Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Binlerce küçük sevinç yumağı

Cumhuriyet · 3 Şubat 1991

PARİS — Kimi küçük sevinçler yalnız birileri için vardır, diğerleri için yokturlar. Diğerleri, o sevinçleri duymazlar. Bıkkın ve kör adımları, minicik sevinçleri ezip geçer. Oysa, birilerinin duyargaları o sevinçlere açıktır hep. Yerde, gökte, birlikte ve yalnızken.

Bir sabah, pencere mutlaka küçük sevinçlerin üstüne açılır. Kocaman bir kentin uğultusu dolar içeri.

Paris, çoktan uyanmıştır.

Binlerce metro vagonu, iki dakika süren her duruş ve kalkışta; yeraltından yerüstüne yüzbinlerce insan kusmaktadır şimdi. Uzaktan bir tren sesi gelir. Paris'ten Bordeaux'ya, saatte 513 km hız yapabilen, ama ortalama 400'le gidecek olan Atlantik TGV'sinin kalkışına 32 saniye vardır. Yalnız başkentten ve şu anda, tüm ülkeye tam 27 tren kalkmaktadır.

Fransa, demiryollarının en gelişmiş olduğu dünya ülkesidir. Her yıl ağırladığı ve daha ağırlayacağı, yaklaşık 55 milyon turistle (nüfusu kadar yani), turizm dalında ABD'nin ardından ikinci gelir.

Ordusu, NATO'ya dahil değildir.

Nükleer savaş gücünde, dünya üçüncüsüdür. Nükleer enerji üretiminde ise yine ABD'nin ardından ikinciliği alır.

Pencerenin camlarını serin bir Paris güneşi okşuyor. Mösyö Haussmann'ın 3. Napolyon döneminde açtığı geniş bulvarlardan sabırsız arabalar ve o arabaların içinde suratsız "iş" insanları akmakta. Korna seslerini duymamak için ses geçirmeyen camlarını sıkı sıkı kapatmışlar. İki metrekarelik taşıt bağımsızlıkları içinde kıç kıça ilerlerken hem tırnaklarını kemiriyor, hem de burunlarını karıştırarak stereo müziklerini dinliyorlar.

Paris Valisi Mösyö Haussmann'ın, vaktiyle bu bulvarları, ikide bir kazan kaldıran Parislilerin kolay barikat kurmalarını önlemek için böylesine geniş açtırdığını bilmiyorlar.

Yanından geçtikleri Eyfel Kulesi'ni de görmüyorlar. Oysa Eyfel Kulesi yeniden boyanıyor. Bu kule, Mösyö "Eiffel"e 1889 Dünya Fuarı için, 20 yıl sonra sökülmesi kaydıyla ısmarlanmış. Ama Gustave Eiffel, aslında ilk planlarını yanında çalışan bir mimardan satın aldığı kulesini sökmeye kıyamıyormuş. 20. yüzyıl başlarında yayına başlayan ilk radyo vericisini kulenin tepesine diktirerek "Bakın işe yarıyor" mantığıyla ünlü Eyfel Kulesi'ni yıkımdan kurtarmış. Yirmi yıl için kurulan Eyfel Anıtı, yüzyıl sonra ve 320 metrelik boyuyla yine ayakta, yine eşsiz. 7000 ton ağırlığındaki çelik gövdesi 7 yılda bir boyanıyor, her yıl 3.5 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Bundan bir süre önce, Paris hayranı çılgın bir Amerikalı, Eyfel Kulesi'nin her yedi yılda bir sırayla mavi, beyaz ve kırmızıya boyanmasını önermişti. Eyfel'in düzenli aralıklarla Fransız bayrağının renklerine bürünmesini simgeleyen bir düzine de maket hazırlayıp sergiledi. "Böylece" diyordu çılgın Amerikalı, "Balaylarını Paris'te geçirmeye gelen yeni evliler, biz Eyfel'in mavi dönemine, kırmızı ya da beyaz dönemine rastladık, diyebilirler."

Ben çok sevmiştim çılgın Amerikalının üç renk senfonisini. Ama tutucu Fransızlar, bu fikri tutmadılar. Eyfel'in rengi eskiden gri idi şimdi boz. Fakat yeni ışıklarla giydirdiler onu. Halojen lambalarının aydınlığında, geceleri bir kuyruklu yıldız gibi uzanıyor yeryüzünden gökyüzüne.

Paris, bir, yüz değil, binlerce küçük sevinç yumağı. Anlatmaya hangisinden başlamalı?

İçimde, boyundan büyük bir çikolatayı kemirmeye çalışan çocuk çaresizliği var.

Şu somurtkan Parisliler, acaba Paris'i aslında hiç mi hiç tanımadıkları için mi sevinemiyorlar?

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1