!"
[Fotoğraf altyazısı: Monroe ve Montand "Milyarder" filminde. Marilyn, "Keşke Montand'la birleşseydim" diyecekti.]

