Carmen bu kez Carmela
Cumhuriyet · 21 Ağustos 1990
'Ay! Carmela' İspanya iç savaşı sırasında neye uğradıklarını anlayamadan oradan oraya savrulan üç kişilik gezgin bir tiyatro kumpanyasının öyküsü. Hem ünlü bir halk şarkısı hem de öykünün kadın kahramanı olan Carmela'yı Carmen Maura canlandırıyor.
MADRİD — Geraldine Chaplin'den ayrıldıktan sonra, ilhamını kendisinden otuz yaş genç, yeni karısında arayıp bulan İspanyol yönetmen Carlos Saura, artık her yıl bir film yapmaya başladı. Ancak 1988 yılında İspanyol sinema tarihinin en pahalı bütçe rekorunu kıran El Dorado ve geçen yıl gösterilen Karanlık Gece (La Noche Oscura), Saura'da fazlasıyla var olan trajik öğenin kontrolsüzce harcandığı yapıtlar olarak seyirciye itici geldi. Saura hayranları, söz konusu iki filmden sonra ustanın düpedüz inişte olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Yalnız inişte değil, eleştirmenler Saura sinemasının giderek anlaşılmaz ve karmakarışık olduğunu yazıyorlardı. Sonra ünlü yönetmenin Ay! Carmela adlı bir tiyatro yapıtını çektiği haberi geldi ve adını eski bir şarkıdan alan film İspanya sinemalarında gösterime girdi. Ünlü filmi Pepermint Frape'den beri ilk kez, o çok sevdiği trajedinin içindeki 'patetik' yanı yeniden yakalamış bulunuyor. Ve büyük seyirci kitlelerini bir kez daha bağlayıverdi büyüsüne. Saura'nın bütün filmlerini seyretmiş biri olarak, en iyisi demeyeceğim, ama en etkileyicisinin bu olduğunu söyleyebilirim. Bir buçuk saat boyunca kahkahayla çınladı sinema salonu. Çıkarken baktım, hepimiz ağlıyorduk. Carlos Saura, bir film serisine, yaşamın felsefesini sığdırmıştı.
Ay! Carmela, Jose Sanchis Sinisterra'nın aynı adlı piyesinden senaryolaştırılmış. Hem ünlü bir halk şarkısı, hem de öykünün kadın kahramanı olan Carmela (Carmen Maura), nikâhsız kocası (Andres Pajares) ve yoldan bulduklarını genç bir dilsiz (Gabino Diego) köhne kamyonetleri ile cumhuriyetçi bölgelerde dolaşıp temsiller veriyor. Carmela, Pepe ve dilsizi kısa bir süre sonra faşistlerin safında çarpışan İtalyan bir subayın karşısına çıkartıyorlar. İtalyan subayı, cumhuriyetçi bayrağını 'alaycı' bir skeçte kullanacaklarına inandıran kumpanyacılar, Franco ve subaylarına bir temsil vermek üzere serbest bırakılıyorlar.
Olan İtalyan subayı; Carmela, Pepe ve dilsize, oynamaları gereken skeçler arasında cumhuriyetçi bayrağıyla yapılacak 'belden aşağı' bir numara da veriyor. Carmela, Pepe ve dilsiz can derdindeler, öyle bayrak falan aldırdıkları yok. Fakat son anda, ertesi gün kurşuna dizilecek Polonyalıların da temsile getirilerek, söz konusu bayrak numarasıyla son bir kez aşağılanacakları anlaşılıyor.
Özellikle Carmela açısından, bir vicdan sorusu başlıyor topluluğun 'patetik' üyeleri arasında. Gösterinin ilk skeçleri çok iyi gidiyor, Carmela daha çok Polonyalılar için dans ediyor ve tutsaklar kendilerinden biri gibi alışmış onu. Dost olduğu Polonyalı ayakta, ertesi gün ölmek umurunda olmadan, gözleriyle seviyor onu. Sonra bayrak numarasına sıra geliyor, Carmela ve Pepe öğrendikleri replikleri söylemeye başlayınca ortalık karışıyor. Tutsaklar Carmela'ya öfkeyle haykırmaya başlıyorlar, askerler onları dipçiklerken Carmela dayanamıyor, gerçek duygularını haykırarak faşistlere hakaret ediyor. Franco'nun yasındaki koruma subaylarından biri, silahını çekip sahnedeki Carmela'yı alnından vuruyor.
İspanya'yı anlamak, İspanya İç Savaşı'nı anlamak demek biraz. Sanıldığından daha ileri ve düşünülenden daha geri olan bu ülke, insanlarıyla, sanatıyla, yapısıyla çok özel. Carlos Saura dekorları, kişileri, diyalogları ile kusursuz ve duyarlığıyla eşsiz yapıtta, işte bu özelliği çok iyi yakalamış.
Ay! Carmela, bir müzikal sayılabilir. Ama ustanın diğer harikaları, Kanlı Düğün, Carmen ya da Büyülü Aşk ile bir benzerlik taşımadığını söylemeye herhalde gerek yok. Ay! Carmela'nın darısı, umana gelecek 'Sinema Günleri'nin ya da yeni adıyla İstanbul Sinema Festivali'nin başına.
[Fotoğraf altyazısı: YÖNETMEN VE OYUNCULARI — Carmen Maura, Gabino Diego ve Andres Pajares (soldan sağa) köhne kamyonetleri ile cumhuriyetçi bölgelerde dolaşarak temsiller veren kumpanyamın üyeleri. Yönetmen Carlos Saura yine o çok sevdiği trajedinin içindeki 'patetik' yanı yakalamış.]

