Paris'in göbeğinde 'Kazı Kazan'lı Mozart
Cumhuriyet · 10 Şubat 1991
Paris'in göbeği 20 bucak. Herkes haddine uygun bucakta oturuyor. Türk işçileri, 18. bucağı mesken tutmuş örneğin; bakkal çakkal açılmış, kebapçı dükkânları kurulmuş. 16. bucak, genelinde varsıl ve seçkin bir semt. Ortasından uzun bir cadde geçiyor: "Avenue Mozart." Köşesindeki bir kahve de ünlü müzisyenin adını almış. "Café Mozart" bulunduğu semtin seçkinliğine karşın, müşterileri zengin evlerinde tamirat yapmaya gelen inşaat işçileri, bir gecelik vizonlu sevgililer.
"Tomi, çek şuradan bir takotak!"
Tomi, kahvenin sevimli garsonu. Takotak, bizdeki "Kazı Kazan"ın Fransız kardeşi. Tomi, masalara takotak servisi de yapıyor. Vizon mantolar ve boyacı tulumları, aynı hareketle kazıyorlar takotakları.
Kahvenin camında bir Mozart posteri asılı. Gözlerinin yerinde birer "lazer" plak var. Hayretle seyrediyor, hart hart takotak kazıyıp, loto oynayanları. 1991, Mozart'ın 200. ölüm yıldönümü. Dünyada bu yıl, Mozart Yılı. Topuğunun değdiği her kent, bir ucundan sahip çıkıyor bu dev sanatçıya. En görkemli kutlamalardan birine de Paris hazırlanmakta. Mozart, 35 yaşlık ömründe iki kez geçmiş Paris'ten. İlk gelişinde Goethe de bu kentte bulunuyormuş. 'Delikanlı Goethe', dahi müzisyenle karşılaşmasını 66 yıl sonra şu sevecen tümceyle anlatmış:
"Yolculuğum sırasında 7 yaşında bir çocuğun verdiği bir konserde bulundum. Ben 14 yaşındaydım o sırada; perukası ve kılıcıyla o minik adamı hiç unatmadım." Yine Fransa'nın Dijon kenti ise belediye arşivlerinde Mozart'ın konser ilanını bulup çıkarmakla övünüyor. Hatta hesaplayıp kitaplamışlar, Mozart'ın Dijon konseri sırasında aslında 10 yaşında olup, "sekiz" diye ilan edildiğini keşfetmişler, gizli bir hazine planı bulmuş gibi seviniyorlar.
Wolfgang ve kızkardeşi Nannerl'in Paris'teki ilk konserlerinde belirgin bir sirk havası vardı. Fransa'nın züppe (ama kültürlü) soyluları, gözleri bağlı ya da örtülü piyano üstünde harikalar çalan bu dahi ufaklığı, az çok hokkabaz seyircisi alkışlarıyla bağrına bastı, aynı Paris dehanın doruklarında dolaşan erişkin Mozart'a ilgisiz kaldı. 1778 yıllarıydı. Soyluların durumu güçleşmiş, müzikle uğraşacak halleri pek kalmamıştı. Fransa devrime doğru geri sayıyor, ateşli söylevler müzik konserlerinden fazla ilgi topluyordu.
Mozart, ikinci gelişinde karşılaştığı bu serinliği bağışlamadı ve Fransızlardan nefret etti.
Wolfgang Gottlieb ya da imzalamayı sevdiği gibi Amadeus Mozart, insanlık kültürünün en yüksek zirvelerinden biri. Ama insanlık, 35 yılda yüzlerce eser veren ona yalnız yaşamı sırasında değil, dehasının yüceltildiği ölümünü izleyen 200 yıl içinde de haksızlık etti. Önce 'dahi çocuk', sonra 'çocuksu dahi' diye tanımlandı hep kişiliği. Çevresindeki toplumsal olgulardan habersiz, Tanrı vergisi bir kolaylıkla beste yaptığı öngörüsü geçerli kılındı. Oysa Mozart, 1784 yılında; "Bu dünyada öğrenmek, bildiklerimizi başkasına öğretmek, bilimde ve sanatta hep daha ileriye gitmek için bulunuyoruz" diyecek kadar bilgeydi. Ve kendisi kadar değerli olmayan birçok müzisyene nesnel olarak yardım etti. Sanatında yaptığı devrim, Fransız ihtilalinden farksızdı. Bir müzik tarihçisi, Mozart için "müzisyenlerin 14 temmuzu" deyimini kullanır. Bu tanım, Mozart yalnızca barok müziğin en mükemmelini yarattıktan sonra "romantizmin" kapılarını açtığı için yapılmamıştır. Wolfgang Amadeus Mozart, 1781 yılında 9 mayıs sabahı efendisi (yani patronu) Hyeronimus'a gönderdiği istifa mektubuyla tarihte o güne değin bir soylunun şemsiyesi altında geleneğine başkaldıran ilk müzisyendir. Ekmeğini sanatıyla kazanmaya (ya da ölmeye) karar veren ilk besteci.
Bizlere bıraktığı düşünsel mirası, Don Giovanni operasında yazılıdır. Müziğe gerçek evrensel boyutu bu yapıtıyla kazandırmıştır. 20. yüzyılın en büyük yazarlarından Anthony Burgess, Mozart'ın bu operada ulaştığı boyutu, sapsade bir tümceyle açıklıyor:
"Hepimiz birer Don Giovanni'yiz."
Mükemmeli ulaşılır kılan, bir saat mekanizması kadar çapraşık ve ince kurulu müziği, kulağa kolay gelen bestecidir. Fransız devriminin tarihe damgasını bastığı yıllarda topluma değin düşüncelerini ise "Sihirli Flüt" adlı yapıtıyla insanlığa armağan etmiştir.
Mozart, 1791 yılının 5 aralığında saat 00.55'te ve bugün artık kesinlikle bilindiği gibi akut bir streptokok enfeksiyonundan öldü. Böbrek yetersizliği, beyin kanaması ve zatülcempe yol açan bu hastalık o günlerde Viyana'da salgındı ve Salieri dahil kimse, Mozart'ı zehirlemedi. Mozart'ın çağının diğer müzisyenleri gibi toplu gömü çukuruna atıldığından 200 yıl sonra insanlık onu sonunda gerçek kişiliğiyle keşfetmeye hazırlanıyor. Önce 'harika çocuk', sonra 'çocuksu bir harika' olmaktan başka, ortak kültür tarihimizin bir devrim kahramanı olarak. Bu yakıştırma benim değil, müzik tarihçilerinindir.
Mozart Bulvarı'ndaki Mozart Kahvesi'nde insanlar hart hart takotak kazıyor, camdaki lazer plak gözleriyle Mozart, anlayışla onlara bakıyor.
Paris'te parasızlık, 200 yıl sonra hâlâ kolay değil. □
[Fotoğraf altyazısı: Mozart kahvede: Mozart ve Schikaneder'i "Sihirli Flüt" üzerinde çalışırken gösteren bir gravür.]
[Fotoğraf altyazısı: "Le Mozart" adlı kahvenin canına bir Mozart posteri asılmış: Gözlerinin yerine birer lazer plak oturtulmuş besteci, 'Kazı Kazan' oynayan Parislileri hayretler içinde izliyor. (Fotoğraf: FERİT DÜZYOL)]
