Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1991

Bütün suç tangoda

Cumhuriyet · 24 Mart 1991

PARİS — Eski bir denizci deyimidir: Enginlerde, kimliğini belirleyemedikleri teknelere, "tango, tango..." diye seslenir telsizciler. Fransızcada "tangon", gemiyi rıhtıma bağlamak için kullanılan tahta direk. "Tanguer" fiili ise teknenin sudaki sallanışı.

Tango, tehlikeli bir dans. "Sokağın felsefesi", her zaman tehlikelidir. Hele tango gibi, en gizli duygularımızı ürperttiği zaman. 1911 yılından başlayarak Avrupa'ya sıçrayan Arjantin tangosunun evrenselleşme hızı, Birinci Dünya Savaşı'nı ve salgın hastalıkları geride bırakarak başta Arjantinliler olmak üzere herkesi şaşırttı. 1913 yılında Fransa'yı kasıp kavuran Arjantin tango, Fransız estetiğine: "Tango rengi", "tango etek", "tango yemek" ve "tango kahvaltı" gibi özel parfümler bırakırken her ülkede değişik kabul görüyordu. Örneğin sınır komşusundan daha tutucu olan İtalya'da, Fransız hanımların rahat dans etmesini sağlayan geniş yırtmaçlı tango etek sansüre uğruyor, ön tarafta minik bir ayrıkla idare ediliyordu. İtalya'da, her yere kendinden önce giden ve bu dansın yuvalar yıkıp, ocaklar söndürdüğünü fısıldayan tango efsanesi, öylesine tir tir titretiyordu ki ahlak "düşkünlerini"; 1914 savaşı üstüne düşünceleri sorulan İtalyan tarihçi Guglielmo Ferrero, alaycı gülüşüyle: "Bütün suç tangoda!" demişti.

Fakat tangonun Avrupalılaşma sürecinde en hoş tartışma, İngiltere'de açıldı. 1913 yılında Time gazetesi, başta tango olmak üzere tüm ithal malı danslara karşı müthiş bir yergi kampanyası başlattı. Oysa İngiltere Kraliçesi, "Time" kadar tutucu değildi. Kendisi dans etmiyordu, ama yanındaki hanımların dansına izin verdiği gibi, bir çiftin dansını gördükten sonra "tangodan hoşlandığını", söyleyecek kadar ileri götürdü işi. Oysa başka bir soylu, devrin Norfolk Düşesi, "Tangonun İngiliz karakter ve ideallerine ters düştüğünü" söyleyerek bol tükürüklü bir tartışma açtı. Sonunda kraliyet tiyatrosunda "dişi İngiliz aristokrasisi" için özel bir tango seansı tertiplendi. Tiyatroyu vakar içinde onurlandıran soylu hanımlar, gösteriyi seyrettiler ve 21 muhalif oya karşı 731 olumlu oyla biten demokratik seçim sonucunda, tangoyu "muzır" dans olmaktan kurtardılar. Yüksek İngiliz sosyetesi, Arjantin tutkusuna, sokağın felsefesine, 1913 yılında, işte böyle açtı kapılarını.

Bu arada en gülünç yasaklama kararını Almanlar alıyor ve Kayzer II. Wilhelm, "Prusyalı asker duruşu için gerekli sertliği dans ederken yitirdikleri" gerekçesiyle subaylarını tango yapmaktan "men" ediyordu.

Avrupa macerası böyle böyle gelişen tangonun anavatanı Arjantin'de durum farklı mıydı sanırsınız?

1890'lı yıllara doğru "Aşağılık halk tabakasının bir bayağılığı", diye nitelenen tango konusunda 1916 yılında cumhurbaşkanı adayı Carlos İbarguren şöyle buyurmuştu: "Bu dans, gayrimeşru bir üründür. Arjantin toprağının doğal zerafetinden nasibini alamamış kenar mahallelerin cinsel kalıbını yansıtıyor!" diye devam ediyordu; "Tropikal Habanera ile sahte Milonga'nın çiftleşmesinden doğan, soysuz, melez bir piçtir."

Peki ya dinciler ne düşünüyordu dersiniz tango hakkında? 1923 yılında "Kenar Mahalle Tarihi" adlı kitabın yazarı Katolik Manuel Galvez, tangoyu şöyle tanımlıyor: "Cinsel çekici, aşağılık, küstah, bayağı, yapış yapış ve yumuşak. Kaskatı üzüntüden kerhane sevinci çıkaran, Germen dilinde tutkular çağrıştıran, serkeş bir yaşamın karanlık mahallelerde sürten cani gölgesi..."

Yıl 1991. Bütün bu öfkeden saldırıdan ne kaldı geriye?

Elbette tango.

Tango, flörttür. Aşktır. Sokağın felsefesidir. Sokağın felsefesi çok tehlikelidir. Doktrinler ve dinler ve kurumlar ölür.

Çünkü tango gibi aşk gibi bazı duygular, insanın ta kendisidir.

[Fotoğraf altyazısı: TANGO — Arjantin'den yola çıktı, Avrupa'yı etkisi altına aldı, sonra tüm dünyaya yayıldı; yasaklandı, eleştirildi, fayda etmedi.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1Gazete kupürü 2