İki değişik tutum var
Cumhuriyet · 29 Nisan 1991
PARİS — Körfez savaşından sonra gelişen Kürt isyanı ve bu isyanın bastırılmasıyla Türkiye sınırlarına yığılan Kürt sığınmacılar konusunda, Fransa'nın Türkiye'ye karşı tutumunu iki ayrı konumda incelemek gerekiyor. Birincisi, hükümetin, yani Fransız resmi makamlarının tutumu. Bu bağlamda, Fransa'nın belki de ilk kez Türkiye'ye yönelik muhalif bir tavır takınmadığının, hatta Türk tarafının getirdiği çözüm önerilerinin etkili bir biçimde desteklendiğinin altını çizmek gerekir.
Kamuoyunu yönlendirmesi açısından önem taşıyan haberleşme medyalarında ise genelde Türkiye'nin ne alkışlanıp ne de yerildiği söylenebilir. Yazılı basında, Türkiye'nin Kürt sığınmacılar karşısında göğüslemek zorunda kaldığı durum en objektif biçimde "Le Monde" gazetesinde işlendi. Ve yine en doğru tarihsel ve günlük analizler bu gazetede yer aldı. "Libération" gazetesi de benzeri bir tutum izledi. Türkiye'ye değgin en yersiz ve haksız suçlamalar, Fransız Komünist Partisi'nin gazetesi "L'Humanité"den geldi. Türk askerlerinin Kürtlere yönelik yardımlara el koyduğu ve bu askerlerin "Saddam ordusundan farkı olmadığı" iddiası söz konusu "ciddi" gazete ile düzeysiz bir magazin gazetesi sayılan "Le Parisien"den geldi. Ülkenin "sağ" sesi olarak nitelendirilebilecek "Le Figaro" gazetesinde ise iki aşırı uçta bir durum gözlendi: Bu gazetenin Türkiye'ye olayların başında gönderdiği özel muhabir, Diyarbakır'da Türk güvenlik kuvvetlerince tartaklanmıştı. Olay, "Le Figaro" sütunlarına Kürtleri ezen bir Türkiye imgesiyle yansıdı. Fakat aynı gazetede, göç eden Kürtlerle ilgili Türk düşmanı bir tavır takınılmadı.
Kürt sığınmacılar konusunda Paris hükümeti, Türkiye'ye karşı olumlu tutum takınarak Ankara'nın önerilerini destekledi. Basının bir kanadı ile Danielle Mitterrand'ın başkanı olduğu France Libertés Vakfı ise Türkiye'ye karşı düşmanca bir tutum izliyor.
Televizyon önyargılı
Televizyon, çok daha "olumsuz" ve "önyargılı" bir bakış içindeydi Türkiye'ye karşı. Görüntülerin çarpıtılarak kullanılması, Türkiye'ye karşı kan kusan Kürtlerle yapılan röportajlar, belli bir "eski hesabın" faturalanmasını çıkarıyordu. Hatta bir keresinde, FR3 kanalı "zavallı Kürtlerin hiç teröre başvurmadığı için ezilen bir toplum olduklarını" söyleyecek kadar ileri götürdü işi.
Fakat bütün bu düşmanca tavırları, Fransa'nın genel ve geniş tutumunda "olumlu" bir "sessizlik" ya da dolaylı hak verme aşamasına girdiği bugünlerde abartmadan, soğukkanlılıkla değerlendirmekte yarar var. Çünkü Fransa ve genelde Batı ile Türkiye'nin arasında, tarihsel bir husumet var. Ucu taa Atilla'ya dayanan tarihsel kuşkular yeniden hortluyor. İlişkilerin daha "yansız" değerlendirilmesi zaman alacak.
Bayan Mitterrand
Türkiye'ye karşı bu "tarihsel kini" şu an Fransa'da en iyi temsil eden dernek, yine Türk tezlerine arka çıkan Fransız Cumhurbaşkanı'nın çok yakınında bulunan bir kurum. Başkanın eşi Danielle Mitterrand'ın kurduğu ve yönettiği "France-Libertés" Vakfı, 1988 yılında olduğu gibi en açık, en taraflı Türkiye aleyhine demeçlerin basını çekiyor. Paris'teki Kürt dostları tarafından "çok iyi" biçimlendirilen Danielle Mitterrand, Kürt sorununda kesin bir Türkiye muhalifi. Ama bu, Bayan Mitterrand'ın Türk düşmanı olması demek değil. Aradaki farkı görmekte yarar var. En önemlisi, Danielle Mitterrand'ın çok iyi dostları, örneğin bir Bernard Kouchner'in (Devlet Bakanı) Türkiye'yi övücü bir tavır alabilecek demokratik denginin varlığı ve belirleyici olan devletin politikası ile yansız medyalar. Bu kapsamda da Türkiye aleyhine geniş çaplı bir kampanyadan Fransa için söz edilemez.
Fransa'nın Türkiye'ye karşı diğer Avrupa ülkelerinden daha dikkatli bir tutum takınmasında, iki ülkenin Kuzey Irakl sığınmacılar konusunda BM Güvenlik Konseyi'ne aynı zamanda başvurmuş olmasının da önemli rolü var.
[Fotoğraf altyazısı: Bayan Mitterrand.]
