Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1990

Aşınan sevgiliye elveda

Cumhuriyet · 14 Ekim 1990

BİLBAO — Hoşçakal Bilbao. Aşınan bir sevgiyi, çok giyilmiş bir gömleği çıkarır atar gibi geride bırakıyorum seni. Ne çok manolya vardı sokaklarında. Son zamanlarda kokuları iç bayıltıyordu. Hep aynı yere çıkar olmuştu sokakların.

Hoşçakal Nervion nehri. Güzelim sularını kızıla boyayan çelik fırınlarının ateşi hiç sönmesin. Atlas Okyanusu'ndan geçen gemilere şavkısın daha bir yüzyıl. O gemilerin kimisi Türktür. İber Yarımadası'nın okyanusa açılan sarp kıyılarını aşıp Bilbao limanında soluklanırlar. Güney Amerika'nın en uç burnu ve dünya denizlerinin en güç dönemeci Cap Horn'u geçebilen gemiciler, tek kulaklarına bir altın halka takarlarmış.

Bilbao'ya varan Türk, Rus, Alman ve yetmiş iki ulustan denizci ise El Corte sokağının irimemeli, cömert yürekli orospularının oltasına takılırlar.

Bilbao'nun Davis kupası kılıklı büyük burjuvaları o sokağı bilmezler. Adını bile anmak ayıptır "El Corte"nin, Fransız şampanyalarının Cassis şurubuna karıştırıldığı seçkin toplantılarda.

Davis kupası kılıklı onlar, Nervion nehrinin okyanusa açılan geniş ağzındaki İspanyol şatolarında otururlar. Bilbao kenti, bu nehirle Avrupa'nın en büyük doğal limanıdır. Kızıl kumlu plajlarını, tuzlu okyanusun karıştığı tatlı sular döver. O sular ki, artık içinde hiçbir canlı yaşamamaktadır. O plajlar ki, değil dalgalarına kendini bırakmak, kumlarında çıplak ayak dolaşmak bile sağlığa sakıncalıdır.

Çünkü söz konusu beyzadeler, kendilerini şatolarda yaşatan kimyasal tezgâhlarını, petrol arıtma tesislerini ve boya fabrikalarını o güzelim Nervion nehrinin başına kurmuşlardır ve o tatlı sulara dakikada 52 metreküp zehir akıtmaktadırlar. Nervion nehri, geçen yüzyıldan beri bu safrayı okyanusa kusan bir kubur ağzından başka bir şey değildir artık.

Ve Davis kupası kılıklılar ve onların torunları, istiridye kabuğunu andıran teraslarından kendi yarattıkları bu iğrençliği seyrederler şaşkınlıkla. Onlara lüks bir yaşam sağlamak için kurulan tezgâhlar, sonunda kendilerini de içine alan bir pislik kafesi olarak üstlerine kapanmıştır.

Yüzbinlerce işçiyi çalıştıran bu tesisler durdurulamaz. Her yıl, onlarca insan nedeni belirlenemeyen hastalıklardan ölür Bilbao'da. Çevre zehirlenmesi, zengin yoksul dinlemez. Arada bir patronlar da kurban gider civalı sulara, kurşun yüklü havaya. Astım ve karaciğer hastalıkları, Bask ülkesindeki ölümlerde birinci sırayı almaktadır.

Bir yüzyıl sonra geriye, belki de yalnızca El Corte kalır Bilbao'dan. O sokağın yamru yumru insanları dayanıklıdır. Okyanusun dağlara çıktığı rüzgârlı bir akşam vakti, cüce laternacı yine "Bilbao Rıhtımları" şarkısını çalacaktır o salaş tavernanın önünde. Arada bir durup derin derin öksürür, ama dayanır. Saat tam onda, Sinyora Trini gelir tavernaya. İri gövdesi ve süzgün gözleriyle toy denizciler aramaktadır.

Tavernaya girmeden, laternacının kutusu üstüne 100 peseta koyar. Bu parayı koymazsa, o gece işlerin kesat olacağına inanmıştır. Trini adı; İsa, anası Meryem ve babası Tanrı'yı özetleyen kutsal ittifak Trinidad'ın kısaltılmışıdır.

Hoşçakal Bilbao. Bir daha hiç görmeyeceğim seni. Hiç özlemeyeceğim. Ama yine de daha bir yüzyıl okyanusa şavkısın, yüksek çelik fırınlarının alevi. O fırınlarda dostlarım var. Ama seninle işimiz bitti.

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2