Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1990

İrtica, İslamı yoksullaştırır

Cumhuriyet · 22 Kasım 1990

Juan Goytisolo, İspanya'nın önde gelen yazarlarından biri. Paris, Barcelona ve Marakeş (Fas) üçgeninde yaşayan yazar, İspanya'da silinmeyecek izler bırakan Arap kültürü ve genelinde Akdeniz İslam tarihi ile yakından ilgili. İspanyol televizyonu için bu ilgi çerçevesinde bir belgesel dizinin senaryosuna ve sunuculuğuna imza atan Goytisolo, geçen hafta söz konusu dizinin Türkiye ile ilgili dört bölümünden ikisini tanıtmak amacıyla, kentimizde bulunuyordu.

"Alkıbla" (Kıble) adını taşıyan dizinin İstanbul bölümü, İspanyol TV'sinde yayımlandığında, İstanbul'u tanıyan İspanyol seyirciler tarafından eleştirildi. Kendisini, "Kalabalıkların büyülediği biri" olarak tanımlayan Goytisolo, eleştirilen bölümde uzun uzun Eminönü-Sirkeci insanlarını ve özellikle palabıyıklı, yağız Türk erkeklerini göstererek; "Türkler güzel bir ırk" yargısına varıyor, karınca yuvası gibi kaynaşan kalabalıklar üstüne geniş bir anlatı geliştiriyordu.

Kapadokya ile ilgili bölüm ise, bu doğa harikasının Barcelona'daki "Sagrada Familia" (Kutsal Aile) anıtının ünlü mimari Gaudi'nin yapıtlarıyla benzerliğini vurgulamakta.

— Sayın Goytisolo, kaç yaşında yazmaya başladınız?

— Altı, yedi yaşında. O günden bu yana da, yazmaktan başka bir iş olabileceği aklıma gelmedi.

— Hep kaleminizle mi kazandınız yaşamınızı?

— Hayır. Franco döneminde Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldım. Siyasal nedenlerle tabii. Kitaplarım, on dört yıl süreyle İspanya'da yasaklıydı. Bir süre Paris'te, Gallimard Yayınevi'nin danışmanı olarak yaşamımı kazandım. Sonra ABD'ye gittim. New York ve Boston üniversitelerinde dersler verdim. Franco'nun ölümünden sonra kitaplarım İspanya'da basıldı, çok sayıda yabancı dile çevrildi. Artık yalnızca yazarak yaşayabiliyorum.

— Arap-İslam kültürü sizi çok ilgilendiriyor. Nasıl başladı bu ilgi?

— İspanyol kültürünün, en önemli katmanlarından biri olan Arap-İslam etkilenmesini incelemeden anlamak olanaksız. Arap-İslam kültürünü tanıdıkça, İspanyol kültürünü daha iyi kavramaya ve düğümleri çözmeye başladım. Her şey netlik kazandı.

— İspanyol ve Arap kültürleri demek böylesine kaynaşmış?

— Hayır. İspanya, Batılı bir ülke. Yalnızca Arap kültürünün dilimize dört bin sözcük bıraktığını göz önüne almak gerek. Yadsınmayacak bir Arap katmanı var.

— Türkçede de İspanyolca kökenli sözcükler olduğunu biliyor musunuz?

— Evet! Örneğin "Palavra"..

— Palavra, masa, bavul, tapon, takoz, karambol, papel, kambiyo...

— Epeyce varmış!

— Peki, Osmanlı kültürünü Arap kültürü saydığınız için mi Türkiye ile ilgileniyorsunuz?

— Hayır. Osmanlı kültürü yoğun ve özgün. Elbet İslamiyetin etkisi var, fakat başlıbaşına bir uygarlık oluşturuyor. İnancıma göre, Osmanlı kültürü Batı tarafından çok yanlış anlaşıldı; çağdaş Türkiye'de yanlış değerlendiriliyor. Örneğin, şiirde bir Mevlana'nın varlığı beni büyülüyor. Mevlana'yı İspanyolcaya ben çevirdim. Çok iyi bir İngilizce çevirisinden. Çünkü bu ozan Farsça yazmış. İnanın, başarılı oldu İspanyolcası. Mevlana büyük bir ozan ve devrinde tek. Beni derinden etkileyen değerleri, zamanı için çok ilerde bir hoşgörüyü savunmuş.

— Sizce bu hoşgörü çağdaş Türkiye kültüründe kendisini gösteriyor mu?

— Göstermesini dilerdim. Dünyada en kötü şey, bir ideolojinin, dogma ya da sistemin başka düşüncelere yer bırakmayacak biçimde yerleştiğini görmektir. Şimdilik, Türkiye'deki durum için Avrupa gibi denemez. Bunu benim kadar siz de biliyorsunuz. Fakat Osmanlı döneminde de güncel bir hoşgörüden söz edemeyiz. Ben o devirde yaşasaydım, öldürürlerdi. Mevlana başka. Bu büyük sanatçı, dünyaya ve insanlığa olağanüstü bir barış mesajı bıraktı. Ben kendimi bu anlamda bir Mevlevi duyumsuyorum.

— "Kıble" dizisinin İstanbul bölümünde kalabalıklardan çok söz ediyorsunuz. Sıkılmıyor musunuz bu kalabalıklardan?

— Hayır. Kalabalık çekiyor beni. Bir "kent hayvanıyım" ben. New York, Paris metroları, insan yığınları arasında olağanüstü bir entelektüel uyarı buluyorum. Bir kitap yazdım. Adı: "Savaş Sonrası Bir Peyzaj" kitabın kahramanı, alabalık. Metro tünelleri, o kıvıl kıvıl yaşam.

— Kapadokya ve Gaudi benzerliğinden biraz söz edermisiniz?

— Kapadokya'yı gördüğümde, ilk kez demek istiyorum, büyük bir heyecana kapıldım. Gaudi'yi tanıyan birinin Kapadokya'yı görüp bu ünlü mimarı düşünmemesi olanaksız. Kapadokya'nın her köşesi sanki Gaudi'nin elinden çıkmış bir sanat eseri. Bu bağlantıyı yazılı olarak kurmak daha önce nasıl olup da kimsenin aklına gelmedi, şaşıyorum.

— Sayın Goytisolo, Türkçe de biliyorsunuz. Türkiye ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

— İstanbul'a ilk kez yirmi bir yıl önce gelip bir ay kaldım, roman yazıyordum o sırada. 12 yıl sonra tekrar gelip Türkiye'yi gezdim. Son yıllarda hep geliyorum. İspanyolcada da bir kitap var. Adı: "Türkiye'ye Yolculuk". bu kitap, Türkiye'yi öylesine çekici ve sevimli bir düşman olarak anlatmış ki, bana bu ülkeyi yakından tanımak isteği verdi.

— En çok hangi kitapları okuyorsunuz

— Eski Arap yazarlarını, sufileri çok seviyorum ve yakından ilgileniyorum kültürleriyle.

— Herhangi bir dine inanıyor musunuz Sayın Goytisolo?

— Hayır. İnançsızım. Bütün dinlerde var olan ve İslamın günümüzde yaşadığı irticanın, İslam kültürünü yoksullaştıran bir politika olduğunu düşünüyorum.

[Fotoğraf altyazısı: BEN BİR KENT HAYVANIYIM — Juan Goytisolo, kalabalıklarla ilgilenen bir yazar. "Ben bir kent hayvanıyım" diyen Goytisolo'nun "Savaş Sonrası Bir Peyzaj" adlı kitabının kahramanı da kalabalık. (Fotoğraf: Suat Kozluklu)]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1