Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Sevmek için yürek isteyen kent

Cumhuriyet · 3 Mart 1991

PARİS — Büyük kentler insan gibidir. Mangal gibi yürek ister onları sevmek için. İğrençlik ve güzellikleri, cücelik ve yücelikleriyle kucaklamak gerekir. Kimi hastadır, yorgundur. Bırakın üç bin yıllık bir kenti, üç günlük özgeçmişini kavrayabilmekten aciz iki ayaklı memeliler tarafından kemire kemire emilmektedir sütsüz, yorgun göğüsleri. İstanbul gibi.

Kimisi ise 10 milyonluk tansiyona karşın sağlıklıdır. İnsanlarca ve insanlar için kurulmuştur; onların rahatı düşünülerek yönetilmektedir. Sorunları vardır, fakat çözümleri tükenmemiştir. Paris gibi.

Paris, bugün dünyanın büyük başkentleri arasında en iyi düzenlenmiş ve düzenlenmekte olanı. Bu gerçeği İngiliz medyaları dile getirmekteler.

Sabahları Paris'te uyanmak heyecan vericidir. Gözünüzün kucaklamaya yetmediği koca kent, dev bir dizelin muhteşem temposuyla homurdanmaktadır. Gece düşen nabız, sabah beşe doğru güçlenir.

Yattığınız yerde kıpırtısız ve gözlerinizi sıkı sıkı yumup, dışarıda olan biteni dinlersiniz: Binlerce metrosu, treni, arabası, otobüsü ve "Seine" üzerinde yeni hizmete giren hızlı nehir otobüsleriyle, kentin kan dolaşımı çoktan başlamıştır. Sabah altıda, kaldırım kenarlarındaki mazgallardan tazyikli sular fışkırmaya koyulur.

Özel olarak eğimli yapılmış yol kenarlarına bir süre sonra piyade çöpçüler, bu suları sağa sola dağıtarak dört ayaklı Parislilerin dışkılarını temizlerler. Sekize doğru, Paris Belediyesi'nin zırhlı panzerleri dağılır caddelere. Yerleri süpüren iki döner fırça ile silahlıdırlar. Renkleri yeşildir ve üstlerinde "Proprete de Paris" yazar. Paris'in temizliği...

Bütün atık sular, Seine Nehri'ne akıtılır bu kentte. Sonra damıtılır ve Paris'in musluklarına pompalanır yeniden. O su klor kokmaz, mikropsuzdur

Aslında bütün kent, Seine Nehri üstüne kurulu bir yaşamı simgeler desek yeridir. Bütün dedikodulara rağmen, Seine Nehri kirli değildir. Çünkü atık sular bile, nehre akıtılmadan önce temizlenir. Som balıkları saldılar bu mevsim başı Seine'den içeriye. O pembe etli güzelim balıkların, çok değil, gelecek yıldan öteye köprülerden balık tutanların oltasına takılacağını umuyorlar.

Paris'te her şey, her yer, her dem turistiktir. Kanalizasyonları bile. "Sefiller"de Jean Valjean'ın kaçıp kurtulduğu, Orson Welles'in casusçuluk oynadığı kanalizasyonlar, hediyesi 12.000 Türk Lirası karşılığında ve rehber nezaretinde gezilir.

Paris, aynı zamanda vefalıdır. Yüzyıllardır hiçbir yazarını, çizerini, sanatçısını unutmamıştır. Oturdukları evleri, şimdi başkalarının olsalar bile minicik birer plaketle anımsatır. Güzel oldukları zaman müze yapar. Ya da yollara, caddelere verir adlarını.

Paris'te "Theophile Gautier" ile "La Fontaine"in arasındaki minik bir sokakta, "Mozart" Bulvarı'ndan yankılanan "Saraydan Kız Kaçırma" operasını dinleyerek yazıyorum bunları.

Bu kentin taşlarına en az adını vermiş olanlar, politikacılar. Demek bu "zanaat" zamana dayanıklı değil. Doğru dürüst yüceltilen birkaç tane var. En pohpohlananı hâlâ Napolyon.

Fakat eskaza bir yere adını verdiler mi bir tarihsel kişinin, dünya döndü, dönem değişti diye verilen adı geri almak, kimsenin aklına gelmiyor. İşte bu yüzden "Stalin"den geriye ve tüm yeryüzünde, belki de yalnızca Paris'teki "Stalingrad" Meydanı kalacak.

[1. sayfa tanıtımı (Paris'ten / Sevmek için yürek ister / MİNE G.SAULNIER): Büyük kentler insan gibidir. İğrençlik ve güzellikleri, cücelik ve yücelikleriyle kucaklamak gerekir onları. Kimi hastadır, yorgundur, İstanbul gibi. Kimisi 10 milyonluk tansiyona karşın sağlıklıdır, Paris gibi.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2